Cuma, Mayıs 1, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bakla Falı

Beyaz masa örtüsünü salondaki yuvarlak ahşap masaya seriyorum. Ekmek, su, tuzluk- karabiberlik; söğüş doğranmış domates salatalık, dünden kalan zeytinyağlı pırasa… Tavukla pilav da ısınıyor ocakta. Çorba hazır, bekliyoruz.

Kaloriferin üzerindeki mermere oturup camdan yolu gözlüyorum. Herkesin babası akşam yemeğine gelir, bizimki genellikle öğle yemeklerine. Arabayı görünce, “Geliyor,” diye sesleniyorum anneme. Benim de karnım iyice acıkmış.

Babam önce gidip ellerini yıkıyor. Masaya oturunca hemen televizyonu açıyor, haberleri kaçırmamak için. Önündeki çatal, bıçak, kaşık üçlüsüne bir göz attıktan sonra bıçağı eline alıp gözlerini kısarak inceliyor. “Temizlenmemiş bu,” diyerek suratını ekşitiyor. Annem derin bir iç çekiyor. “Sular çok kireçli, leke bırakıyor,” diyor. Yeni bir bıçak alıp geliyor mutfaktan. Çorbamızı içtikten sonra sıra tavuk ve pilava geliyor. Babam tuzluğu istiyor benden. Ne çok seviyorum bu tuzluk karabiberlik sepetini. İki sevimli köpek, biri siyah biri beyaz, hasır evlerinde kol kola huzurla oturuyorlar. Ne kadar sallasa da tuz dökülmüyor beyaz köpekten.

Birkaç kez sertçe masaya vuruyor tuzluğu. “İçi boş bunun,” diye söyleniyor. Annem, içeriden tuz dolu bir çay tabağı getiriyor.

Yemekten sonra kahvelerimizi yapıyorum. Annem bir iki lakırdı edecek oluyor ama babam “Şşşt…” diyerek televizyona kulak kabartıyor.

Manzaramız çok güzel. Parktaki ağaçlar, yeşilin bin bir tonuyla müjdeliyorlar baharın gelişini. Kuş cıvıltıları da neşe saçıyor duyan kulaklara.

Kanarya sesli zilimiz çalıyor. Öğle vakti gelen giden olmaz pek. Merakla kapıya koşuyorum. Sahire Teyze’yi yüzünde kocaman bir gülücük, elinde mis kokulu sümbüllerle karşımda görünce, sevinçle boynuna sarılıyorum.

Misafirimiz salona girince babam televizyonu kapatıyor. Onlar koyu bir sohbete dalmadan önce hemen kahvesini koyuyorum ocağa.

Sahire Teyze, sıska bedenine inat, cıvıl cıvıl enerjisiyle dolduruyor salonu. Annemin ve babamın memleketlisi olan bu yaşlı kadın, ara sıra ziyaretimize geldiğinde, evde ılık bir meltem havası esiyor.

Hâl hatır sorma faslından sonra babamın kahve falı kapattığını görünce şaşırıyorum. Sadece sayılara güvenen bir mühendisin, haberlerin dışında bir şey dinleyeceğine şahit olacağım için çok heyecanlıyım.

Yaşlı kadın büyük bir ciddiyetle açıyor fincanı. Uzun zamandır beklediği bir işin, üç vakte kadar hayırla sonuçlanacağını müjdeliyor. “Deniz kenarında bir arsa mı var?” diye soruyor. Babam sol kaşını kaldırıyor, hayret ediyor nasıl biliyor bu kadın yeni projeleri diye. Yüzündeki asık ve durağan maske, yerini capcanlı aydınlık bir çehreye bırakıyor. Güzel ve hayırlı haberlere annem de “İnşallah, inşallah,” diyerek eşlik ediyor.

Babam gidince Sahire teyze, kenarında gelincik çiçeği olan beyaz kare bir kutunun içinden minik bir ‘cigara’ çıkarıp tüttürmeye başlıyor. Ben de çay suyunu koyuyorum hemen.

Annem, “Baklalar yanında mı?” diye sorunca, teyze gülümseyerek çantasından küçük bir kese çıkarıyor. Birlikte salondaki sehpayı kenara çekip halının üzerine oturuyorlar. Yaşlı kadın beyaz bir tülbenti yere serip, mor keseyi boca ediyor, dökülen baklalardan üç tanesini seçerek avucuna alıyor, “Bu sen, bu kocan, bu da o,” diyerek gösteriyor anneme. Dökülenlerle birlikte güzelce karıştırıyor sonra. Gözlerini kapatarak eline aldığı tüm baklaların üzerine bir dua okuyor ve savuruyor tülbente.

Yere savrulan kuru baklaların arasında çeşit çeşit renklerde, şekillerde düğmeler var. Annem nefesini tutuyor. “Hasta,” diyor teyze fısıldayarak.

“Hasta bu kadın.”

“Gebersin orospu,” diyor annem.

Bana bakıyor sonra, çayı hatırlatıyor sağ kaşını mutfağa doğru kaldırarak. Demleme işleminden sonra bardakları tepsiye yerleştiriyorum, servis tabaklarını da kurabiye ve susamlı çubuk koyarak hazırlıyorum.

Ben ikrama başladığımda salonun eski hâlini aldığını fark ediyorum. Çaylarımızı içerken masanın üzerinde, hasır evlerinde mutlu mutlu oturan beyaz ve siyah köpeğe takılıyor gözüm. “İçini doldurmalı tuzluğun,” diye fısıldıyorum…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Meral Saylar
Meral Saylar
Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalıştı, halen İngilizce öğretmenliği yapıyor. Atölyelere katılarak çocukluğundan beri severek yaptığı yazma çalışmalarına ağırlık verdi. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlandı. "Bakla Falı" adlı öykü kitabı ve "Boz Yaz" adlı şiir kitabı yayımlandı.

POPÜLER YAZILAR