Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Toz Alerjisi

Doğduğu andan itibaren, çocukluğunun son anlarına kadar insanı nasıl da tozpembe bir dünyanın içinde büyütüyorlar… Sonra biri çıkıp “Ben öyle büyümedim,” diyor ya da “herkes aynı zeminde büyümedi.” Oysa herkes aynı zeminde doğuyor; belki orada büyümüyor, belki de büyüyor.

Aklı ermeye başladığında, hayatında daha önce hiç görmediği ya da göremeyeceği olaylara, tatmadığı duygulara ilk defa nasıl tepki vereceğini öğreniyor insan… İlk defa yeni bir kıyafet giydiğinde gelen o “En güzel benim!” hissi… Oynadığı oyunlarda bile kuralları ilk kimin belirleyeceğinin ne büyük bir olaya dönüştüğü o anlar… Kendi çevresinin dışındaki insanlarla tanışması… İlk defa karşı cinse duyduğu ama o zamanlar anlamını bile bilmediği o his… Ya da ilk hayal kırıklığını yaşadığında, “Böyle bir şey de var mıymış?”, “Benim başıma bu nasıl geldi?” diye ilk defa sorguladığı anlar… Tozpembe hayatından çıkıp daha adının ne olduğunu bile bilmediği gerçek hayata adapte olmaya çalışırken insana bir de  “Kendi kabuğunu kırman lazım,” “Kişisel alanının dışına çık,” “Hayat sadece senin etrafında dönmüyor, bu dünyada sadece sen ya da senin gibiler yok,” diye, dünyanın o gerçek duygu çöplerini insanın zihnine durmadan döküp duranlar vardır. Kapının dışına şöyle göz ucuyla bakmak bile insanı ister istemez o berbat ve gerçek hayata dâhil etmeye yetiyor. Evinde, odasında otururken hiçbir şey yapmasa bile bir şekilde bir olayın içinde buluyor insan kendini. Bedenen orada değildir belki ama adı vardır… Ya da bir tel saçı bile oralarda dolanıyor olabilir. Sorgulamasına dahi izin verilmediği, nefesini bile gizli gizli alıp vermeye çalıştığı fanusun dışındaki o toz bulutuna hapsolur insan. Tek kaçabildiği yer ise kendisinin yansımasıdır.

Aynaya baktığında hissettiği “Ben önemli bir bireyim” gücü, o tozpembe dünyadan bugüne kadar varlığını koruyabilmiş ender duygulardan biridir. İnsanlar, kendilerini nasıl görmek isterlerse o an öyle görür ve öyle yaşarlar. Belki de bu yüzden aynanın karşısında kendine inanmak daha kolaydır. Çünkü orası, tozpembe dünyanın hâlâ dışarıdan kimsenin dokunamadığı nadir yeridir. Ne zaman aynadan uzaklaşıp kapının koluna uzansa, o dünyanın sınırlarını da ardında bırakır. Kapının dışında bekleyen şey artık tozpembe dünya değil, gerçek dünyanın ta kendisidir. O “Ben önemli bir bireyim” hissi de çoğu zaman içeride bırakmaya alıştığı birkaç duygudan biri olur. Aslında o tozpembe dünya sadece aynanın karşısında yaşamıyor. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin…

Yeni bir dosta…

Yeni bir aşka…

Yeni bir işe…

Yeni bir şehre…

Hep çocukken yaptığı gibi yaklaşır. İçindeki o tozpembe dünyanın yeniden var olabileceğine inanır. Çünkü aslında aradığı yeni bir insan, yeni bir şehir ya da yeni bir başlangıç değildir. Çocukluğundan beri içinde taşıdığı o hissin yeniden canlanmasıdır.

Özellikle de hayatına giren insanlar da öyle değil midir zaten? Geldikleri ilk gün gerçek dünyayı bir anda masal diyarına çevirirler. İnsan şaşırır, “Gerçekten böyle biri var mı?”, “Numara mı yapıyor?” ya da “Demek ki böyle biri de olabiliyormuş…” diye düşünür. Sonra zaman geçer. Yavaş yavaş insana hissettirmeden o tozpembe dünyanın pembesini de kalan bütün renklerini de alıp kendi renksiz dünyasına götürür.

Her “ilk” karşılaşmada yaşadığı hayal kırıklığında oluşan o toz bulutuyla yaşamaya devam eder. Büyür, büyür, bir yerden sonra alerji yapmaya başlar.

Ama nedense insan, her yeni başlangıçta yine aynı tozpembe dünyayı kurabileceğine inanır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR