Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sandıktaki Leke: Askıda Kalan Zaman

Lüleburgaz’ın o serin sonbahar akşamlarından biriydi; gökyüzü, kurumuş yaprakların rengiyle kurşuni bir hüzne bürünmüştü. Elif, odasının en ücra köşesinde, yıllardır kapağını aralamaya cesaret edemediği o eski, ağır meşe ağacından yapılmış sandığın önüne çöktü. Sandığın kilidi, sanki zamana karşı direnirmiş gibi zorlukla, acı bir gıcırtıyla açıldı. İçeride, naftalin kokusuna karışmış, unutulmuş bir geçmişin bayatlamış huzuru vardı.

Sandığın en altında, katları arasına zamanın diş izlerini bıraktığı, rengi süt beyazından fildişine dönmüş o elbise duruyordu. Elif elbiseyi eline aldığında, kumaşın soğukluğu parmak uçlarından ruhuna işledi. Bu elbise, sadece bir kumaş parçası değil; yıllar önce, henüz söylenmemiş son sözlerin, yarım kalmış bir vedanın sessiz şahidiydi.

Odaya astığı o metal askı, elbiseyi taşımaktan öte, âdeta bir darağacı gibi hüzünleri üzerinde taşıyordu. Elbise askıda her salındığında, odanın içindeki sessizliği bölen o hafif hışırtı; sanki geçmişten gelen bir fısıltıydı. Elif, o günlerde yazdığı dizelerin satır aralarına gizlediği melankoliyi hatırladı; hayat, tıpkı bu elbise gibi, belki de üzerine hiçbir zaman tam oturmayan bir kalıbın içinde, askıda kalmıştı. Beklentiler, gerçekleşmeyen umutlar ve artık kelimelere dökülemeyen o düğümlü cümleler, odadaki o tek askıda asılı duran hayaletlerdi.

Yeni şarkısının ritmi de tam bu askıdaki bekleyişten besleniyordu; o tamamlanamayan, hep bir “belki” eşiğinde kalan o eksik nota. Sandığın dibindeki o küçük leke, sanki Elif’in ruhundaki o eski, iyileşmeyen yaranın somut bir yansımasıydı. Elif, bir an duraksadı. Elbiseyi askıdan nazikçe indirdi ve pencerenin kenarına, sonbaharın altın sarısı yapraklarını savuran rüzgâra karşı bıraktı. Rüzgâr elbiseyi hafifçe havalandırdığında, o sandıktaki leke artık bir yük gibi görünmüyordu. Anladı ki bazı şeyler, sadece askıda kaldığı sürece birer yük olurdu. O lekeyi, rüzgâra, zamana ve geçmişin tozuna teslim ettiğinde, aslında kendi içindeki o düğümü çözmeye başlamıştı.

Elif, titreyen elleriyle kalemini aldı. Kâğıdın üzerine dökülen her kelime, askıda kalan o yılların ağırlığından kurtuluyordu. Artık sandıktaki o leke, bir pişmanlık değil; yepyeni, lirik ve derin bir bestenin ilk cümlesiydi. Şarkı, askıdan indirilen o elbise gibi, sonunda kendi özgürlüğüne kavuşmuştu.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ebru Kirezli
Ebru Kirezli
1993 yılında Edirne'nin Keşan ilçesinde dünyaya geldi. Erken yaşlardan itibaren edebiyata ve müziğe duyduğu derin ilgiyle, kelimelerin ve seslerin gücünü birleştiren projelere odaklandı. Sanatsal üretimlerinde özellikle söz yazarlığı kimliğiyle ön plana çıkmakta; müzik dünyasında bağımsız projeler ve dijital platformlar için profesyonel eserler üretmeye devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR