Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Uçanbalon

Benim adım Uçanbalon.

Bu ismi kendime ben koydum.

Ve benim rengim kırmızı.

Ama bu rengi kendime ben vermedim. 

Çünkü benim rengim aslında mor. 

Çünkü maviyi gökyüzünden çaldım.

Tamam, bu tarif bir sürrealist tabloya benzedi, haklısınız. 

Ama zaten gerçek denilen şey anlamsızlığın içindeki anlamda değil midir? 

Benim de hikâyem biraz böyle.

Ben kendimi ilk nerede gördüm biliyor musunuz? 

Asla bir aynada değil…

Ben kendimi ilk büyükbabamın gözlerinde gördüm ve onun avuçiçi sıcaklığında…

Büyükbabamın evi Yalova’da, dere kenarında, tek katlı bahçeli bir evdi. Kocaman bir bahçe balkonu vardı. Yaz akşamlarının rüzgârıyla kokan o evin balkonu benim cennetimdi. 

Onun elinde bir bardak çay, dizinin dibinde ben. 

Elimde dondurmam, gözüm gökyüzünde; ateş böceklerini hayranlıkla izleyen keşif dolu gözlerim… 

Ben onları izlerdim, büyükbabam da beni. 

O bakışla bana “çiçeğim” derdi; benim içimde bir tomurcuk açardı. 

Onun da gözleri ateş böcekleri gibi parıl parıl parlardı…

Gezmeye çıktığımız yaz akşamlarında ne zaman bir baloncu görsek, mutlaka bana balon alırdı. Ben hep kırmızı isterdim ama balonlar hep tek renkti: mor. Ben moru kırmızı düşünürdüm o an, çok da önemli değildi aslında; büyükbabam ile yürürken elimde bir balon olması demek, gökyüzüne uçmaya hakkım var demekti. Balon göğe doğru yükselirken içimde bir şey hafiflerdi. Çünkü balonum beni uçuracak uçuracak ve pamuk sandığım bulutlara çıkarıp üzerine bırakacaktı puf diye! 

Bazen de mahallede düğün olurdu, diğer çocuklarla müziğin arasına karışırdım. Ben elimde balonumla bir oraya bir buraya koşarken, büyükbabam uzaktan bana bakardı. Sanki göğe salınmış bir çocuk gülüşünü yere düşürmeden tutan bir bakış. Belli ki ben de onun uçanbalonuydum. Gözlerindeki mutluluk ışığını görünce dünyanın en mutlu kızı olurdum. Çünkü bir insanın mutluluğu bazen birinin ona baktığını bilmesiyle mümkündür.

Yıllar geçti.

On üç yaşındaydım gittiğinde. 

Çocukluğuma veda etmek yeterince zorken, bulutların pamuk olmadığını henüz sindirememişken bir de beni en çok seven kişiye veda etmiştim.

Balonumun ipi avuçlarımdan kaydı. 

Kollarım kalkmadı.

Ve gökyüzü artık sadece griydi. 

Ben büyüdükçe o hafifleşti, ben ağırlaştıkça o güçlendi. 

Büyümek bazen bir ipi elinden bırakmak demektir. 

Ben o ipi bıraktım sandım. 

Ama balon gitmedi. 

Gökyüzü mavi, büyükbabamın sevgisi kırmızı, balonum mor… 

O zaman anladım balonum neden mor!

Gökyüzüne sevgiyle bakan bir kızın balonu başka ne renk olacaktı?

Yıllar sonra kendimi ararken, ismimi de hiç düşünmeden Uçanbalon yaptım. 

Çünkü geçmişe, sevgiye, masumiyete, kayba ve hafifliğe uzanan bir bağdı bu isim.

Bugün nereye gitsem gökyüzünü görebileceğim bir yer olsun isterim. Balkon benim için manzaradan önce nefes demek. Maviye bakınca dinlenirim, huzur bulurum, kendimle konuşurum. Göğe bakmak, büyükbabama ve buralardan göçüp giden sevdiklerime en çok yaklaşabildiğim yer gibi gelir.

Renk dediğin, dışarıda olan değil; içinde karışandır.

Gökyüzü mavi, büyükbabamın sevgisi kırmızı, balonum mor…

Hayatta bir insandan beklediğim şey hiçbir zaman “tutulmak” olmadı. 

Birinin elinde sıkışmak istemedim. 

Birinin beni bırakmasından da korkmadım. 

Ben sadece, büyükbabamın baktığı gibi bakılmak istedim: sıkmadan, boğmadan, kaçırmadan… 

Bir balonun ipini tutar gibi. 

Uçabileceğini bilerek ama kaçmayacağını hissederek…

Yanındayken kendimden eksilmemek…

Özgür hissetmek.

Gökyüzüne bakabilmeye devam edebilmek…

Tutulmadan durabilmek…

Ve bazen de en güzeli: yanında özgür kalabildiğin birine rastlamak…

Gökyüzünden gelen bir lütuftur bu. 

Yıllar önce alınan bir emanetin iadesidir yine emanet olarak…

Çocukken öğrendiğin sevgiye zarar vermeyen ve tıpkı onun gibi bakan bir çift ela göz… 

Sesinin kısılmadığı, gökyüzünün daralmadığı bir yakınlık…

Ben hâlâ bunu yaşayan o kızım. Büyükbabam bana “sen değerlisin” demedi belki ama bana bunu hissettiren kocaman bir hayat bıraktı.

Bir insanın kendine ait bir iç sesi vardır ya; iyi kötü ne söyleyecekse, bir yerden başlar. Benim iç sesim büyükbabamla başladı. Bugün ne olursa olsun içimde “sevilmeye layıksın” diyen bir ses varsa, bu ses hep onun sesidir.

Ben o sesi hep duyuyorum

Gökyüzüne bakarak

Kırmızıyı içimde taşıyarak

Mor bir balon gibi

İpim tutulmadan orada durarak…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Merve Zorlu
Merve Zorlu
1985 İstanbul doğumluyum. Turist Rehberliği ve İşletme eğitimi aldım. Bir süre alanlarımda çalışsam da hayat bana bambaşka yollar çizdi. Şu sıralar bir cam sanat merkezinde usta olmak için eğitim alıyorum. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, mitoloji ve dinler tarihi en çok dolaştığım zihinsel duraklar. Okumak benim için bir alışkanlık değil, dünyayı anlama ve onunla baş etme biçimim diyebilirim. Bir dönem hayatın sonluğuyla yüzleşmek zorunda kaldığımda, aklıma ilk gelen şey “okumam gereken çok kitap var” olmuştu. O günden beri dilimde hep aynı dua var: “Bana zaman içinde zaman ver”.

POPÜLER YAZILAR