Umutla, heyecanla, mutlulukla ya da tutkuyla çıkılan yolların geçmediği türden bir yerdir burası. Sadece yanlış yola girenlerin, üstelik yanlış yola girdiğini uzun süre anlamayan ya da her yolun bir yere bağlanacağı umudunu körü körüne taşıyanların vardığı bir yer. Çünkü artık asfalt bitmiş, yollar çoktan daralmış, geriye sadece toprağın toza dönüştüğü taşlı yol kalmıştır. Burada mevsimler neredeyse sadece yazdır ve yazlar gözü kör edecek kadar parlak ve sıcaktır.
Adı bile öylesine konmuş bir köydür burası; sanki bir el, kirli bir torbadan rastgele seçtiği harfleri yan yana dizmiş de bir kelimeye benzediğini düşünür düşünmez kayıtlara geçmiş gibi. Burada sokakların isimleri yoktur. Yalnızca numaralandırılmakla yetinilmiş karmakarışık sokakların, nerede başlayıp nerede bittiğini kestirebilmek zordur. Anayol denilen toprak yolun altında, sırtını kuzeydeki çorak tepeye yaslamış tek katlı evler dizilidir en bezgin halleriyle; üzerlerini kaplamış olan tozdan görünmez ve bunu dert edinmezler. Üflesen uçacak bacaları, iki dolunaydan uzun sürmeyen kış gecelerinde kaknem bir duman çıkarır. Özensiz, derme çatma evler, demir telle bağlanmış bahçe kapıları, yaşamaktan da ölmekten de umutlarını kesmiş görünürler.
Tek bir bakkal vardır köyde; yağlı sakalları, donuk balçık gözleri ve kese kağıdı rengindeki yüzüyle müşterileri azarlamayı âdet edinmiş biridir sahibi. Pazar günleri çevre çiftliklerden gelen işçilerin, kapısının önünde çene çalmayı uzatması durumunda söylene söylene indirir kaldırır kolileri, kasaları. Kimse yadırgamaz, yadırgayacak kadar seçeneği de yoktur kimsenin. Aranılan her şey bulunamaz ama iç sıkıntısından başka hiçbir şeyin bulunmadığı bir köyde, bir şeyler bulma ihtimali olan tek yer orasıdır. Zaten bu nedenle haftalıklarını alan işçilerin en büyük etkinliğidir orada düğme, kibrit, patates, çorap, çiklet, makarna, mısır, testere ve irmik rafları arasında gezinmek.
Bir tane de kahvehane vardır bu boğucu köyde. Çayı berrak, kahvesi acıdır. Alışılagelmişin aksine bir kadın işletir burayı; üstelik, köyün gülümseyen tek kadını. Hafta içleri kimse olmasa da, o her gün yerleri süpürür, tozu toprağı temizler; ancak günler sonra gelecek müşterilerine hazırlık yapar. Pazar günleri hareketlenir kahvehane. Koca memelerini sallaya sallaya bir o yana bir bu yana koşturur kadın masalar arasında ve annem diye hitap eder müşterilerine.“Sana ne getireyim annem?” , “Çay taze annem”, “Geçen hafta yoktun annem”. Bir günlüğüne keyiflenir koca memeli kadın. Bir günlüğüne canlanır köy. Bir günlüğüne sıradan bir memnuniyete bürünür hayat; bir günlüğüne sanki dünyanın geri kalanıyla aynı anda nefes alıp verir sokaklar. Bir günlüğüne yaşar gibi olur insanlar, evler. Ertesi gün yeniden yalnız, küskün, dünyaya uzak ve yabancı hâline geri döner. Gidecek yeri olmayanların haftada bir gün yaşar gibi olduğu bir köydür burası; tozlu ve öldüresiye bunaltıcı.



