Cenneti de cehennemi de kendi yaratır beşer,
Adem ile Havva’dan gelmiş birer ikişer,
Niceleri rüzgârda savrulmuş üçer beşer,
Issızmış dünde âlem, şimdi ruhlarda mahşer,
Medeniyet diyorlar buna sevgili monşer!
Aldırma keşmekeşe, sığın kendi dünyana,
İlle girmen gerekmez o grift sonsuzluğa,
Labirentte savrulursun bir o yana, bir bu yana,
Eğil bir soluklan, dön kadim limanına,
Mabedindir ailen, huzur ikramdır sana!
Eski bir muştu: “Her kuş sığınır yuvasına”,
Sığmıyor canlar artık âlemin boşluğuna,
“Evim” der yine bülbül, kafesi altın olsa da,
Velhasıl yok aynı tat ne altın ne varakta.
Geçmişte torun torba aynı damın altında,
İki nesil, üç nesil yaşarmış bir arada,
Laf lafı açarmış sohbet masalarında,
Evler ev değil, yuva imiş o yıllarda;
Resmedilmiş ‘mutlu aile’ tablolarıyla.
İşte tam da özlenen bu mudur aslında?
Mesafeler yakınken, koş kürkçü dükkanına,
Lakin ömür bir rüya, uyanırsın bir anda,
Emanet onlar sana; geç olmadan kucakla!



