Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Küçük Bir Soyadı Meselesi

“Bir sokak var yüreğimde, çocukluk mahallesinden çaldığım.”

                                                            Furuh FERRUHZAD

Doğduğunuz an babanızın soyadı ile hayata selam veriyorsunuz. Doğup büyüdüğünüz, travmalarınızın, varoluş mücadelenizin geçtiği o ev, sizi siz yapan taşları da bir yandan döşüyor esasında.

Babanız elinizden tutup o soyadı ile sizi okullara kaydediyor. Mezuniyet albümlerinde, arkadaşlarınızın telefon defterinde, yılbaşı kartlarının arkasında, mektup zarflarının “Gönderilen” hanesinde o soyadı ile varlığınız sürüyor.

Üniversite ve iş hayatı derken ilk kartvizitiniz, ki benim için hâlâ çok değerlidir, o soyadı ile basılıyor.

Sonra kariyer yolculuğu, yeni dostluklar, yeni kira kontratları, yeni evler, yeni yaşamlar derken bir adamla tanışıyorsunuz. Onunla yeni bir hayat kurmayı düşünüyor ve içiniz kıpır kıpır evlilik kararı alıyorsunuz.

Nikahtan sonra bir bakıyorsunuz ki sadece soyadınız değişmekle kalmıyor, bağlı olduğunuz kütük de eşinizin kütüğüne geçiyor. Oysa sizin o topraklarla hiç bağınız olmadığını düşünüyor fakat evliliğin verdiği rehavetle bu konuya fazla kafa yormuyorsunuz.

Aradan yıllar geçiyor ve bir gün işlerin yolunda gitmediğini anladığınız, tükendiğinizi hissettiğiniz bir anda, o vahim kararı veriyorsunuz.

“Boşanmak istiyorum Hakim Bey…”

Evlenirken güle oynaya, kendi iradenizle gittiğiniz o devlet kapısı; boşanırken hiç de öyle sevimli olmuyor ne yazık ki…

Bu bekleme sürecinde maddi zorluk yaşıyorsanız mahkeme onunla hiç ilgilenmiyor. “Ne vardı ki sanki, kırıp bacağını otursaymış,” zihniyeti her yerde anlayacağınız. Sürekli bir gün verme anaforunun içinde yıllar geçiyor.

Ve nihayetinde boşanıyorsunuz… İşte kadının “varoluş mücadelesi” asıl bundan sonra başlıyor.

Yıllarca taşıdığın kocanın soyadından sonra kendi soyadına geçme süreci epey sancılı oluyor. Burada şunu da sorgulayabiliriz esasında. Doğduğumuz an aldığımız soyadı da yine bir erkeğin soyad , neden annenin değil, diye düşünebiliriz. Esas mesele kadının soyadının değişmesi.

“Aile bütünlüğünün devamı” kisvesi altında dayatılan bahane, bana pek inandırıcı gelmiyor doğrusu.

Gerekli önlemler alındığında ve gerekli ibareler konulduğu takdirde, ki dijital sistem artık buna çok uygun, sistemin gayet doğru işleyeceği kanaatindeyim.

Gelelim tekrar kadının eski soyadına kavuşma mücadelesine…

Önce nüfus cüzdanınız için Nüfus Müdürlüğü’ne gidiyorsunuz. Sonra ehliyet, pasaport… Yeni biometrik fotoğraf çektiriyorsunuz. Banka hesaplarınızı güncelleştiriyorsunuz. Dilekçeler, yazışmalar… Yeni soyadı ile yeni kredi kartı talebi…

Doğalgaz,elektrik,su aboneliklerini güncelleştiriyorsunuz. Kira kontratınızı güncelleştiriyorsunuz… Velhasıl siz bu değişiklikleri yaparken sistem sizi bir türlü yeni soyadınızla güncelleştiremiyor.

Bunlar işin bürokratik tarafları, bir de ki en ağır olanı, sosyal yaşamdaki geri dönüşler.

“Niye boşanmış ki, çocuğu da yok galiba, kaç yaşında acaba, tek başına mı oturacakmış o evde?” lakırdıları kulağınıza bir yerlerden gelmeye başlıyor.

Yönetime gelen kargonuz için, “Ebru Hanım adres sizin fakat soyadı farklı, alalım mı kargoyu?” diye bir soru geldiğinde mecburen medeni durum değişikliğini adama anlatmak zorunda kalıyorsun. Bunun gibi daha birçok olay yaşıyorsunuz esasında.

Velhasıl kadın için boşanmak zor zanaat… Oysa evlilik kararını verirken benliğimizi, geçmişimizi, aslımızı değiştirme kararı vermemiştik ki biz… Bundan sonra kadına dayatılan, sil baştan bir kimlik mücadelesi.

Boşanan erkek için hiçbir sorun olmuyor. Kaldığı yerden hayatına devam ettiği gibi, bilakis mazlumu oynayıp toplumun onayını aldığı bile oluyor.

Neticede her şeyi göze alarak çıktığınız boşanma yolculuğunda mutlak zafere erişseniz de mücadele hiç bitmiyor. Nerede  olursanız olun, nasıl yaşarsanız yaşayın, boşanan kadının gözler hep üzerinde oluyor.

Çünkü siz bir “ayrık otusunuz.” Başaramayan, beceremeyensiniz. “Ne vardı sanki, dizinizi kırıp otursaydınız,” sözleri havada uçuşur, ne yazık ki bunu en çok da kadın kadına yapar.

Oysa siz her şeyi tek başına, hem de her şeye rağmen başaran bir kadınsınızdır.

Uzun uğraşlardan sonra artık aslınıza dönmüşsünüzdür. Anılarınızın, çocuk gülüşlerinizin, ilk karnenizin, mezuniyet fotoğraflarınızın, bayram kartlarınızın arkasına saklanan o canım soyadınıza, yeniden kavuşmuşsunuzdur. Artık geçmişten alacaklı değilsinizdir. Bundan sonra kalbiniz de sözünüz de birdir.

Sonuçta bu kutlanması gereken bir andır. Tüm işlemleri bitirdikten sonra yeni nüfus cüzdanınızı karşınıza alırsınız. Çocukluğunuza, geçmişinize yeniden sarılmış gibi hissedersiniz.

Hafiften yaşlandığınızı ima eden o acımasız biometrik fotoğraf, içinizi inceden acıtsa da mutsuzlukla geçip giden yıllarınıza inceden bir selam çakarsınız ve bunun şerefine güzel bir sofra kurup kadehinizi kendi şerefinize kaldırıp derin bir oh çekersiniz.

Özellikle elli yılınızı kurdelelerle süslediğiniz bir çuvala koyup ki öyle olması gerekir, sırtınıza yasladıysanız artık ne istediğinizi anlamış, dinlenmiş, demlenmiş ve süzülmüş oluyorsunuz. Kimseyle didişecek hâliniz kalmadığı gibi, kimseye de yük olmayacak kadar kendinize kalıyorsunuz artık.

İçiniz hafifleyip kalır sanki…Uzun bir yoldan gelmiş gibi; biraz yorgun, biraz hüzünlü, biraz da sakinleşmiş bir kalple göğe bakarsınız.

Artık bundan sonra hiç kimsenin bizi biz yapan soyadımızdan, anılarımızdan, geçmişimizden koparamayacağını düşünerek, “Nikah Defteri”ni kapatırsınız.

Ve şairin bahsettiği o sokağa, “Yine ve yeniden,” diyerek sımsıkı sarılırsınız…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ebru Bozcuk
Ebru Bozcuk
2021 ve 2023 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi pazar ekinde kültür ve sanat yazıları yazdım. Halen Cumhuriyet gazetesi medya gurubu olan ilkbaski.com da yazmaya devam ediyorum. Ayrıca Fenoreporter dijital gazetede ve Truva Edebiyat dergisinde köşe yazarı olarak görev yapıyorum. Görme engelliler için Youtube üzerinden @umudunkadınları platformunda yazılarım seslendirilmektedir. Muhtelif edebiyat ve sanat dergilerinde de yazılarım yayımlanmaktadır.

POPÜLER YAZILAR