Uzun bir yoldan geldim soluk soluğa. Dereleri, tepeleri aştım. Yol yorgunluğuyla dinleneyim dedim. Bir ağacın altına oturuverdim. Hava bahardan kalmanın son günlerindeydi. Güneş insanın içini ısıtıyordu. Dere, tepe ne gezer şehirde, yol gerçekti, gerisi hikâye. Uzun bir yoldan gelmiştim yine de. Usanmıştım yürümekten. Gördüklerim beni yormuştu.
Gözlerinin içine baktım. Gözbebeklerinde kendimi gördüm. Cam gibi parlaktı. Bir hikâye vardı okunması gereken, belki de yarım kalan, tamamlanacaktı kendiliğinden. Bilinmeyene bir adım atmak üzereydik. Başka başka hikâyeler vardı yaşanacak. Hiçbiri yaşanmadı. Uzakta bir köyde, dünyanın diğer bir ucunda. Köy vardı da biz yoktuk. Olasılıktı yalnızca. Başka şehirlerin sokaklarında gezmek vardı seninle el ele.
Zihnimde aştığım o tepeler, otobüsün camına çarpan şehir ışıklarına yeniliyordu. Kalabalığın içinde kendimi yalnız hissediyordum. Otobüs hınca hınç doluydu. Bu belki bir rahatlık vermeliydi ama ne kadar doluysa benim içimdeki boşluk da o kadar büyüktü. Yirmili yaşlarda otobüse bindiğimde ne düşünüyordum? Aklımdan neler geçiyordu? Peki ya on yaşında? Hiçbir dönemde ne düşündüğümü hatırlayamadım. Aynı kalabalıklarda yolculuk etmiştim defalarca ama şimdi ne olmuştu da kaybolmuştum bu kalabalıklarda? Kendimi çoktan bırakmıştım akıntıya. Hiçlikteydim, büyük bir boşlukta. Zaman kavramını yitireli çok olmuştu. Hiçbir şeyin değeri yokmuşçasına. Ne olması gerekiyordu ki, ne oldu? Hiçlikteyim, büyük bir boşlukta.
Bu bekleyiş beni öldürecek. Her bekleyiş kadar uzun ve yorucu. İçinde umut var, belkiler, korkular da. Sonlanacak elbette. Yarınlar belki de kaybolacak. Bilmez misin, beklemek büyük bir sabır gerektirir. Beklerken hayat neyi alır, neyi geri koymaz yerine?
Gözlerde telaş, ellerde terleme. Nefesler kesik kesik alınmakta. Sanki anda sıkışıp kalmış gibi bir his var. Zaman her zamankinden daha ağır akmakta. Bir belki iki sözcük tüm hayatı değiştirecek. Beklemek yorucu. Bir insanın ağzından çıkacak kelimeler başka bir insanın tüm hayatını değiştirecek. “Belki” sözcüğü bile ne kadar değerli. Bekleyişte sıkışmış bir sözcük.
Sonunda beklenen olmakta. Duyduklarım canımı en derinden yakmakta. Yıllarımı verdiğim adam, bana “Bitti,” diyor. Kısacık, tek kelime. Bu kadar kolay söylenir mi bir sözcük? İnsan korkmalı, yanacağız ateşlerde. Siliniyorum gözbebeklerinden, yavaş yavaş. Fazla gelmişti ona, bildiklerini aşıyordu gördükleri. Hak etmiyordu böylesine bir sevgiyi. Neydi ki seni çekici ve vazgeçilmez kılan? Büyü bozulmuştu.
Kulaklarım uğuldamaya başladı, başım döndü, midem bulandı. Bundan sonra onu her düşündüğümde midem bulanacaktı. İnsan bir anda iğrenebilirdi sevdiğinden, sonsuza dek. Elim varmamıştı bir son yazmaya ama o şimdi koymuştu noktayı. Bildiklerim yetmiyordu, gördüklerimi anlamaya. Bir uçurumdu şimdi bizi ayıran. Pişmanlıklar silsilesi yerini almıştı. Bir zamanlar sımsıkı tuttuğu eli öylece bırakıvermişti. Sessizce, kimsesizce gidivermişti. Bir adım atmıştı öteki tarafa.
Bahardan kalma bir günde bitmişti aşkımız. Yerle gök bir araya gelse de bir araya gelemeyecektik, belki başka bir hayatta yeniden severdik birbirimizi. O anda anladım yıllarımı heba ettiğimi. İnsan kendisinden başkasını bu şekilde sevmemeliydi. Yıllardır anlamadığımı, bir sözcükle anlamıştım nihayet. Tek bir sözcüktü, tüm bir hayatı sonlandıran.



