“Kız Fatma iyice sildin mi oraları? Aman tozun zerresi kalmasın, hanım çok kızar bak söylemedi deme iyi temizle.”
Fatma dizlerinin üzerine çökmüş, çiçekli, lastikli donunun paçalarını dizlerine sıvamış kızarmış yüzü ve alnına birikmiş ter damlalarıyla yerdeki lekeleri ovalıyor, bir taraftan da, “Ne halt etmişler, ne yapmışlar da bu kadar kirletmişler burayı saatlerdir ovuyorum kolumda derman kalmadı, sen de ancak bana höykür, kolaysa hanımın karşısında sesin çıksa ya! Süt dökmüş kedi oluyon kadını görünce, belim bıkınım koptu be!”
Temizlik şirketinin elemanı Fatma bir çare bulsa bu meslekte çalışmazdı çalışmasına da iki çocuğunun ekmek parası için mecbur geliyordu. Hem sigortası yatıyordu hem de asgari ücretle geçinmeye çalışıyordu. Zamanında ailesi okutsaydı, belki şimdi memur olur, başka bir hayatı yaşıyor olurdu. Belki kendisi temizlik için kadın alır, işleri ona yaptırırdı. Yerleri ovalama, silme işini yaparken hayal dünyasına dalmış, başka bir hayatın içinde bulmuştu kendini. Tozları almaya başladığında hanımın yatak odasında tuvalet masasının üzerindeki parfüm şişelerini indirmeye başladı. Rengârenk, birbirinden değişik parfüm şişelerinin gözünü almasıyla, içindeki sıvıların kokularını merak edip koklamaya başladı. Topuklu ayakkabı şişesindeki koku ayrı bir güzel geldi ona. Pırlanta gibi pırıl pırıl parlayan cam kapaklı şişe daha bir güzeldi.
“Bu kadar kokuyu ne yapıyor bu kadın acaba?”
Tuvalet masasını bitirince şifonyeri, komodinleri, gardırobun aynasını en son avizeleri silip odadan çıktı. Oturma odasının, salonun tozlarını alınca evin temizliği bitmiş yorgunluktan canı çıkmıştı. Her yer mis gibi sabun kokmuştu. İşleri denetlemek için başında gelen patronun kardeşi Ceylan bütün odaları gezip Fatma’nın yaptığı işleri beğeniyle süzdü.
“Bir yorgunluk kahvesini hak ettik Fatma, hadi kahve yap da içelim karşılıklı, acık sohbet edelim seninle.”
Zaten yorgunluktan canı çıkmış Fatma gözlerini karşısındaki kadına devirirken, içinden kadına söyleniyordu
“Gâvurun kızı sanki sen yoruldun, ben çalıştım sen ancak otur. Yorgunluk kahvesiymiş, açım ben, ne kahvesi bırak da eve gideyim çocuklarım evde yemek bekliyor!” dese de mutfağa gidip sade bir Türk kahvesi yaptı, Ceylan’a ikram etti. Kadın Fatma’nın ağartmak için defalarca ovduğu beyaz koltuğa oturmuş, kahvesini keyifle höpürdeterek yudumlarken, aniden içeriye giren evin hanımı Avukat Ayşin’i görünce heyecandan kahveyi Fatma’nın sildiği koltuğa döktü. Yanında Fatma oturduğu için yaptığı suçu hemen Fatma’nın üstüne yıkmaya çalışarak, “Ayy! Fatma ne yaptın! Bak kahveyi döktün, ben sana demedim mi dikkat edelim. Hem şimdi kahve içmek nedir canım evde içeriz demiştim hâlbuki!” diyerek Fatma’nın şaşkın bakışları altında hemen banyoya koşturup deterjanla temizlik bezini aldı ve koltuğu silmeye başladı. Fatma donmuştu sanki hiçbir şey söyleyemedi. Gözlerine dolan yaşları eliyle silerken sadece, “Kusura bakmayın hanımım ben şimdi temizlerim,” diyebildi.
Yılların avukatı Ayşin her şeyin farkındaydı. Aslında Fatma’nın dolan gözlerinin kızgınlığının ve kırgınlığının ayırdına varmıştı ama kadını daha fazla üzmek istemedi, kahvenin beyaz koltuğunda bıraktığı ize bakıp, “Olur öyle şeyler siz işinize bakın temizleyin, bunu patronunuza bildireceğim haberiniz olsun!” diyerek çokta üzerinde durmadı.
Ertesi gün Avukat Ayşin Hanım evine güvenlik için taktırdığı kameralardan olayın nasıl olduğunu inceledi ve temizlik şirketini arayıp, “Bir daha sizinle çalışmak istemiyorum, çalışanlarınıza sahip çıkın. Benim evimde oturup kahve içmek de nedir Allah aşkına? Koltukta hâlâ kahve lekesi var onu hemen çıkarması için Fatma’mıydı adı neydi? Gelsin bugün temizlesin yaptığı lekeyi,” diyerek verdi veriştirdi.
Fatma, avukat hanımın evinin kapısını çalarken korkudan elleri titriyordu. Kendisini güler yüzle karşılayan Ayşin Hanım karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Ayşin Fatma‘yı konuğu gibi salona buyur etti. Fatma oturmakta tereddüt edince ısrar edip onu koltuğa oturtturdu. Fatma’nın meraklı, şaşkın bakan gözlerine bakarak “Şimdi söyle bakalım Fatma, neden yapmadığın bir suçu üstlenmek zorunda kaldın?” Fatma beklemediği bu soru karşısında gözyaşlarını tutamadı. Fatma’ya peçete getiren Ayşin, kadının sakinleşmesi üzerine karşısındaki koltuğa oturup kadının anlatacaklarını dinlemeye başladı.
“Ben iki çocuk annesiyim, onların ekmek parası için bu işte çalışıyorum. Kocam hayırsızın, berduşun teki, anca içki içsin. İlkokuldan sonra babam beni okutmak istemedi. Yalvarıp yakarıp ortaokulu da okudum ama liseyi okutmadı. Önceleri annemle temizliğe gidiyorduk, daha o yaşta ellerim lime lime yarıldı ilaçlardan. Sonra baktım hayatım böyle heba olup gidecek, peşime takılan bir delikanlı vardı onun güzel sözlerine kanıp bir gece vakti ona kaçtım. Yaşım on altı, o zaman daha farkında değilim başıma geleceklerin. Önceleri ıssız tarlalarda, terk edilmiş bahçe evlerinde, sonraları hayvan çiftliklerinde bekçi, bakıcı olarak kaldık. Eşim başta iyiydi. Sonra işlerin yoğunluğu benim hamileliğim derken onda bazı değişikler olmaya başladı. İlk kızım doğunca çiftlikten ayrılıp ev tuttuk. Birkaç parça eşya bir yatak derken azar azar eşyaları almaya başladık. Eşimde mandırada çalışıyordu. Akşamları eve gelirken içki alırdı, bir iki kadeh içerdi, ses çıkarmazdım sonra ikinci kızıma hamile kaldım. Ben hamilelik sıkıntılarıyla uğraşırken benim adam da içki içmeyi alışkanlığa dönüştürdü. Bazı akşamlar kendinde olmaz, bana hakaretler eder, “Sen kendine kadın mı diyorsun be? Şu hâline bak! Daha aklınıza gelebilecek bir sürü hakaret.”
“Dayak atıyor muydu Fatma?” diye sordu Ayşin. “Yok! Allah’tan dayağı yok ama lafıyla döver, çok aşağılar beni, ne yapacaksın alışıyorsun zamanla katlanıyorsun. Temizleyecek toz değil ki silip atıveresin.”
Yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle devam etti anlatmaya, “Sonunda onun içki parası, evin kirası, kızların masrafları falan derken bu iş imdadıma yetişti. Çalışıyorum çok şükür, kimseye muhtaç değilim.” Başını gururla kaldırmıştı gözlerinde haklı olduğunu gösteren onurlu bir bakışla anlatıyordu.
“Bu zamana kadar kızlarımı büyüttüm, şimdi belediyenin açtığı kreşe gidiyorlar, ailemden hiç yardım görmedim. Yüzüm de yok zaten gitmeye kaçarak evlendim ya, el açmak istemedim. Okumak hayalimdi ama kızlarımı okutup meslek sahibi yapayım o da bana yeter. O nedenle ben her şeye patronun kardeşinin beni çalıştırıp oturmasına da onların haksızlıklarına da katlanmak zorundayım, her şey kızlarım için. İşte böyle avukat hanım benim hikâyem de bu.”
Fatma’nın sözü bitince Ayşin, “Sana bir teklifim var Fatma, belli ki dürüst bir insansın, temizliği de güzel yapıyorsun. Benim ofiste senin gibi temizlik ve yemekle ilgilenecek bir elemana ihtiyacım var. Hem evimin de haftada temizlik işlerini yaparsın hem de iki katı para kazanırsın. Böylelikle patronun eziyetine de katlanmazsın ne dersin bu teklife?” Fatma hiç beklemediği teklif karşısında hem sevindi hem de şaşırdı. O gün Fatma için sürpriz bir hediye gibi geçti.
Yeni iş yerine kolaylıkla alıştı. Mert bir kadın olan patronu Fatma’nın hem arkadaşı hem işvereni, hamisi oldu. Dürüstçe işini yapan Fatma iş yerinde çok sevildi. Ayşin Hanım’ın yol göstermesiyle açıktan okumaya başladı. Kızları ilköğretimin orta kısmına geçtiğinde lise diplomasını aldı. Kocasının baskılarına, alkolikliğine, hakaretlerine rağmen evliliğini sürdürmek için çabaladı. Eşini tedavi olması için ikna etmeye çalıştı ama başaramayınca sonunda eşinden ayrılmaya karar verdi.
Ayşin Hanım avukatlığını yaparak çocuklarının velayetini de kazanarak Fatma’nın boşanmasını sağladı. Kocasının bütün tehditlerine rağmen hayatındaki bütün tozu dumanı temizleyip yeni bir geleceğe doğru adım attı. Fatma üniversite sınavına girerek Açıköğretimden Adalet Meslek Yüksek Okulunu kazanarak iki senede okulunu bitirdi ve Ayşin hanımın ofisinde asistan olarak çalışmaya başladı. Şimdi İstanbul’da ofiste evrak işlerini hallederken geriye bakıyor ve temizliğe gittiği Ayşin Hanım’la tanışmasına sebep olan o günü şükürle anıyor. Kızlarıyla kurduğu mutlu bir yuvası var. Evinin sıcacık huzurlu havasını hep birlikte teneffüs ederlerken, evinde tozun zerresini bırakmıyor.



