Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sen Gittin Gideli

Başlık bulamazdı yazdığı yazılara. Aslında çok iyi biliyordu başlık yazının kalbi, iskeleti ya da beyni gibiydi. Hatta öğrencilerine zaman zaman paragraflar okur, “Haydi başlık bulma oyunu oynayalım,” derdi. Ne etkileyici başlıklar çıkardı o paragraflara. Önemliydi başlık. Ekmek gibi, su gibi, hayat gibi…

O gün öğrencilerine, “Bu kez başlığı ben veriyorum, paragraf sizden,” dedi. “Çocuklar, tadı tuzu kalmadı eski bayramların. Sevgiyle açılan, özlemle kucaklayan kollar bir bir kapandı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte; dijital çağın getirdiği yenilikler, ucuz tatil biletleri, gün gün zorlaşan hayat şartları insanların hayatlarını değiştirdi. Duyguları değişti insanların maalesef. İlişkiler zayıfladı. Gelenek göreneklerimiz bir bir raflara kaldırıldı. Bireysellik ön plana çıktı. Bu sebepten bugün sizler için “Bayram ve Hasret” başlığını seçtim. Bakalım yüreğinizden neler dökülece?”

İlk soru Sema’dan geldi. “Dini bayramlarımız mı?”

“Fark etmez, ‘bayram’ dediğimizde aklınıza gelen neyse o… Milli kültürümüzü yansıtan milli bayramlarımız da olur, dini bayramlarımız da. Kalemlerinizi konuşturun bakalım, neler çıkacak ortaya? Neler dökülecek yüreğinizden?” dedi.

Hayallere daldı işte o an… Kendi kendine ben de yazayım diyerek kaleminin ucuna sivriltti,  kağıdını hazırladı. Öğrencileriyle birlikte koyuldu yazmaya.

Anneannem bahçesi kamışlarla örülmüş, koyun ayağı bir evde otururdu. Bahçe kapısı dahi kamıştandı. Bahçenin orta yerinde bir incir ağacı ve altında yerden biraz yüksek bir takası, bir su tulumbası vardı. O evi ancak senede iki ya da üç kez bayramlarda ziyaret ederdik. Erken uyanır, büyük bir heyecanla bayramlıklarımızı giyer, yola düşerdik. Arabamız son virajı da dönüp kamışlı bahçenin önünde durduğu zaman, bayram başlardı çocuk aklımda. Böylelikle bayram sevincimize bir kat daha sevinç eklerdik. Hele anneanne evinde el açması susamlı baklava da yapılmışsa, şeker tadında bir bayram başlardı. İncir ağacının altındaki su tulumbasının başına koşuştururdum heyecanla. Sadece ben değil çocukların hepsi tulumbanın başında toplanır ve su çekme yarışına girerdik. Tulumbadan gacır gucur çıkan ses, coşkuyla fışkıran su; neşemize neşe katardı. Çocuk cıvıltıları, şen kahkahalar sarardı dört bir yanı… Umarsızca atılan çığlıklar masmavi gökyüzüne dek yayılırdı…

Çocukluğumun en güzel hatırası… O gün bugündür tulumba görmedim. Suyla oynamadım o coşkuyla… Çığlık atmadım kahkahalarla karışık… Çocukluk her zaman unutulmaz hatıraların ev sahibi.           

Şeker tadında bayramlar vardı eskiden. Hatta o kadar tatlıydı ki bayramlar Ramazan Bayramına “Şeker Bayramı” denirdi eskiden. Şeker zor bulunur, sadece bayramlarda ortaya çıkardı ondan mı, yoksa yaşananlar tatlıydı ondan mı? Bilinmezdi…

Annem erkenden kalkar radyonun başına geçer anteniyle oynar, düğmesini sağa sola çevirir, toprağın içinde altın ararmışcasına pür dikkat kesilir ve Barış Manço’nun “Bugün bayram erken kalkın çocuklar” şarkısını bulana dek uğraşırdı. Bu sesle başlardı evimizde bayram neşesi. Akşamdan yapılan tatlıların şerbetleriyle buluşma anını kaçırmamak için fırlardık yataktan. Bir de şeker toplama heyecanı eklenirdi üstüne. Minicik yüreklerimiz pır pır… Bilirdik ki o gün konu komşu herkes birbirini ziyaret edecek, eller öpülecek, harçlıklar alınacaktı. Başucumuza akşamdan koyduğumuz en cici ayakkabılar giyilecek, annemizin büyük emekle diktiği en güzel kıyafetler bizi süsleyecek. Saçlarımız özenle taranıp örülecek. Ev çoktan hazırdı misafirlere. “Yağ dök yala” temizlik, günler öncesinden bitmiş olup bayram namazından erkeklerin dönmesi beklenirdi dört gözle… O gün bugündür bayram Barış Manço’nun sesiyle başlardı bizim evde…

“Sen gittin gideli
İçimde öyle bir sızı var ki
Yalnız sen anlarsın
Sen şimdi uzakta
Cennette meleklerle
Bizi düşler ağlarsın

Bugün bayram
Erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi” 

“Buruk geçen bayramları içi özlemle, hasretle dolu bayramları düşünürüm bu şarkıyla. Şarkının neşeli melodisinin aksine oldukça hüzünlü sözleri alır beni benden… Annesiz bir çocuğun acısı yüreğimi sızlatır. Öpecek bir elin kıymetini bir kez daha anlarım en derinden,” diye yazdı ve kalemini bıraktı. Başını kaldırıp öğrencilerini inceledi bir bir…

Kendilerine verilen görevi yerine getirmenin sorumluluğu içinde türlü ruh hâlleri dökülüyordu tertemiz sayfalara. Okumak için heyecanlandı. Bitirenler getirmeye başladı kâğıtlarını. Gelen kâğıtlardan rastgele seçip yazıları okumaya başladı.

Öğrencilerin yazılarında sevinç vardı, mutluluk vardı, ayrılık vardı, hüzün vardı…             

Seçtiği bir yazı, “Sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki, yalnız sen anlarsın,” ifadesi ile başlıyordu. “Sensiz buruk geçti bu bayram. Yokluğun…”

“İçimde tarifsiz bir özlem vardı. Biliyorum annem bugün bizimleydin. Yanımızda değildin belki ama kalbimin tam orta yerindeydin…

Melike Erdoğan
Melike Erdoğan
1971 Osmaniye doğumluyum. Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunuyum. Türkçe Öğretmeni olarak Adana Sıtkı Kulak Orta Okulunda çalışma hayatımı sürdürmekteyim. AÖF'de Sosyoloji okudum. Aile Danışmanlığı eğitimi aldım. Kitap okumayı, incelemeyi, yorumlamayı severim. Bu sebepten dolayı okulumda veya sosyal ortamlarda kitap okuma kulüplerinde okuma etkinliklerime devam etmekteyim. Hikaye ve Denemeler yazmaktayım. SUARE ÖYKÜ’de öykülerim yayınlanmakta. İki oğulun annesiyim.

POPÜLER YAZILAR