Nefes nefese koşuyordu arabanın arkasından.
Bir yetişse… Ömrüne yetişecekti. Yetişemedi.
Keşke oyalanmasaydı güz çiçeklerini toplarken. Dağdan davarı biraz erken indirebilirdi o zaman. Ah, bu kadar küçük olmasaydı! Daha hızlı koşabilirdi işte!
Yaşından zayıf bedeni engel değildi de yaşından küçük, yırtık terlikleri engeldi… Bükülüveriyordu bileği. Taşlar kanata kanata koşsa da demirden değildi ya okul yolu görmemiş ayakları… Yokuş aşağı koşarken sarı taşlardan kalkan sarı tozlar, kaderinden daha çok bembeyaz yüzünü karartıyordu. Gözlerinden inen sicimler yol yol çaresizlik çiziyordu, daha bebeksi alları silinmemiş yanaklarına.
Ayakları düze bastı nihayet, hayatı alt üst olduğunda. İşte şimdi her şeyi daha net görüyordu görmez olasıca gözleri. Arabaya bindiriyorlardı ablasını, ipek saçlarından sürüye sürüye. Buraların kışı yaman olur. Sabah ezanından evvelki yakıcı soğuğu, o kömür saçların kokusu ısıtırdı ancak. Kopan her tel, ayaza bir adım daha yaklaştığının habercisiydi, biliyordu.
Sevmek bu kadar kötü bir şey diye mi kimse sevmiyordu? Ondan mı korkuyordu herkes bu kadar sevmekten? Bir yiğide gönül veren güzel, türkü olmazdı bu topraklarda. Söylenenden farklıydı gerçekler. Sevgiyle yeşeren ne varsa kurutulurdu. O yüzden yürekler gibi çorak, o yüzden yürekler gibi kuraktı her yer. Anacığı da doğurup, ilk sütünü verip göçmüştü hemen. Öğretememişti ki bildiklerini. Anne sevgisi görmeyen bahtı, ablasının kara saçlarına bağlamıştı tüm umudunu. Ama gizlerdi bunu. O güzelim aklı, koca dünyada olana bitene ermezdi de sevgiyi saklaması gerektiğine ermişti çoktan. Sessizce sevmişti ablasını içinde. Ve kınalı kuzularını. Korkardı göstermekten. Babası kan davasına kurban gittiğinden beri, dört abisi vardı başında. Dört abi… Baş harflerinden “t.ö.r.e.” okunan. Pek titiz (!) insanlardı. Şimdi tüm dünyayı, umudu, insanlığı kirleterek namuslarını temizleyeceklerdi.
Tekme tokat soktular arabaya. Kapattılar kapıları. Çakıl taşlarının üzerinden tozu dumana kata kata bastılar gaza.
Koştu, koştu, koştu… Yoruldu, düşüverdi neden sonra. Tomurcuklanmadan solan göğsündeki kalbi koşmaya devam etti. O edemedi. Elleri, dizleri, boncuk gözleri… Her şeyi toz içinde kaldı.
Çaresizce baktı. Arka camdan geriye düşen o son bakış… İçinde kaldı.



