Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kardan Adam’a Veda

Ben geçmişte yaşayan biriyim. Anılar her zaman dönüp durur belleğimde. Belki de bu zamandan aradığımı, umduğumu bulamadığımdandır, kim bilir?

Her rengin geçmişte bir anısı var bende. Bu kez size beyazı anlatacağım. Beyaz bir masal da diyebiliriz.

Bir varmış, bir yokmuş, İstanbul’un geride kalmış sokaklardan birinde, kutu gibi bir evde bir aile yaşarmış. Aile dediğime bakmayın; bu sizin bildiğiniz ailelerden değilmiş. Misal, anneyle baba yokmuş bu çatının altında. Ama anneden ziyade bir hala ve bir babaanne varmış. Elbette bir de dede varmış en keltoş ama tontonundan. Torunlarına göz bebekleri gibi bakar, sever, öperlermiş. Her mevsim ayrı güzel geçermiş o sokakta. Hele kış mevsimleri…

Sobanın çıtırtısı, üstünden hiç eksik olmayan güğümün fokurtusu ve kenardan el sallayan çaydanlığın ibriğinden çıkan tıs tıs sesleri eksik olmazmış. Derken bir sabah ev halkı gözlerini beyaz bir rüyaya açmış. Henüz ilkokula gidiyormuş minik kız, okulların tatil olması onu sevinçten havalara uçurmuş. Sobanın üzerinde ekmekler kızartılmış, kahvaltı edilmiş, çizgi filmler izlenmiş. Dışarıda kar lapa lapa devam ediyormuş. Komşu bahçedeki kiraz ağacı da kardan nasibini almış, “Babaanne bak, kiraz kardan gelinlik giymiş,” diye büyülenmiş küçük kız.

Dedim ya torunlarına çok dikkat edermiş ailesi. Belki yaşıtlarına kıyasla biraz daha zayıf, biraz daha sık hastalanan bir çocuk olduğundan. Minik kız, evin bahçesine çıkıp karla oynamak istiyormuş ama dışarıdaki soğuk ve fırtınadan üşütür, hasta olur diye ne halası ne babaannesi izin veriyormuş. Camdan izlemek yeter mi bir çocuğa? Halası ona da çare bulmuş çünkü o evde konu minik kız olunca çareler hiç tükenmezmiş.

Halası banyodan bir leğen alıp bahçeye çıkmış, eve tepeleme dolu karla dönmüş. Minik kız hemen oyun oynamaya başlamış. Karları sobanın alevinde eritip mahsuscuktan gelen misafirlerine oyuncak demliğinde çaylar hazırlamış, küçücük pembe plastik fincanlara servis etmiş. Babaannesi, “Çok yaklaşma, parmaklarını yakarsın,” diye tembih ediyormuş. Akşama kadar bu oyunu oynamış, leğendeki karlar bittikçe halası yeniden doldurup getirmiş. O insanlar o küçük kızın üzülmesine, bir şeyden mahrum kalmasına asla izin vermezlermiş. Ellerinden geleni, güçlerinin yettiğini mutlaka yaparlarmış.

Akşam olup yemek yendikten sonra küçük kızın kuzenleri ve diğer halaları gelmiş. Sobanın üstüne kestaneler dizilmiş. Mis gibi bir çay demlenmiş. Sohbetler edilmiş, sessiz sinema ve isim şehir oynanmış. Çok keyifli bir akşam geçirmişler. Evet, annesi babası yanında değilmiş ama o küçük kız her zaman kendisini sıcacık hissedermiş. Çaylar içilmiş, küçük kıza paşa çayı yapmış babaannesi. Kestaneler yenip saatler geceye uzandığında misafirleri gitmiş, yatma vakti gelmiş.

Kızın odası bahçeye bakarmış. Uyku saatine kadar halasıyla buğulanan camlara parmaklarıyla kalpler, evler çizmişler. Sonra halası onu yatırıp üstünü örtmüş ama perdeleri kapatmamış, bahçenin ışığını da açmış. Kıvırcık saçlı esmer kız, gökyüzünden süzülen kar tanelerini izleyerek uykuya dalmış. Uykuyla uyanıklık arasında kendisini bir kar küresi içinde hayal etmiş.

Rüyasında kardan adam yaptığını görmüş. Kardan adamın burnuna havuç, gözlerine zeytin, boynuna da kırmızı bir atkı takmış. Sabah olup gözlerini bir gün öncekinden daha beyaz bir rüyaya açınca bahçede onu bekleyen sürprizi görmüş. Aynı düşündeki gibi bir kardan adam bahçeden küçük kıza âdeta gülümsüyormuş. Halası o uyanmadan önce erkenden kalkmış. O kardan adamı yapmış.

Kahvaltıdan sonra sonunda bahçeye çıkmasına da izin vermişler çünkü kar yağışı durmuş. Hava bir önceki güne göre daha yumuşakmış. 

Sonunda minik kız ermiş muradına, bu masalı okuyanlar çıksın kerevetine. Gökten binlerce kar tanesi düşmüş. Büyük bir kısmı, şimdilerde kardan adamların er ya da geç bir gün eridiğini çoktan öğrenen, artık yetişkin bir kadın olan o kızın başına; birazı, içinde hâlâ o miniği ve geçmiş anıları yaşatan ve her kar yağışında büyülenen tüm insanların başına; tek bir kar tanesi de eriyen kardan adama. Eridiği için kardan adama kızgın içimdeki kız çocuğu. O tek kar tanesi bile çok ona ama paylaşmaya alışmış bir kere. Alışmak en kötü bir şey zannımca.

Ben hâlâ her sene kar yağmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Her sene kar yağışını o zamanlardaki gibi çocuk sevinciyle karşılıyorum. Bembeyaz gelinliklerini giymiş ağaçları görünce büyüleniyorum, kendimi Heidi’nin kasabasında hissediyorum. Fakat artık kardan adam yapmıyorum. Dedim ya o kadar emek verip, üşüyüp, yorulup var ettiğim adamın, ilk güneşte erimesini artık kabul etmiyorum. Kardan adamla belki biraz geç vedalaştım ama insanın hayatında her şey olması gerektiği zamanda olurmuş. 

Keşke kardan adamlar hiç erimese. Keşke hâlâ çocuk kalabilsek. Keşke o eski kışlar ve çoktan öte diyara uçup giden sevdiklerimiz geri gelse.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Damla İzal
Damla İzal
Başta İTÜ olmak üzere çeşitli üniversitelerde lisans ve yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. Halen Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenci. Turizm, sağlık, pazarlama sektörlerinde çalıştı. Kolektif kitaplarda ve dergilerde yazıları yayımlandı. “Oyuncak Tabanca” isimli öyküsüyle Zehirli Kalem Öykü Yarışmasında üçüncü oldu. Yazarlık ve editörlük yapmaktadır.

POPÜLER YAZILAR