O büyük ve muazzam zamanda unuttum.
Kanatlarım çok oldu üşüyor benim.
Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor.
Bu yüzden eğik boynum.
Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
Bundan gözlerimdeki kayalık,
İçimdeki serseri buzullar,
Dürtme içimdeki narı,
Üstümde beyaz gömlek var. (Birhan Keskin/ Penguen 2)
Tüm beyaz gömleklerimizin aşkına soruyorum:
Neyin peşine takıldığını bilmeyecek kadar saf ve aciz midir insan? Aciz denilince çok kızıyorum ama saf denilince daha masum sanki, biraz da acınası… Hemen indiriyorum gardımı. Öyle tabii, saf olmasa hiç sevilmeyeceği, saçının okşanmayacağı, zerre güzel kelam duymayacağı yere davul zurna ile gider mi?
Adının bile anılmayacağı, eksikliğinin hiç hissedilmeyeceği ve kalabalıklar içinde avazı çıktığı kadar bağırsa da duyanının olmayacağı bir yere, allı pullu elbiselerle, kına yakarak gider mi?
İçine düşürdüğü ateşin onu da yakıp kül edeceğini sanırken, cayır cayır yananın kendisi olduğunu ve bir kaşık suyu bile çok görecekleri insanlara kendi ateşiyle çay demleyip ikram eder mi? Allah aşkına siz söyleyin!
Tüm hayalleri hiçe sayılarak, kadın olmanın onursuz ve gurursuz sayıldığı bir çatının altında pişirdiği yemeğini tuzu çok mu oldu diye endişelenir mi? Sadece şu kahrolası gömlek yakasındaki çizgi ütüde tutmadı diye ömrü hayatında bir daha hiç duymayacağı cümleleri makineye çamaşır koyarken usulca dinler mi?
Dinlermiş, gidermiş, yaparmış, edermiş… Miş, mış…
Ak pak tüllerin içinde, gözünde umut, gönlünde düş. Kalbi, maraza bir hayatı ne bilsin bulutlarda süzülürken. Saf işte. Ne demek saf insan? Saf insan, ailesinde sevgi ve terbiyeyle yetiştirilmiş, diğer insanların kahpeliklerine yeterince maruz kalmamış insana denir.
Artık saf da olmuyor değil mi bu saatten sonra?
Giderken giydiği beyaz gelinliği usulca çıkarıp, saflığı da eteklerinin dibine bırakıyor. Çünkü vazgeçmeyi öğrendiğinde insan, tüm alçaklıklardan, aldatılmışlıklardan, ihanetlerden, şiddetten de nasibini almış oluyor. Tecrübeli olmak ne acınası bir durum, öyle değil mi? “Ben tecrübeliyim,” yani “Ben ne acıların içinden geçtim ama bakın buradayım…”
Bir de profesyonel olmak var; yani ben acımasız, duygusuz bir insanım… Bu kısacık hayat yolunda ikisi de eksik kalsın diyeceğim ama…Bilmiyorum.
Aciz? Aciz mi kaldı bize. Güçsüzlük yani? İnsan, savaştığına benzememek için pes etmişse? Yine aciz mi kalır, yoksa saflığını geri mi alır bu durumda?
Geri alır elbette. “Sana benzemedim, sana kalmadım, sende tükenmedim,” der çünkü. O gelinlik sizin olsun, evrenin tüm beyazları benim.
Kimseye vermem beyazı…
Kader sandığım ne varsa yeniden yazılır; beklerim.
Kader sandığımda da sabırla saklarım.
Kimseye vermem beyazı.
İşte o zaman beyazın adı kalır, hatırı kalır.
Verirseniz gökyüzü, denizler, gelecek yepyeni ömür darılır.
Sevgiler…



