Kaburga miti, kadının yaratılışını açıklayan anlatılar içerisinde yalnızca mitolojik bir unsur olarak değil, aynı zamanda dil, çeviri ve yorum süreçleri aracılığıyla şekillenen ideolojik bir yapı olarak ele alınmalıdır. Bu mitin temel kaynağı olan Tevrat’ın Tekvin bölümünde, Âdem’in bedeninden alınan bir parçadan Havva’nın yaratıldığı ifade edilir. Geleneksel çevirilerde bu parça “kaburga” olarak aktarılmış ve bu ifade, tarihsel süreçte kadının erkeğin bir uzantısı, türevi ya da ona ontolojik olarak bağlı bir varlık olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Ancak bu anlatının temelinde yer alan İbranice tsela kelimesinin semantik alanı incelendiğinde, söz konusu çevirinin tartışmalı olduğu açıkça görülmektedir.
İbranice tsela kelimesi, yalnızca anatomik anlamda bir “kaburga”yı değil; aynı zamanda “yan”, “taraf”, “kenar” ya da “bir bütünün simetrik parçası” gibi anlamları da kapsar. Bu katmanlı anlam yapısı göz önüne alındığında, kelimenin “kaburga” şeklinde daraltılarak çevrilmesi, metnin sunduğu potansiyel anlam çeşitliliğini sınırlandırmakta ve belirli bir yorumun öne çıkarılmasına neden olmaktadır. Nitekim “kaburga” ifadesi, kadının erkeğin bedeninden alınmış küçük bir parça olarak konumlandırılmasına yol açarken; “yan” ya da “taraf” şeklindeki bir okuma, kadın ve erkeğin aynı bütünün eşit ve tamamlayıcı iki parçası olarak değerlendirilmesine imkân tanır.
Kaburga miti etrafında şekillenen yorum geleneği de bu ideolojik yönelimi destekler niteliktedir. Özellikle ataerkil toplum yapılarının hâkim olduğu dönemlerde, kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığı savı kadının ikincil ve bağımlı konumunu meşrulaştıran bir argüman olarak kullanılmıştır. Kadının erkeğin “parçası” olduğu düşüncesi, onun bağımsız bir özne olarak değil, erkeğin tamamlayıcısı ve ona hizmet eden bir varlık olarak algılanmasına zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte, modern yorumlar ve özellikle feminist teolojik yaklaşımlar, söz konusu anlatıyı yeniden değerlendirmeye açmıştır. Kadının erkeğin bedeninden türetilmiş olarak anlatılması, onun bağımsız bir varlık olarak değil, erkeğe referansla tanımlanan ikincil bir özne olarak konumlandırılmasına hizmet eder.
Kaburga miti Kuran esas alarak incelendiğinde kadının ne şekilde yaratıldığına dair net bir açıklama yoktur. Nisa Sure’sinin 1. ayetinde kadın ve erkeğin tek bir nefisten yaratıldığı söylenirken Nahl Sure’si 72. ayette ise kendi cinsinden eşler yarattığı söylenmektedir. Bu bağlamda Kur’an’daki anlatı, kadının erkeğin bedeninden alınmış bir parça olarak yaratıldığına dair klasik kaburga mitinden belirgin biçimde ayrılır. Tek nefis ifadesi, insanın kökenine dair birlik fikrini öne çıkarırken, kadın ve erkek arasında ontolojik bir üstünlük ya da öncelik ilişkisi kurmaz. Benzer şekilde “kendi cinsinizden eşler” ifadesi, kadın ve erkeğin aynı türün mensupları olarak karşılıktlık ve eşlik temelinde ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu durum, yaratılış anlatısının biyolojik bir türeme açıklamasından ziyade, insan türünün bütünlüğünü ve sürekliliğini vurgulayan bir çerçeve sunduğunu düşündürmektedir. İlginçtir ki Kuran’da Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına ilişkin herhangi bir anlatının bulunmadığını pek az Müslümanın bilmesine karşılık, kadının eğri kaburgadan yaratıldığını, dolayısıyla da başıboş bırakılmamasını isteyen Peygamber hadisini çoğu kişi bilir.
Dolayısıyla Kur’an’da kadının yaratılışına ilişkin anlatı, kaburga mitiyle özdeşleştirilebilecek bir içerik sunmamakta; aksine, kadın ve erkeği aynı özden gelen ve birbirini tamamlayan iki varlık olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım, kadının erkeğe bağımlı ya da ondan türetilmiş olduğu yönündeki yorumların metnin kendisinden değil, daha çok farklı kültürel ve yorumlayıcı geleneklerden kaynaklanmış olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakıldığında, kaburga miti ile Kur’an’daki yaratılış anlatısı arasında yalnızca anlatı düzeyinde değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin temellendirilmesi bakımından da önemli bir fark bulunmaktadır.
Kaburga mitine yöneltilebilecek “neden başka bir kemik değil de kaburga?” sorusu, ilk bakışta basit bir merak ifadesi gibi görünse de, anlatının sembolik ve ideolojik boyutlarını açığa çıkaran önemli bir sorgulamadır. Tevrat’ın Tekvin anlatısında Âdem’in kaburgasından Havva’nın yaratılması, belirli bir beden parçasının rastlantısal olmayan bir tercih olduğunu düşündürmektedir. Nitekim kaburga, insan bedeninde kalbi koruyan ve gövdenin yan kısmında yer alan bir kemik olması bakımından, sembolik yorumlara açık bir konumdadır. Bu durum, kadının erkeğin “yanında” ve “ona yakın” bir varlık olarak konumlandırıldığı şeklinde yorumlanabileceği gibi, aynı zamanda onun doğrudan merkezde değil, dolaylı bir konumda yer aldığı şeklinde de okunabilir. Dolayısıyla kaburganın seçimi, yalnızca fiziksel bir unsur değil, kadının toplumsal ve ontolojik yerini belirleyen sembolik bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Dini bir metin olan Zümer’e göre, “O sizi tek bir nefisten yarattı ve eşini de ondan var etti…”[1] der. Bazı tefsirlere göre, Kur’an’ın doğrudan metinsel ifadesinden ziyade, İsrâiliyat kaynaklı rivayetlerin tefsir literatürüne taşınmasıyla şekillenen bir anlatı olarak değerlendirilirken bazı tefsirler bu görüşe kesinlikle itiraz eder.
Tevrat’ta kadının yaratılışına bakıldığında şöyle açıklanmıştır: Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek dişi olarak yarattı.[2] Buradan yola çıkılarak kadının ve erkeğin aynı zamanda, birlikte yaratıldığının söylenmesi yanlış olmaz. Fakat ikinci yaratılış anlatısına bakıldığında insanın yani Adem’in önce yaratıldığını ve Adem’in yalnız kalmaması için Tanrı’nın bir yardımcı yaratacağını söyler. Adem’i derin bir uykuya yatırarak kaburga kemiğini alır ve kemiği etle kaplar. Böylece kadın yaratılır. Neden başka bir uzvu ya da kemiği değil de kaburgasından yaratıldığı Genesis Rabbah’da şöyle açıklanır: Kadın Adem’in mağrur olmasın diye başından, her şeye bakmaya istekli olmasın diye gözünden, her şeyi duymaya meraklı olmasın diye kulağından, çok konuşmasın diye ağzından, kıskanç olmasın diye kalbinden, aşırmaya hevesli olmasın diye elinden, çalıştırma heveslisi olmasın diye de ayağından yaratılmamıştır. Adem’i kaburgasından gizli, mütevazi bir yerinden yaratılması kadının mütevazi, gösterişten hoşlanmayan ve gizli bir münzevi olması içindir. Ancak kadın Tanrı’nın tasarımını ve amacını bozmaktadır[3].
Tekvin’de de Genessis Rabbah’a benzer bir şekilde açıklanır: Rab Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir,” dedi. “Ona kadın denilecek, Çünkü o Adam’dan alındı.[4]
Bu noktada biyolojik zaman ve kutsal zaman boyutu arasındaki zıtlığa da değinilmesi gerekmektedir. Biyolojik zaman boyutunda kadın erkeği doğurur, kutsallık boyutunda ise bunun tersi bir durum söz konusudur. Kadın, erkekten sonra ve onun bedeninden yaratılmıştır. Bu bağlamda Allah önce erkeği yaratmış sonra da kadını onun bedeninden ortaya çıkartmıştır. Gökleri, yeri yaratan Tanrı, O’dur. Size kendi nefislerinizden eşler, zevceler yarattı, davarları da kendi cinslerinden çifter çifter yarattı, sizi böylece arttırıp çoğaltır[5].
Bu anlatılar, yalnızca kadının yaratılışını açıklayan dinî metinler olarak değil, aynı zamanda tarih boyunca toplumsal cinsiyet rollerini şekillendiren anlatılar olarak da değerlendirilebilir. Kadının erkeğin bedeninden yaratılması ve ona yardımcı olması amacıyla var edilmesi fikri, ataerkil toplum yapılarında kadının ikincil konumda görülmesine dinsel bir zemin hazırlamıştır. Özellikle Havva’nın yasak meyve anlatısındaki rolü, kadının günahın kaynağı, baştan çıkarıcı ve itaatsiz bir figür olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Böylece kadın, yalnızca biyolojik ya da toplumsal bir varlık olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve dinsel tartışmaların merkezinde yer alan sembolik bir figüre dönüşmüştür.
[1] (Zümer/6)
[2] Yaratılış 1/27
[3] Genesis Rabbah :54
[4] Tekvin 2:21 – 23
[5] Kuran, 42:11; abç



