Pazar, Ocak 25, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yaşasın Lady Godiva!

Vergiler… İnsanlık tarihi boyunca kimsenin yüzünü güldürmemiş, en yaratıcı küfürlere ilham vermiş, kucak dolusu ödenmesine rağmen halka dönüşü parmak ucuyla olabilmiş kadim lanet. Lanet olmasının sebebi ödenmesi değil, ödendikten sonra buharlaşması. Sorun sadece bize özgü değil üstelik. Arap’ından Avrupalısına, Amerikalısından Uzakdoğulusuna herkes bu marazdan mustarip.

Vergi dediğimiz şey aslında tarih boyunca hep aynı mantıkla işlemiş: halkın cebinden çıkıp iktidarın kasasına giren. Çoğu zaman hesabı sorulamayan… Antik Mısır’da Nil’in su seviyesine göre köylülerden toplanan ürün vergisi; Roma’da, savaşlara kaynak yaratmak için icat edilen servet vergisi; Orta Çağ İngiltere’sinde evinde fazla pencere olanların ödediği ‘pencere vergisi’ ki sırf bu yüzden fazlalık pencereleri tuğlayla örtüp güneşten vazgeçmiş insanlar. Tuz vergisi varmış mesela Fransa’da. 18. yüzyılda kraliyet izniyle üretimi ve dağıtımı yapılan tuzu ekmeğe koymak bile lüks tüketim sayılırmış.

Osmanlı da ecnebi örneklerinden eksik kalmayıp türlü vergilerle milletin sırtına yaslanmış. Avârız ilk akla gelenlerden. Olağanüstü durumda toplanan ama bir başka olağanüstü durumda kasada bulunamayan vergiye denirmiş. Yüzündeki o ifadeyi gördüm, ‘Aaa bu bizim şey değil mi ya… deprem vergisi?’ bakışını nerede görsem tanırım. Değil elbette. Bizde de öyle bir vergi var ama kullanmaya gerek duyulacak kadar büyük bir deprem olmadığı için duble yollar ve birkaç kez açılışı yapılan havalimanları kazandırıldı memlekete. Nankörlük etme!

Avârız, başlangıçta olağan dışı durumlarda toplanırken zamanla sürekli ödenen bir vergi haline gelmiş. Bakma öyle!

Bunun gibi nice verginin altında ezilen halkın içinden çıkan ozanlar manilerle, türkülerle dile getirmiş tepkilerini:

‘Şalvarı şaltak Osmanlı,
Eyeri kaltak Osmanlı,
Ekende yok, biçende yok,
Yiyende ortak Osmanlı.’

Yani diyor ki: ekerken yoksun, biçerken yoksun ama yemeye gelince ortaksın. Kim yazmış belli değil, anonim.

Avrupa’da da benzer örnekler çoktur. Lakin biri var ki tarihe muhteşem bir sanat eserinin armağan edilmesine vesile olmuş: Görkemli Lady Godiva. 11. yüzyıl İngiltere’sinde, Coventry’deyiz. Mercia Kontu Leofric ve eşi Godgifu, yani bilinen adıyla Lady Godiva.

Tarih kaynakları, bu çiftin dini inançlarından ötürü kiliselere ve manastırlara yüksek bağışlar yaptığını yazıyor. Sen gözlerini kısıp yine benzerlik kurmaya çalışıyorsun ama çok heveslenme, finalde plot twist var.

O dönemde Coventry hızla gelişmekte, artan giderler halka ağır vergiler olarak yansımaktadır. Giderek bunalan halkın acılarını gören Lady Godiva, eşine vergileri hafifletmesi için defalarca yalvarır. Leofric başta oralı olmaz, sonunda ise karısına alaycı bir şart sunar: “Bir atın üzerinde çıplak şekilde şehri dolaşırsan vergilerin bir kısmını kaldırırım.”

Bu sözün eşini pes ettireceğini düşünür ancak onu büyük bir sürpriz beklemektedir. Teklifi ciddiye alan Lady Godiva şehre haber gönderip ricada bulunarak, geçişi sırasında dükkânların kapatılmasını, mümkünse herkesin evine çekilmesini, pencerelerini örtmelerini ister. Halkının nefes alabilmesi için bedensel mahremiyetini hiçe sayıp çırılçıplak bindiği atın sırtında şehri baştan başa dolaşmaya başlar.

Daracık taş döşeli yollarda yayılan at nalının sesleri… Altın rengi tellerin karıştığı, omuzlarından iki yana düşen saçlarını bembeyaz tenine örtü yapan Lady Godiva’nın elleri bile titremez dizginleri tutarken. Tuhaf bir sakinlik sarmıştır sokakları… Herkesin gözü kapalı olsa da kulaklarda yankılanmaktadır at nalına gizlenmiş cesaretin ihtişamlı çığlığı. Leofric’in küçümseyerek sunduğu şart, bir kadının kararlılığıyla meydan okumaya dönüşür. Coventry’in sokakları o gün, tek kahramanlı bir devrimin sahnesi olmuştur.

Kimi kaynaklarda, Lady’sinin isteğini yerine getiren halkın arasında sadece bir terzinin Godiva’yı gizlice izlediği için kör olduğundan bahsedilse de bu detayın, efsanenin ahlaki tarafını güçlendirmek için kaynaklara sonradan eklendiği inanışı hâkimdir.

Eşinin bu cesur tavrı sonrasında sözünü tutan Leofric gerçekten de vergileri hafifletir.

Yüzyıllar sonra John Collier, 1897’de fırçasını eline aldığında bu sahneyi yeniden kurar. Yüzünde utançla gururun arasında gidip gelen bir ifadenin görüldüğü Lady Godiva’nın yer aldığı tabloda, kadının uzun saçlarının örtmeye yetmediği çıplaklığa bakarken, insan hem masumiyet hem de başkaldırı hissediyor. Viktorya dönemi, kadını evin duvarları arasına sıkıştırmakla meşgulken Collier’in tuvalindeki kadın bütün şehri dolaşıyor. Sanat tarihçileri bu tabloyu sadece bir güzellik temsili değil, aynı zamanda kadın bedeninin özgürlük ve direnişle özdeşleşmesinin simgesi olarak görüyor. Lady Godiva, bir tablonun içinde devleşip Viktorya ‘ahlâk’ anlayışına koca bir tokat atıyor. Dünya tarihine iz bırakan bu efsane, Collier sayesinde günümüzde bile kadının gücüne ve dik duruşuna ilham oluyor.

Elbette bugün at üzerinde halkı için mahremiyetinden vazgeçen fedakâr bir ‘first lady’ beklemek yersiz. Ama insan yine de düşünüyor: Siyah bir Merso ile iki kıtayı bağlayan köprünün ortasından hem Asya’ya hem Avrupa’ya cesaretle mesaj veren bir lady olsaydı mesela…

Düşünsenize, bir sabah telefonunuzun bildirimiyle uyanıyorsunuz. Mesaj şöyle:
“Kıymetli first lady’miz bugün şehri baştan başa dolaşarak; ağır vergi yükü altında ezilmekten maaşı kuşa dönen, sıra sıra vergiler yüzünden fiyatı arşa çıkan et, süt gibi ürünleri evine sokamayan ailelerin; tarihin en yüksek oranına ulaşmış bodurluk ve gelişim yetersizliği riskiyle yaşayan çocukların sesi olmak için tek kişilik bir protesto gerçekleştirecek.”

Niye devirdin gözlerini? Hayal de mi kurmayalım canım?

Dünya tarihi böylesi nice kahraman, mangal yürekli kadınla dolu. Devran bazen bizi mutsuz etmeye and içmiş gibi görünebilir. Ama onu tekrar umuda çevirecek olan biz kadınlardan başkası değil. Bugünün Lady Godiva’sı belki at üstünde değil ama sokakta, üniversite amfisinde, işyerinde, mutfakta, hatta sosyal medyada… Cesaretiyle, inadına kahkahasıyla her yerde.

Sevgili yazarlarımız, Eylül ayı teması olarak ‘Eve Sığmayan/Sığdırılamayan Kadın’ başlığını irdelediler. Evlerin, kadının esaret alanı olup olmadığını sorguladılar. Ben de Lady Godiva vesilesiyle damarlarımıza doğuştan zerk edilmiş gücü bir kez daha hatırlatmak, kadının eşsiz kudretini dile getirerek onlara eşlik etmek istedim.

Yaşasın Lady Godiva!
Yaşasın insanlığın umudu ve kaynağı güzelim kadınlar!

Yücel Cüre
Yücel Cüre
Otuz beş yıl bilişim sektöründe klavyeyle haşır neşir oldu, ama mesaisi sadece işle sınırlı kalmadı. Editörlük, yazar koçluğu ve eğitmenliğin yanı sıra, kurucusu olduğu "Çünkü Kadınız Kolektifi" çatısı altında sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor. Kelimelerin hayatı dönüştürme gücüne inanıyor ve bu sihrin peşini bırakmaya hiç niyeti yok.

POPÜLER YAZILAR