Bir hikâyeye tutunmak, zamana ve unutulmaya karşı direniş göstermek demekse, Koleksiyoncu ve 11’e 10 Kala filmlerindeki Mithat Bey, bu direnişin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Pelin Esmer’in kamerasında o, sadece bir koleksiyoncu değil; geçmişi saklayan, zamana meydan okuyan bir hafıza olarak karşımıza çıkar.
İstanbul’a veya tarihe biraz farklı bakmak için yaklaşın…
Mithat Esmer, İstanbul’da doğmuş ve hayatının büyük bölümünü bu şehirde geçirmiş. Devlet bursuyla ABD’de mühendislik eğitimi almış; mesleki olarak daha sade bir yaşam sürerek devlet kurumlarında çalışmış ve emekliliğe kadar düzenli bir iş hayatı olmuş. Ancak onu daha özel kılan, bu düzenli hayatın içinde kurduğu o kendine özgü dünya…
Saatlerin tıkırtısındaki arşivi… Genç yaşlarından itibaren gazete, dergi, afiş ve çeşitli basılı materyalleri toplamaya başlamış; zamanla bu uğraş bir tutkudan öteye geçerek onun yaşam biçimine dönüşmüş. Âdeta kişisel bir tarih, yaşayan bir hafıza kurmuş. Ekmek üzerindeki etiketleri bile saklayacak kadar incelikli bir dikkatle biriktirdiği koleksiyonunu izliyoruz biz de bu filmler ile. Reşat Ekrem Koçu’nun “İstanbul Ansiklopedisi’ni” tamamlama çabası da bu tutkunun bir parçası olarak “11’e 10 Kala” filmi ile verilmiş.
Nejat İşler ile çekilen “11’e 10 Kala” filmi, sevdiği İstanbul’u da anlatıyor: İstanbul’un kentsel dönüşümünü ve buna karşı verdiği sessiz direncini… Mithat Bey’in dünyasında her gün saklanması gereken bir arşiv iken hem de.
Filmde kapıcı Ali karakterine hayat veren Nejat İşler’in, dinlendiği bir zamanda çekimlere şahit olan bir vatandaş tarafından “Ne kadar Nejat İşler’e benziyorsunuz,” denilerek gerçekten kapıcı sanıldığını ve yine Mithat Bey’in bu filme ikna edilmesi ile kendi dünyasının sinemaya taşınmasının başlı başına ayrı bir hikâye olduğunu bizzat Pelin Esmer’den duymuş biri olarak biliyorum.
Ayrıca, filmde yer alan rüyaya dair bina yıkım sahnelerinin, gerçekten yıkılan evine ait görüntüler olmasının da ayrı bir tarihi hafıza olarak belirtilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. O binadan büyük koleksiyonun taşınma süreci ise, bir hikâye anlatma çabası olarak alkışı hak etmiyor mu?
Mithat Bey’in hikâyesi yalnızca biriktirmek değil, aynı zamanda kaybetmemenin hikâyesi çünkü. Her bir parça, geçmişten koparılmış küçük bir zaman dilimi. Sizce de öyle değil mi? Başkalarının gözünde belki değersiz olan, hızlı tüketime alışkın olduğumuz bu günlerden bakınca ne kadar haklı bir tutunma biçimi. Herkesin kişisel arşivi olmalı zaten…Tarihi…
Mithat Bey bu farkındalık ile hayattan dökülenleri toplama derdinde bir misyon edinmiş. Sabahları onu uyandıran şey günlük bir dergi sayısını bulma ihtimali..
11’e 10 Kala filmindeki partneri Ali de Mithat Bey’in karşısında bambaşka bir yaşamı temsil ediyor: daha pratik, daha bugüne ait. Onun için eşyalar taşınacak yükler; Mithat Bey için vazgeçilmez anlamlar iken o da zamanla değerli olanın ne olduğunu keşfediyor. Bu iki karakter arasındaki diyaloglar, hafızayı aktarırken geçmiş ile bugün arasındaki köprünün kendisi olduğunu düşündürdü bana.
Mithat Bey’in yaptığı gibi, bir şeyi saklamak ona değer vermektir. Günü tüketmeyip farkında olmak, bazen de “seni bırakmıyorum” demektir.
Siz de bu Nisan ayında kendi koleksiyonunuza bakmaya ne dersiniz? Ben, kendi koleksiyonumdan bir anı bırakıyorum buraya…



