Adım atmak insanın hayatına yön veren, görünmez bir kırılma ânıdır. İnsan zamanın ne olduğunu gerçekten anladığında, aslında cesaretin de ne demek olduğunu anlamaya başlar. Çünkü adım atmak, çoğu zaman bir karar değil; bir yüzleşmedir. Kendi korkularınla, eksiklerinle, beklentilerinle yüzleşmek… Bazıları buna cesaret der. Ben de artık öyle düşünüyorum. Çünkü insan ancak farkındalığı arttığında harekete geçer.
O zaman tek bir soru kalır geriye: Ne kaybedebilirim ki? Belki kaybettiklerin değil, kazandıkların olur. Belki bir adım bir mutluluğa çıkar, belki yeni bir şansa. Ama en önemlisi, o adım seni büyütür. Sana tecrübe verir. Ve tecrübe, bazen kalp kırıklığından bile daha kıymetlidir.
Ben uzun süre adımı sadece cesaretle eş anlamlı gördüm. Bu yüzden de korktum. Çünkü cesur olmadığımı düşünüyordum. Üniversite yıllarımdı. Ekim ayının sonlarına doğruydu. Bana ilgisi olduğunu düşündüğüm biri vardı. Kenardan bakmalar, anlamsız gibi görünen ama bana anlamlı gelen denk gelişler… Belki de insan, beğendiği birinin en sıradan hareketini bile kendine yazıyor. Belki de görmek istediğini görüyor.
Aslında kendimi hiç beğenilecek bir kadın olarak görmezdim. Bunu şimdi söylemek kolay ama o zamanlar içimde yer etmiş bir inançtı bu. İnsan bazen kendine karşı en acımasız yargıç oluyor. Bir gece Facebook’ta bir arkadaşlık isteği geldi. Onun olduğunu gördüğümde kalbim hızlandı. İsmini bile bilmediğim, hangi fakültede okuduğunu bilmediğim biri beni bulmuştu. O an hissettiğim duygu tuhaftı; mutlulukla korku birbirine karışmıştı. Arkadaşlarıma attım ekran görüntüsünü. Onlar da inanamadı. İmkânsız gibi geliyordu.
Ama o gecenin en güzel tarafı şuydu: Rüyalarımın isimsiz misafirinin artık bir adı vardı. Ve ben… o isteği sildim. Saçma bir gururla. Derin bir özgüvensizlikle. Kendime yakıştıramadığım bir mutluluğu elimle geri ittim. Belki çoğu kızın hayalini kurduğu bir şeyi, ben tereddütsüz sildim.
Hayat bazen ikinci bir şans verir. İki ay sonra, Aralık ayında bir ders arasında kendimi iyi hissetmedim ve kantine indim. Aslında niyetimin ne olduğunu biliyordum; gözlerim onu arıyordu. İçimden bir cümle geçti, “Eğer şimdi o da buraya inerse akşam ona geri istek atacağım.”
Ve gerçekten merdivenlerden indi. O an kader mi, tesadüf mü bilmiyorum ama o akşam hayatımın en küçük ama en cesur adımlarından birini attım. Geri istek yolladım. Ve bu, hiç pişman olmadığım bir hareket oldu. “Neden olmasın?” demiştim.
Sonrası yavaş ve belirsizdi. Bayramlarda gelen tebrik mesajları, denk gelen doğum günleri… Biz kadınlar bazen tesadüflerden anlam çıkarır, teferruatlarda kader ararız. Oysa belki de onunki sadece bir meraktı. Farklılığımın nedenini öğrenmek isteyen sıradan bir insan merakı. Diğerleri gibi… Ve gerçekten de öyleydi.
Beş yıl sonra aniden gelen bir “Çay içelim mi?” mesajı ikinci adım oldu. Grip olduğum bir güne denk gelmişti. Hâlâ o günü hatırlıyorum. Mart ayıydı. Ağaçlar yeni çiçek açmıştı. Yıllar önce rüyamda gördüğüm bir sahne gibiydi. Onun adını bilmediğim zamanlarda bile rüyamda görmüştüm; çiçek açan bir ağacın altında çay içtiğimizi.
O konuştu, ben dinledim. İlk çaydı. İlk gerçek karşılaşma. Ve güzeldi. Ama bazı cümleler insanın içindeki bütün hayali susturur. “Ben her şeyi Allah için yapıyorum,” dediğinde içimde bir şey kırıldı. O an anladım. Bana acımıştı. Beni mutlu etmek istemişti. Ama bu sevgi değildi. Bu eşit bir başlangıç değildi. Ve o gün biten şey aslında onunla ilgili değildi. Kendimle ilgiliydi.
Cesaretle atılan her adım mutluluğa çıkmaz. Ama mutlaka bir gerçeğe çıkar. Eğer farklıysan, eğer engelliysen, ya birileri sana acır ya da sen bir süre kimseye inanamazsın. Bu, hayatın sert yüzüdür.
Ama bugün dönüp baktığımda pişman değilim. O geri gönderdiğim arkadaşlık isteği, benim kendime attığım bir adımdı aslında. Yanlış bir şey yapmadım. Belki tecrübesizdim, belki fazla beklenti içindeydim. Ama o adım bana kendimi öğretti.
Ellerimin heyecandan titrediği o çayın tadı hâlâ damağımda. Grip ve ateşle yarı baygın olmama rağmen içimde bir mutluluk vardı. Çünkü ilk defa korkuma rağmen hareket etmiştim.
O dönemlerde Gökhan Özen’in “Ne Fark Eder” şarkısını dinlerdim. “Şimdi ağlamak geldiyse içinden, ne fark eder…” der ya. Gerçekten de öyle. Ağlamak…
Bugün dönüp baktığımda şunu biliyorum: O gün attığım adım bir erkeğe değil, kendimeydi. Birinin beni seçmesini beklemek yerine, kendi cesaretimi seçmiştim. Sonu hayal ettiğim gibi olmadı belki… ama ben o gün korkuma rağmen hareket ettim.
Ve bazen mesele kazanmak değildir. Bazen mesele, “Ben de varım” diyebilmektir. Farklıysan, yaralıysan, özgüvenin eksikse… yine de adım at. Çünkü kimsenin merhametine muhtaç bir hikâye değilsin. Sen acınacak değil, anlaşılacak bir kadınsın. Ve seni anlayamayan biri için küçülmek zorunda değilsin.
Bugün olsa yine yaparım. Yine o isteği gönderirim. Çünkü o adım bana şunu öğretti: Bir kadın en çok, korktuğu yerden büyür.
Hadi… Başkası için değil, kendimiz için adım atalım. Sonu ne olursa olsun, cesaret yakışır bize.



