Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yas Cehennemi

“Ayşe hiç itiraz istemiyorum, hafta sonu bizimle geliyorsun. Kız kıza Serap’ın dedesinin  Safranbolu’daki bağ evine gideceğiz.”

Nermin bir yandan oraya buraya atılmış kıyafetleri, yemek tepsilerini topluyor, bir yandan da Ayşe’yi ikna etmeye çalışıyordu. 

“Nerminciğim sizin tadınızı da kaçırırım. Hiç keyfim yok.”

Nermin elindeki boş kahve kupalarını tepsiye bıraktı. Ayşe’nin yanına oturdu. Ayşe’nin ellerini avuçlarının içine aldı. Gözünün içine bakarak yumuşacık bir sesle konuştu.

“Seni çok iyi anlıyorum Ayşe. İki yıldır yaşadıkların hiç kolay değil. Ama bu yas sürecinden artık çıkmalısın. Altı aydır eve kapandın. Doğada olmak sana da iyi gelecek.” Ayşe gözlerini halıya dikti. Kırmızı halının çiçek desenleri arasında geçmişi dans ediyordu. Beyaz duvarları ile soğuk hastane odası gözünde canlandı. Kocaman yatakta küçülmüş, saçları dökülmüş can parçası Sevgi yatıyordu. Zayıf kollarında serum takılmıştı. Kızının vefatından sonra Ekrem’in kalbi dayanamadı. Yaşamak istemedi. İçine kaçmış gözünden bir damla yaş süzüldü. “Ekrem gibi ölmeyi bile beceremedim.” diye fısıldadı. Nermin ısrarla ellerini tutuyor ve cevap bekliyordu. Başını “Olur,” anlamında salladı. Nermin, Ayşe’nin gözünden akan yaşı elinin tersiyle usulca sildi. Ayşe’ye sıkıca sarıldı.

Araba Ankara’nın bozkırından uzaklaştıkça, çam ormanları başlamıştı. Fransızca slow parçalar eşliğinde sonbahar manzaraları muhteşemdi. Yeşil çamların arasında sarı, turuncu, kırmızı yapraklı meşe, gürgen, kayın ağaçları âdeta görsel şölen sunuyordu.

İki buçuk saatlik yolculuğun ardından, araba yüksek duvarlı bir evin önünde durdu. Serap çantasından çıkardığı kocaman demir anahtar ile iki kanatlı büyük ahşap kapıyı açtı. Kapıdan girince bahçe içerisinde, alt katı taş, üst katı ahşap olan eski ev onları karşıladı. Evin ve bahçenin güzelliği karşısında hepsi mest olmuştu. Ağaçlardan dökülen yaprakların üzerinde yürüdükçe, gazel yaprakların hışırtısı duyuluyordu. Ön bahçeyi geçtiler. Serap büyük anahtar ile evin kapısını açtı.

“Dedemin evine hoşgeldiniz,” dedi. Kocaman bir salon, açık mutfak, köşede döküm şömine onları karşıladı. Gamze karşıdaki kapıyı açtığında arka bahçe, süs havuzu, veranda, barbekü, sanki bir sonbahar tablosunun içinde gibi hissettiler. Gamze bahçeye çıkıp, ağaçlardan dökülen yaprakların ritmine uyarak ellerini açıp döne döne dans etmeye başladı. Diğer kızlar da ona katıldılar. Ayşe’nin bile havası değişmişti. 

Serap, “Kızlar odalarınızı göstereyim, yerleşin. Sonra yemek işine girişiriz,” dedi. Ahşap merdivenden üst kata çıktılar. Büyük salona açılan dört oda vardı. Serap babaannesinin odasına yerleşti. Nermin ve Ayşe yandaki odayı aldılar. Gamze ve Zeynep köşedeki odayı seçtiler. Oymalar, işlemeli ahşap tavanlar, sedirler, cumbalı pencereler… Kızlar her detayı inceliyordu. Zeynep, “Bu evin her köşesinde fotoğraf çekmek istiyorum,” diyerek fotoğraf makinesinin deklanşörüne bastı.

Son oda, Serap’ın emekli hâkim olan dedesinin çalışma odasıydı. Bir duvar boydan boya kitaplıktı. Çalışma masasının arkasında da kitaplar vardı. Camın önündeki sedir, kitap okumak için yapılmıştı sanki. Ayşe elleri ile kitaplara dokunarak kütüphanede ne tür kitaplar olduğunu incelemeye başladı. Nermin, “Ayşe, tam istediğin gibi bir oda, seni buradan alamayız artık,” dedi. Ayşe kitaplara o kadar dalmıştı ki, kızların gittiğini fark etmedi. 

Çalışma masasının yanında bir pikap duruyordu. Üzerinde bir plak vardı. Ayşe sağına soluna baktı. Fişi prize taktı. Ürkek hareketlerle pikabın iğne kolunu plağın üzerine getirdi. Cızırtılı sesten sonra, yumuşacık ve derin bir ney sesi odayı doldurdu. Ayşe’nin gözü masanın karşısındaki duvarda, şöminenin üzerinde asılı tabloya takıldı. Botticelli’nin çizimi ile Dante’nin İlahi Komedya’sındaki  Cehennem tasviri tam karşısında duruyordu. İki yıldır o cehennemin içinde yaşıyordu. Yoksa cehennem mi onun içindeydi? Odaya yayılan ney sesi ile tablo tam bir tezat oluşturuyordu. Ayşe tabloya yaklaştı. Cehennemin katlarına yakından baktı. Katlar daralarak, bir burgu gibi aşağıya iniyordu. Her bir katta çıplak insanlar, işkence görenler, acı çekenler. Tablo Ayşe’yi derinden sarsmıştı. O burgu iki yıldır, her dakika kalbini oyuyordu.

Gözlerinin önünde bir anı canlandı. Sevgi’nin dökülen saçlarını traş etmek için hemşire elinde makine ile odaya gelmişti. Ayşe kendi saçlarını da kesmek istemişti. Sevgi “Hayır anne, o güzel saçlarına kıyamazsın. Ben saçlarımı özleyince senin saçlarını okşarım,” demişti. Hastanede hep bandanayla gizledi saçlarını Ayşe. Bazen kızının yanına uzanırdı. Sevgi ince parmakları ile saçlarını okşardı. Sevgi hayata gözlerini kapatınca eline geçirdiği makasla ağlaya ağlaya kırpmıştı saçlarını. O gün, bugün kısacıktı saçları. Sevgi’nin gidişine alışamadan Ekrem’in kalbi teklemeye başlamıştı. “Yaşamak istemiyor, iyileşmek için gayret etmiyor,” diyordu doktorlar. Ne kadar yalvarsa, çabalasa da bir gün Ekrem kum gibi aktı avuçlarından.

Oburların, açgözlülerin katına takıldı gözü. Çektikleri yetmemişti. Çocukları Ekrem’den önce vefat edince, Ekrem’in üzerine olan evi, arabayı Ekrem’in kardeşleri ile paylaşmak zorunda kalmıştı Ayşe. Hiç böyle olacağı aklına gelmezdi. Acısının içinde evi, yuvası satıldı. Anıları, eşyaları dağıldı. Acıdan eli, ayağı oynamazken arkadaşlarının yardımı ile bulduğu küçük bir eve taşındı. İki yılda dünyası alt üst olmuştu. Kızının yanında kalabilmek için sevdiği öğretmenlik mesleğini bırakmıştı. Tabloya baktıkça cehennem katlarının arasında kayboldu gitti Ayşe. Ne umudu kalmıştı içinde, ne yaşama isteği. Tablodan ayrıldı. Müzik susmuştu. Pikabı yeniden çalıştırdı. Masanın arkasındaki kitaplıktan rastgele bir kitap çekti. Kitap Buda’nın öğretileri hakkındaydı. Sedire oturdu. Kitabın içinde bir ayraç vardı. O sayfayı açtı. Kitap ayracı ebru sanatı ile yapılmış kırmızı bir laleydi. Ayşe ebru çalıştığı dönemi anımsadı. Lalenin güzelliğini seyretti. 

Sonra ayracın olduğu sayfayı okumaya başladı. Evladını kaybetmiş bir kadın Buda’dan onu diriltmesini istiyordu. Buda ise “Bana ölüm girmemiş bir evden, bir hardal tanesi getir,” diyordu.  Kadın umutla bütün köyü dolaşıyor, fakat ölüm girmemiş bir ev bulamıyordu. Buda’ya eli boş dönüyordu. Ayşe kitabı kapattı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar boşalıyordu. Ağladıkça kalbindeki cehennem burgusu hafifliyordu. Bu öyküyü biliyordu. Bugün karşısına çıkması ona bir mesaj olmalıydı. Ayşe’nin ağlama sesine Nermin gelmişti. Sedire, Ayşe’nin yanına oturdu. Ayşe’nin ellerini tuttu. Ayşe Nermin’e baktı. “Öğretmenliğe dönmek istiyorum Nermin, öğrencilerimle teselli bulacağım. Sevgi’yi yetiştirdiğim gibi onları yetiştireceğim. Ekrem de böyle olsun isterdi. O da iyi bir öğretmendi,” dedi. Nermin duyduklarına çok sevindi. Ayşe’ye sıkıca sarıldı. 

Cemile Can
Cemile Can
Ben Cemile Can, 1961 yılında, Afyonkarahisar'da doğdum. İlköğretimimi Ankara'da, orta ve lise tahsilimi İzmir'de tamamladım. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Emekli bankacıyım. Safranbolu'da restorasyonunu tamamladığımız, aile yadigarı tarihi evde yaşıyoruz. Safranbolu'nun tarihi dokusunun korunması, geleneklerin yaşatılması için dernek faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Safranbolu Kadın Ritim Grubu'nun üyesiyim. Edebiyat Atölyelerine katılıyorum. Öykü yazmaya çalışıyorum. Üç öyküm Ses Dergi'nin YouTube kanalında kendi sesimden yayınlandı. Düş Dergisinin Eylül sayısında bir öyküm yer aldı. Evliyim, iki oğlum ve iki gelinim var.

POPÜLER YAZILAR