Bazı insanlar konuşurken kelimeleri seçer. Bazıları ise düşüncelerini. Sen ikisini de yapmıyorsun. Aklına gelen her şey birbirine çarpa çarpa ilerliyor; yaptığın her tercih üzerine yıkılıyor. “Yine olsa yine yaparım,” dediğin, pişman olduğunu sandığın ama olmadığın, ötelere iteklediğin çok şey var. Sonra da tek başına oturduğun o masada uzun uzun dalarken uzaklara, kendi kendine bunun gerçekten düşünmek olduğunu söyleyip duruyorsun.
Oysa düşünmek başka şey.
Düşünmek bazen bir ağacın gölgesinde oturup tek bir yaprağın düşüşünü izlemek kadar sade olabilir. Sen ise zihninin bütün odalarını titrek bir mum ateşiyle aydınlatmaya çalışıyorsun. Bu yüzden hiçbir şeyi net göremiyorsun.
Biraz dolaşıyorsun avare avare, bir gülüşe kanıyorsun, belki dost görünen bir sohbete… Ama hep aynı yere geri dönüyorsun sonunda değil mi?
Uğraşma boşuna. Senin dünyanda her şey bulanık bir tortudan ibaret, üstelik mavi bulutları da hiç göremeyeceksin.
Ne yazık.
Bir insan en çok kendini düşünüyorsa en çok da kendini yaralar sonunda. Bunu da hiç düşünmemiştin değil mi? Aklına bile gelmedi.
Seni tanıyan kime sorsak şimdi gözlerindeki ışık söner, elleri kaskatı birer yumruk olur, iki damla kan damlar avuçlarına.
Şıp şıp…
Ama aslında seni birilerine soracak kimse yok değil mi?
Belki de asıl mesele bu.
İnsan bazen kötülüğüyle değil, yokluğuyla silinir. Adı anılmadığında, ardından susulduğunda, hatırlanmaya değer bulunmadığında.
Tamam, sorduk diyelim.
Ne olurdu biliyor musun?
Senin yüzünden taşıdıkları tüm yüklerin somut bir kanıtı olarak omuzları çöker, göz pınarları acı acı yanmaya başlar, susarlardı uzun uzun.
Tik Tak…
Saat ilerlerdi.
Tozlar havada ağır ağır dönerdi.
Kimse gözlerinin içine bakamazdı.
Kasvetin üzerlerine çökerdi.
Ama en sonunda ne olacağını sen de ben de biliyoruz nasılsa değil mi?
Aklında bana benzer bir şey evirip çevirdiğini bildiğimiz gibi. Bana benzer diyorum çünkü şimdi sorsam beni sana içi boşalır sözlerinin.
Sorsa biri beni sana…
İnsan ne diyebilir ki tanımadığı biri hakkında? Ama belki suskunluk gelebilir aklına. Üstelik sen bilmesen de susmak en büyük feryattır aslında. Al işte sana düşünecek bir şey daha.
Ben..
Ben perdenin kıpırtısız hâli gibiyim.
Hayır, hayır…
Pencerenin üzerine fazladan iki kilit takılmış hâli gibiyim.
Fırtınaları almıyorum içeriye.
Almayacağım.
Zorlamayın boşuna.
Benim dünyamda bulutlar mavi.
Güneş, sıcacık bir kahve gibi içimize doğru akıyor.
Gülüşlerimiz duvarlarda derin ve ışıltılı izler açıyor.
Sabahlar hiç acele etmiyor.
Akşamlar kimsenin omzuna yük bırakmıyor.
Burada size yer yok.
Burada sana yer yok.



