İstanbul, 7 Temmuz 2017
Aşkım,
Sana yazayım istedim. Sen yokken neler oldu anlatmaktan daha kolay benim için. Biliyorsun, yazarken kendimi daha iyi ifade ediyorum.
Sanki her şey bitmiş gibi gittin ve artık benim değilsin.
Sana inanmaktan ve seni sevmekten vazgeçmiyorum; herkesin düşüncesinin aksine beraberiz biz, biliyorum.
Orhan Veli’nin Ankara’daki aşkına duyduğu özlem gibi, ben de senin varlığını uzaklarda hissediyorum.
Ankara’nın en tenha yerinde bir gece vakti,
senin olmadığını bilmek içimde bir boşluk bırakıyor,
Ama yine de, Ona uzaktan baktım, doyasıya sevdim demek gibi,
senin yokluğunda bile seni sevmekten geri kalamıyorum.
Sen şimdi onunla kadeh tokuşturup keyif yapıyor musun? Akşam sarılıp yatacak mısın? Ona da aşkım, kuzum, bir tanem diyor musun? Günde kaç kere öpüşüyorsun?
Duvara yeni resimler yapıştırdım, hayallerim gitgide çoğalıyor. İçinde sen ve bize ait bir dünya olan hayaller, köşedeyse gideceğimiz İtalya seyahatinde giyeceğim beyaz elbisenin resmi. Sen bana bakıp, iç çekeceksin, gözlerinde muzip pırıltılar.
Tatilde hep beraber olduğunuz düşüncesi beni yiyor ama sana güveniyorum. Orada berabersiniz, biliyorum. Bunu sana söylesem bir manası yok dersin, biliyorum.
Çok acı çekiyorum, o kadar üzülüyorum ki. Neyse, boşver. Değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmemeyi öğrenmiştim ben. Konu sen olunca ümit ediyorum hep. Ümit ile yaşıyor, besleniyorum.
Sadece bize inanmaya çalışıyorum. Hâlâ orada mısın? Bana gelecek misin? Yaşadıklarımız gerçek miydi? Yoksa tamamen benim hayal ürünüm mü? Arada bir yerdeyim. Gerçeklik hissimi kaybetmek üzereyim, hiçbir şey tat vermiyor, her şey anlamını yitirdi.
Bazen senden nefret ediyorum, keşke tanımasaydım diyorum. Bu kadar çok acı çekmemiştim. Sen de böyle hissediyor musun?
İnsanlara çok değer verirsen giderler, insanlara az değer verirsen giderler. Sonuç olarak, insanlar hep giderler. Ben sadece senden gitmedim, ama bu seni ilgilendirmez. Seni seviyorum ama bundan sana ne? Sen hayatını yaşa.
Seni çok özlediğimi söylemiş miydim?
Acaba daha kaç sayfa yazacağım? Kaç gün, kaç ay sonra içimin acısı azalacak ya da sen çıkıp geleceksin?
Senin olan kadın.
İstanbul, 31 Aralık 2021
Merhaba,
Sana nasıl hitap edeceğimi bulamadım, bu bitmemiş mektubu bugün dolapları temizlerken, defterimin arasında buldum.
Ne kadar saf bir genç kadın yazmış bunu derdim bugünkü aklımla ben, onun ben olduğunu bilmeseydim. Hatta alay ederdim ve kendimle de alay ettim. Aradan geçen zamanda neler oldu, hatırlamak istemediğim için, hafızamın çok diplerine, en karanlık sırları, unutulması gereken utançları, kimseye hatta kendime bile itiraf etmediğim hataları sakladığım kutunun en dibine koymuşum. İşte bu yeni yıl arifesinde, bir anda karşıma çıktı.
Olayların oluş sırasını, söylenenleri, küfürleri, tehditleri, o kadının önüme çıkmasını hepsini unutmuşum da, “Seni seviyorum, her şey düzelecek. Sabret sevgilim” dediğin o telefon konuşması sonrası, tam da doğum günümde evlenmek için gün almış olduğunuzu unutamadım.
O günü hiç unutmuyorum, iki gün önce seninle telefonda konuşmuştuk ve sen bana “Doğum gününde yetişemem ama hafta sonu yanındayım, yeni yaşında sadece benimsin, kutlama yapacağız,” demiştin. Her zamanki gibi ümitlenip, bir yandan da kendimi sakin tutmaya çalıştım. Çünkü gelirim deyip, gelmemen benim için artık yeni bir şey değil, en tutkulu sevişmelerimizin öncesindeki kavgaların sebebiydi.
Elimdeki telefonu bırakmadan, camdan dışarı bakıyordum. Sanki senin elini tutuyordum, sana bağlantım tek şey telefondu. “Dink” gelen mesajın sesiyle irkildim. Bilmediğim bir numaradan gelen bir fotoğraf, “Nuran ve Hakan bu güzel günde sizleri de yanlarında görmek isterler, 19 Aralık 2018” senin nikâh davetiyen. Nuran uğraşmış tam da doğum günümü, seninle nikâh günü yapmış. Derin bir iç çekmiştim, çünkü iç çekmek benim günlük yiyeceğim olmuştu o zamanlar.
Oturduğum yerden üç saattir kalkmadığımı kapı çalınca anladım. O gün noktayı koydum demek isterdim ama tabii ki hayır. İçimde bir mezar kazdım, oraya önce Nuran’ı gömdüm, üzerine seni ve en üste kendimi. Hepimiz ölüydük artık. O mezarda yatarken düşledim kendimi, sonu gelmez bir acı, hüsran ve terk edilmişlik… Her konuşmamızda yalan olduğunu bile bile söylediklerine inandığım için kızdığım, küstüğüm hep kendimdi.
Silkindim, üzerimdeki toprakları atmaya çalıştım. Ama sen beni o mezara çekmeye devam ediyordun, kendi kendime “Bu benim dünyam değil,” diye mırıldanırken, çekip çıkardım son kez âşık olan, inanan, terk edilen o genç kadını mezardan. Üzerinizi örttüm, ama sen yıllar içinde hep hortlayıp karşıma çıktın.
Sonradan fark ettim ki, yıllar önce yazdığım gibi bir anda karşıma çıktın, ben istemişim de unutmuşum. Anlamını yitirmiş, değeri kalmamış. Ben büyümüşüm, sen uğruna yaşanacak tüm duygularımı köreltmişsin.
“Boşandım, sana geldim. Sadece seni sevdim ve unutamadım.” Ah, ne kadar istemiştim bu sözleri duymayı ama artık benim gözümde sen o eski sen değilsin. Ne aşkım diyebiliyorum, ne başka bir hitap, adını bile söylemekten imtina ediyorum. Çünkü hâlen içimde bir yeri acıtıyor, kabuğun ucunu kaldırıp altındaki tuz basılmış yarayı hayata döndürüyor.
“Öyle mi, üzüldüm,” diyorum. Boş bakışlarını hâlâ hatırlıyorum, sanırım eski beni bekliyorsun. Aşkının coşkusundan hiçbir şey kaybetmeden, sadece seni beklemiş, sen gelince de sorgusuz boynuna atlayıp “Ben de seni bekliyordum aşkım,” diyecek o kadını.
Klişe ama, gerçekten o köprünün altından çok su değil, seller aktı. Ben öğrendim ki, sadece tanrılar ve ölüler ceza çekmeden iyi görünebilirler. Sen de benim için ölüsün, tüm sevdiklerim gibi seni de öldürdüm, duygularımla beraber gömdüm. Hatıran gözüme güzel görünüyor ama o da tüm aşkları sakladığım o kutuya geri konulacak. Hayallerimin fotoğraflarını yapıştırdığım duvar, taşındığım evde kaldı. Sonra da çok fazla hayal kurmadım aşka dair. Hastalandığımda üst kat komşum çorba getirdi ama tavuk çorbası, yağmurda ıslandım ama yalnızdım, ince topuklularla kendim yürümeyi de öğrendim.
Hoşça kal, umarım her şey istediğin gibi olur, benim olmadı. Ama hayat ne yapalım.
Ben.
İstiyorum
Seninle sahilde yürürken bir sonbahar yağmuruna yakalanmak istiyorum, sonra koşarak o küçük kafeye sığınmak ve yağmur dinene kadar orada mahsur kalmak istiyorum.
İşe gitmem gereken bir kış sabahında, işi hastayım diye ekip, tüm gün seninle yatakta kalmak istiyorum.
Beraber uzun yola gidelim istiyorum, ben sandviç yapıp paketleyeyim, müzikleri sen seç, sabahın altısında yola çıkıp akşamdan önce oraya varalım istiyorum.
Soğuk bir Pazar akşamında, televizyon karşısındaki beyaz koltukta, battaniye altında saçma bir film seyrederken sana meyve soyup, yedireyim istiyorum.
Yemeğe misafir çağırıp, beraber sofra kuralım, bir gece öncesinde ben ne yemek yapayım diye başının etini yiyeyim istiyorum.
Sana arkadaşlarımı anlatmak istiyorum.
Sen de bana arkadaşlarını anlat, hatta beraber çöpçatanlık yapalım istiyorum.
Anneme dolma ısmarlayıp, yemeğe gitmek istiyorum.
Annem seni çok sevsin, neden benim çok sevdiğimi bir bakışta anlasın istiyorum.
Ramazan’da sen oruç tut, ben sana sahur hazırlayayım, sonra da sevişmeden uyuyalım istiyorum.
Bayram sabahı seni namaza gitmek için erken kaldırmak istiyorum, sonra da annemlere kahvaltıya gidelim istiyorum.
Beni sevdiğin yerlere götür, anlat bana oraları ve her detayı beraber yeniden yaşayalım istiyorum.
İnce topuklu ayakkabı giydiğimde, merdivenlerden inerken dirseğimden tut, beni hiç bırakma istiyorum.
Giyinip süslenip, güzel bir yere gidelim istiyorum.
Beni ilk defa görüyormuşsun gibi hayranlık dolu gözlerle süz istiyorum.
Seni takım elbiseyle görmek istiyorum, nasıl yakışıklı olduğunu kafama kazıyıp hep hatırlamak istiyorum.
Sana yemek yaptığımda çok beğen istiyorum, herkese ne kadar güzel yemek yaptığımı anlat, benimle gurur duy istiyorum.
Beraber markete gidip eve alışveriş yapalım istiyorum, sen etleri seç ben de sebze alayım, beraber yemek yapalım istiyorum.
Bana mangal yap istiyorum, köfte ve sucuk pişirelim istiyorum.
Arada kavga edelim, sonra ateşli bir sevişmeyle barışalım istiyorum.
Hep aşık olalım, içimiz titresin, seni her gördüğümde aklım başımdan gitsin istiyorum.
Dolap kapaklarını açık bıraktığımda, kafamı vurmayayım diye elinle köşeleri tut istiyorum.
Sen hep benim elimi tut, hiç bırakma istiyorum.
Hep sana özenmek istiyorum, ne kadar özendiğimi de sen fark et istiyorum.
Hep aklımda ol, ben de senin aklından çıkmamak istiyorum.
Sen sadece benim ol, ben de senin olayım istiyorum.
Çok sevmekten vazgeçmeyelim istiyorum.
Bana hep dürüst ol, açık ol, her şeyi paylaştığın ben olayım istiyorum.
Aramızda hiç sır olmasın, konuşmadan birbirimizi anlayalım istiyorum.
Benim şifrelerimi tahmin et istiyorum.
Sana sürpriz doğum günü partisi hazırlamak istiyorum, mutluluktan aklın başından gitsin istiyorum.
Hasta olduğumda bana domatesli şehriye çorbası yap istiyorum.
Bir sabah bana yatağa kahve getir istiyorum.
Beraber denize girelim istiyorum, denizde sarılalım, öpüşelim istiyorum.
Parmaklarımız buruşana kadar suda kalalım, sudan çıkınca sen beni kurula istiyorum.
Aileni tanımak istiyorum, seni sen yapanların hepsine teşekkür etmek istiyorum.
Elimi sımsıkı tut, hiç bırakma istiyorum.
İstiyorum da istiyorum, o kadar çok şey istiyorum ki, hepsini yapmaya bir ömür yeter mi bilmiyorum.
Ama seninle denemek istiyorum.
Yorulalım, bıkalım, yeniden başlayalım, bana hep Cuma gecesi baktığın gibi bak istiyorum. Seninle bir hayat istiyorum, dede ve nine olalım istiyorum.
Herkes birbirimizi ne kadar sevdiğimizi bilsin ve gıpta etsin istiyorum.
Velhasıl seni hayatımda istiyorum, benimle en az benim seninle mutlu olduğum kadar mutlu ol istiyorum.



