Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Dört Yüz

Bugün dört yüzüncü yaş günüm. Bin dokuz yüzlü yılların sonunda dünyaya geldim. Doğduğum yıllarda insan ömrünün bir asrı aşması nadirdi; oysa şimdi bir asır, genç sayılabilecek bir yaş. Hâlâ ufak şeyleri kafama takıyorum, mükemmel olan şeyler ilgimi çekiyor. Birkaç dekat önce, mobilyalarımın kusursuz, evimin tertemiz olmasını isterdim. Şimdi ise geçmişte yaşadığım evlere kıyasla daha mütevazı ama kusursuza yakın bir yaşam sürüyorum: havalandırma ve sanitasyon teknolojisiyle mikroorganizmalardan arındırılmış, vücut ısıma göre hava sıcaklığını ve nemini ayarlayan akıllı, kübik bir evde yaşıyorum.

Bugün eşim gelecek. Farklı kübik evler arasında seyahat edebilmek için kan ve diğer vücut sıvıları kapsamlı taramalardan geçiriliyor; artık bir başkasına hastalık bulaştırmak neredeyse imkânsız. Umarım eşim taramayı sorunsuz geçer ya da en fazla kısa sürede tedavi edilebilecek basit bir enfeksiyon saptanır. Eskiden grip benzeri hastalıklar günler, haftalar sürerdi; şimdi dakikalar içinde tedavi edilebiliyor.

Kendimi biraz yalnız hissediyorum. Doğum günü kutlamak artık gereksiz kabul ediliyor, yaşamım boyunca pratik olmayan her geleneğin terk edilişine şahit oldum. Ne bir pasta yiyeceğim ne de mum üfleyip dilek tutacağım. Eski doğum günlerimi hatırlıyorum: kalabalık, gürültülü, neşeli ve yüksek glisemik indeksli yiyeceklerle dolu kutlamalar… Sonra bu düşünceden vazgeçiyorum. Yerde bağdaş kurup düşünmeye başlıyorum. Bu kadar uzun yaşayabileceğimi, Everett’in Çoklu Evren Teorisi’ni okuduğumda sezmiştim. Günümüzde paralel evrenlere inananların sayısı hayli fazla. Acaba her ölüme yakın deneyimde bilinç, paralel bir evrene geçiyor ve bu şekilde hayat sonsuza kadar sürüyor mu? Bundan hâlâ emin değilim.

Bu yaşıma kadar pek çok hastalık atlattım; hatta bir kez kalbim durdu, ama tıbbi müdahaleyle geri döndüm. İnsan gerçekten hayatının amacını, ikigai’sini bulabilir mi? Kendime açıkça söyleyemesem de kendi amacımı seziyorum: mükemmel olmamaktan ve ölümden korkmamayı öğrenmek. Belki de huzurlu bir yaşam ve yine huzurlu bir son, ancak bizi en çok sınırlayan koşullanmaları aşmakla mümkündür.

Tam o sırada, kübik evimin girişindeki tarama koridorundan bir anons duyuluyor: “Atlantis-7 virüsü tespit edildi.” Eşimin küfür ettiğini işitiyorum. Bu, henüz tedavisi geliştirilmekte olan, görece tehlikeli yeni bir virüs. Bir anda ayağa fırlayıp kapıya yöneliyorum. Eşim kapatmam için bağırıyor, sistem alarmları çalmaya başlıyor. Ama ben koşup ona sarılıyorum. Yüz yıllardır sevdiğim dudaklarını öpüyorum. Öpüşmenin, feromon uyumunun bir göstergesi olduğu ve bu uyum sayesinde pek çok sağlıklı çocuğu dünyaya ve yeni keşfedilmiş gezegenlere getirdiğimiz aklımdan geçiyor.

Geride büyük bir aile bırakacağız. Bizi mutlaka özleyecekler. Korkunun sona erişini ve sonla yüzleşmeyi hissediyorum. İşte benim ikigai’m bu. Üzerime ağır, tatlı bir uyku çöküyor; sanki kilometrelerce koşmuşum gibi kaslarımda laktik asidin yanmasını hissediyorum. Eşimle birlikte koridora uzanıyoruz.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Güler Açelya Aykaç
Güler Açelya Aykaç
Okulu kırıp okuma yazmayı öğrenemediğini annesi keşfedince, bir kış gününde annesi tarafından oturtulup okuma yazma öğretilen ve aynı günün akşamında ilk öyküsünü okuyup zamanla bir kitap kurduna dönüşen kadın. Ortalama insan ömrünün kabaca yarısında hayal etmeye ve hayal dinlemeye hevesli bir hekim. Özellikle fantastik, bilimkurgu sever.

POPÜLER YAZILAR