Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yarım


Apartman merdivenlerinin loşluğunda ilerliyorum. Otomatın cılız ışığında duvara vuran gölgem ardıma düşmüş. Sıcak, sapsarı bir sıcak havada asılı kalmış, dumanı tütüyor. Zemin kata geldiğimde küf kokusu çarpıyor burnuma. Yerde üç beş sigara izmariti. Birkaç kakalak kaçışıyor. Apartman kapısına uzanıyor elim.

Kapının camı kırık. Kırık camlar yerde. Yer karanlık. Karanlık derin.

Sabahın beş buçuğu. Elimdeki küçük valizi çekiyorum. Şehrin bu viran sokağındaki kaçışım sona eriyor. Sabahın serinliği yalıyor yüzümü, esinti saçlarımı savuruyor. Hiç söyleyemediğim, söyleyemeyeceğim sözler mühürlü dudaklarımda. Eski püskü apartmanların bulunduğu ara sokakta duruyorum. Bir kedi hızla geçiyor önümden. Sola bakınca yokuşun sonundaki denizi görüyorum. Sağa bakınca yokuş yukarı tırmanacağım yolu. Metroya, metrodan banliyö trenine oradan da havaalanına giden yolu ezberledi ayaklarım. Burada ne işim var? Burası benim evim değil artık.

Kartımı okutup gişeden geçiyorum. Kaçıncı kez aşağıya inen bu merdivenlerdeyim. Üzerimdeki çiçekli siyah elbisenin etekleri uçuşuyor. Esintiyle ürperiyorum. Ortalık sıcaktan kavrulurken ben üşüyorum. Yaklaşan metronun rüzgârı doluyor istasyona. Kalkıp sarı çizginin önünde bekliyorum. Hiç durmayacakmış gibi gelen metro sonunda duruyor. Önümde açılan kapıdan giriyorum. İstasyondan ayrılırken gözlerim kapanıyor.

Beynimin kuytularına gizlediğim tüm anılar o kıvrımların arasından kayarcasına aklıma damlıyor. Berrak görünen bir suyun dibinde saklı olan yılların biriktirdiği balçık gibi, aşkımızın dibinde de bir tortu var artık. Ne kadar beklersek bekleyelim ne kadar özlersek özleyelim, o tortu hep orada kalacak. Onu yerinden oynatmaya çalışmak, geriye kalan son berraklığı da yok etmekten başka bir işe yaramayacak.  

Bu yüzden bırakıyorum her şeyi olduğu yerde, benim hırçın sevgilim. Seni değil, bize dair son görüntüyü korumak için. Çünkü bazı hikâyeler mutlu sonla bitmez; yalnızca yavaş yavaş karanlığa gömülür. Bazen sevmenin son şekli, yarım kalmayı kabullenmektir.

Metrodan sonra bineceğim banliyö treni önümde durduğunda düşüncelerimden sıyrılıyorum. İçerisi buz gibi, ince hırkamı omzuma atıyorum. On yedi durak var, bu otuz dört dakika demek. Kalabalık değil, sabahın erken saatleri. Telefonumu çıkarıp kelime oyunu oynamayı deniyorum ama hemen vazgeçiyorum. Dışarıyı seyretmek daha güzel. Sonunda düşüncelerden kurtuluyorum. Havaalanına doğru giderken gökyüzündeki bulutlara takılıyor gözlerim. Annemle oynadığımız ve bulutları hayvanlara benzettiğimiz oyunu hatırlıyorum. Bulutlardan biri bir file benziyor. Oyunun sonunda bulutlar evlerine gidiyor derdi annem. Gözlerimi kapatıyorum.

“Bak, bulutlar evlerine gidiyor.”

Bulutlar evlerine gidiyor. Ben evime dönüyorum.

Bir şeyler yarım kalıyor.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Banu Kalkandelen
Banu Kalkandelen
1968 yılında İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Maçka İlkokulu, F.M.V. Özel Işık Lisesi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Yazmaya ortaokul yıllarında başladı. Milliyet Sanat Dergisi’nin açtığı “Genç Yazarlar” yarışmasında dereceye girdi. Kedim ve Ben sitesinde hayvan hikayeleri ve Kedici dergisinde makaleler yazdı. Profesyonel bir ajansta yazarlık, serbest içerik yazarlığı ve çevirmenlik yaptı. “Yazıya Giriş” ve “İleri Öykü Teknikleri” atölyelerini tamamladı. Editörlük tecrübesini geliştirirken çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı. “On Dört Pandabiyat Öykü Seçkisi” kitabında öyküsü ile yer aldı.

POPÜLER YAZILAR