Cumartesi, Mayıs 2, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Avuçlarımdan Kalbine

Bu Gece Son

“Sana olan sadakatimi bu şekilde sorgulayamazsın!”

Kızgınlığından alnında ince bir damarı belirginleşen Patrick sordu: “Peki sen bana sadık mısın?” Suçlayan diline egosunun alaycılığı da eklenmişti sanki. Araya giren sessizlik bir cevap beklediğini anlatıyordu. 

Dolaptaki askıdan çekiverdiği gömleğin düğmelerini arkası dönük biçimde iliklerken, Alicia hışımla önüne döndü. Duydukları karşısında uğradığı haksızlığın hayal kırıklığı gözlerinden okunuyordu. “Böyle bir şeyi nasıl söylersin!”

Sert bir rüzgâr gibi esti odanın içinde. Hızlıca giydiği paltosunun yakasına bir çırpıda doladı şalını. Koşar adımlarla koridoru geçerken dalgalanan saçlarını bileğindeki lastikle topladı. Kapı yüksek sesle kapandı.

Ev koca bir sessizliğe gömülmüştü. Patrick arkadaki geniş yatak odasında ortalığa saçılmış eşyaları, yarı çıplak bedeni ve karışmış aklı ile yapayalnız kalmıştı. Alicia ile yaşadıkları ilk gerginlik değildi bu. Birbirlerine dönmeyi hep başarmışlardı.

Kendinden emin bir biçimde “Yine öyle olacak,” dedi.

Batmak üzere olan güneşin son demlerinden ışıklar, komodindeki abajura ve köşede duran boy aynasına teğet geçiyordu. Cılız bir hüzme, yerini karanlığa bırakmadan önce Patrick’e bir iyilik yapmak istercesine yatağın üzerine düşüverdi. Gri çarşafların arasında bir parlaklık, Alicia’nın ipek bluzu…

Patrick çarşafların arasına dolanan bluzu çekip, kokusunu içine çekti. Alicia’nın tenine çok yakışacağını düşündüğü somon rengi bluz, Patrick’in ilk sevgililer günü armanığıydı. Alicia önemli günlerde uğur getirdiğine inanır; “Giydiğimde hep yanımda olduğunu hissediyorum,” derdi.

Karşılık verme uğruna, Patrick’in ağzından çıkan bir cümle ile herşey altüst olmuştu. İçine düşen şüphe karanlığın odaya çökmesi gibi tüm bedenini kapladı. Ya onu kaybedersem?

Ama korkusunun sesini duymak istemiyordu. Alicia ile barışacaklarına inanıyordu, sadece biraz zaman lazımdı. 

Yüzleşme

Alicia, Patrick ile beraber tuttukları stüdyo daireden çıktı. Attığı adımların onu ne kadar uzağa götüreceğini bilmeden yürümeye başladı. Kararan hava, ıslak sokaklar ve arabaların parlak ışıkları arasında belki bir kaç saat hiç durmadan yürüdü.

Pek çok şeyi geride bırakma isteğinin içinde yavaş yavaş büyümesine engel olamıyordu. Bu istek sanki kendi çabalarına ve kendi sevgisine ihanetti; Patrick’e değil. İçini sinsice oyup kocaman bir boşluk yaratacak ve nasıl dolduracağını bilemeyecekti. 

Patrick’in sorusu kulaklarında yankılandıkça Alicia asıl başka bir sorunun cevabını bulmak istediğini fark etti. 

“Sadakat nedir?” 

Evine geldi. Banyoda sıcak su üzerine yağarken, sanki bir ders kitabının birinci sayfasındaki giriş cümlesini ilk kez görüyormuş gibi tekrar etti. Sordukça kolaylıkla bulacağını sandığı cevap, aksine bir türlü gelmedi. 

Sadakat neydi? Şu an içini kemiren şeyin ta kendisiydi. Fazla adanmışlığın, vericiliğinin yaşattığı cezanın eşanlamlısıydı. Benliğini ele geçiren kızgın ses banyoda yüksek sesle söyleniyor hatta kavga ediyordu. Bornozunu giyen Alicia ıslak saçları ile aynanın karşısında durdu. Yorgunluğunu da o zaman anladı. Patrick ile olan ilişkisinin bu anlaşılmaz dalgalı seyrinde kendini kaybetmişti. Sevdiğinden bu kadar emin olmasaydı… “Sadakatim hapishanem (oldu),” dedi aynanın üzerindeki buharı sildiğinde görünen yüzüne. 

O Günü Hatırlıyor musun? 

Her şeyi, tüm anılarını ve beraberliklerini en baştan gözünde canlandırmaya başladı. İlk tanıştıkları gün hilal biçimli ay ve onu çevreleyen yıldızlar lacivert gökyüzünde uzun zamandır görülmemiş bir parlaklıktaydılar.

Alicia eşinden henüz boşanmış popüler bir reklam yazarı, Patrick ise evliliği sallantıda kıdemli bir vergi danışmanıydı. O güne kadar hiç karşılaşmamışlardı. Tanıştıklarını bile bilmedikleri ortak arkadaşlarla bir rastlantı eseri köşedeki pub’da iş çıkışında bir araya gelmişlerdi. 

Alicia canlı ve neşeli tavrıyla kalabalığın arasında Patrick’in dikkatini çekti; çevresindekilerle iletişiminde rahattı. Barmenden içkisini tazelemesini istediği sırada göz göze geldi onunla. İlk görüşte aşkın yıldırımı değildi düşen ama kısa bir an da olsa gözleri kenetlenmişti.

Alicia sohbetlerin sisinde yavaş yavaş uzaklaşmıştı. Patrick yanındaki arkadaşlarıyla konuşurken göz ucuyla kadının elleriyle saçlarını atışını ve gülüşünü izliyordu.

Kalabalık dağılmaya başladı. İnsanlar gruplar halinde pub’dan çıkıyorlardı. Direksiyonun başına geçen Alicia’nın telefonuna bir mesaj düştü. Tanımadığı bir numara olduğundan çekinerek açtı. “Dolunayın ışığında benimle yemek yiyeceğine söz verir misin?”

Alicia etrafına baktı. Çalıştırılan araba motorlarının, kapanan kapıların, edilen son vedaların hatta flörtleşmelerin karmaşasında kimseyi göremedi. Ama sonra, pub’ın kapısında elinde telefonu ile uzaktan arabasına doğru bakan birini fark etti. 

Alicia yüzünde bir gülümseme ile bu gizemli mesaja cevap vermeden, arabasıyla oradan uzaklaştı. Hiçbir şeye söz vermeyeceğini biliyordu. 

Patrick bir şekilde etkilenmişti Alicia’dan, yoksa telefonunu istemek ve kendinden bile ummadığı biçimde mesaj göndermek cesaretini bulabilir miydi? Daha sonra onun olmadığı zaman ve mekânlarda, hakkında kulağına çalınanlar merakını artırmıştı. Mutlaka tanışmalıydı ama nasıl?

Kısırdöngü

Patrick, kendi gibi danışman eşi Jenn’in ve kızının her akşam işten eve dönüşünü beklediklerini biliyordu. Mesaisi biter bitmez şirketten çıkarak evin yolunu tutmak otomatik hâle gelmişti.

Okulda geçirdiği günleri hevesle anlatan kızıyla ilgilenmesi dışında evde pek bir varlık göstermiyordu. Başını yastığa her koyduğunda bu evliliği neden sürdürdüğünü düşünüyordu. Sorumluluk duygusunun ağırlığı aldığı tek cevaptı. “Bundan daha önemli ne olabilir?” diyen iç sesi, alışkanlıklarından vazgeçmeyi yeterince isteyip istemediğini her tarttığında, galip geliyordu.

Öte yandan karısına karşı bir heyecanı olmadığı gibi, işten geç çıksa yada nadiren şirkettekilerle yemek yiyip gelse asık bir suratı çekmek, evde sorumluluk almadığına dair suçlanmak artık onu boğuyordu. Emek verdiklerini ve kızlarının henüz küçük olduğunu kabul etmesine rağmen, Jenn ile birlikteyken kendi gibi olamadığının farkındaydı. Jenn’in emrivakileri, buyurgan davranışları bir eş gibi değil de zoraki bir görevli gibi hissettirmeye başladı. Patrick sessiz kaldıkça, üzerine gelmeye devam eden Jenn’in hırçınlığı ile başa çıkmak istemiyor, kızını parka götürme bahanesiyle evden âdeta kaçıyordu. Dış ortamlarda ise kendine biçtiği rolü sabırla oynamak en kolayıydı. Uyumlu ve dengeli bir çift, kızlarının varlığı ile kutsanmış tatlı bir aile imajı vurgulanıyordu hep. Pek çoklarının isteyip de sahip olamadığı zenginlik ve konfor, onları gıpta edilecek bir örnek hâline getirmişti.

Patrick artık gizleyemediği keyifsizliğinin sebebini soranlara yaşadığı rahatsızlıklardan üstü kapalı bahsetti. 

Kimi, erkeklerin rutinleri bozulduğunda olumsuzluklar yaşadıklarını savunurken, çifti tanıyanlar sorunlar büyümeden çözüm bulunursa evliliklerinin kurtarılabileceğini söylediler. Bir de iş hayatındaki başarının sağlıklı bir aile yaşamına bağlı olduğunu belirtenler hatta uyaranlar vardı; “Partnerliğe aday gösterilmeyi umarken bir ayrılık hatta boşanma haberi şirket üst yönetimince hoş karşılanmayabilir ve adaylığı kaptırmana sebep olabilir.”

Patrick, çevresinden duyduğu bu söylemleri uzun süre düşündü. Eksilmiş olanın ne olduğunu ya da tam tersi artık fazla gelip batan şeyin ne olduğunu anlayamıyorlardı. Yeni bir hayat dizayn edemeyecek kadar beceriksiz değildi. Bir sarsıntı yaşayabileceğini kabul ediyordu ama bir süre sonra silkelenip kendine gelecekti. En dipten başladığı ve yıllarını verdiği şirkette partner olmayı sonuna kadar hak ediyordu. Salt medeni durumunun partnerliği ile ilişkilendirilmesi objektiflikten uzak gelmekle birlikte, istemediği bir sonuç olurdu.

Bildiği tek şey bu evliliğin de bir ortaklık olduğu ve çözümün de çözümsüzlüğün de bu ortaklığın parçası olduğuydu. Evet çift terapisine gidebilirlerdi, yeniden de deneyebilirlerdi ama enerjisinin kalmadığını biliyordu. 

Bunu hayatımda gerçekten istiyor muyum?

Kulaklarını kapatması mümkün olmayan güçlü bir hayır yükseldi içinden.

Öte yandan sekiz yaşındaki kızlarının elbette bir aile ortamına ihtiyacı vardı ki, sorumluluk duygusu en çok bu noktada devreye giriyordu. Ama kendine itiraf etmekte zorlandığı bir gerçek vardı. Boşanmanın yıpratıcı olmasından çekiniyordu. Köşeye sıkışmıştı; koşullar onu özgür kılmak için yeterli değildi. İstemeyerek de olsa mutlu tablonun parçası olmaya bir süre daha devam etmekten başka çaresi kalmamıştı. En azından kısa vadede kendisine iyi gelebilecek ne varsa peşinden gitmeye karar verdi. Pub’daki gece de bu çabalardan biriydi.

Ay Doğarken

Zaman kısa teslim tarihli projelerin stresleri ile akıp geçerken yüksek temposundan yorgun Alicia, akşamları evinde dinlenerek geçiriyordu. Serbestliğinin ilk aylarında kendine yeni yeni geldiğini söylemek mümkündü. Nefes alabildiğini hissediyor, özgürlüğünü yeni seyahatlerle yeni insanlar tanıyarak yaşamayı hayal ediyordu. Bir akşam ısrarla çalan kapıyı açtığında, onu evden çıkarmaya ikna etmek için gelen bir kaç muzip arkadaşını karşısında buldu. 

Fazla kalmadan döneceği düşüncesiyle katıldı onlara. Başka bir mekâna gitmekti içinden geçen ama yakındaki o pub’ı duyduğunda da işine gelmişti. Yolun karşı köşesine geçtiklerinde, elini uzatıp tutacağı kadar yakın ve pembemsi rengiyle dolunay görenleri hayrete düşürüyordu. Pub’dan içeri girdiklerinde biraz sigara, biraz puro dumanından buğulu bir atmosfer vardı. Tempolu parçalarla hareketlendirmeye çalıştıkları insanların eğlenmedikleri gözlemleniyordu. Alicia şimdiden geldiğine pişman olmuş, düşündüğünden de erken ayrılmayı kafasına koymuştu. “Siz de sıkıldınız değil mi?” Teyit edercesine başını salladı. Konuştuğu kişi bir yerlerden tanıdıktı ama kim olduğunu hatırlayamadı. Gündelik konuşmalar da olsa cümlelerinin gürültünün kurbanı olmasını istemediğinden Patrick dışarı çıkmayı önerdi Alicia’ya. Evine dönmek için çıkmaya hazırlanan Alicia bu teklifi fırsat bildi. Yürüdükleri bloklar boyunca sohbet biraz kesintili, biraz duraksamalı devam etti. Alicia bu sakin adamı inceledi belli etmemeye çalışarak. Flört etmenin inceliklerini çoktan unuttuğundan pişman Patrick, Alicia’nın evine vardıklarında “Bu dolunayda hayalim seninle bir yemekti,” diyerek veda etti. “Gizemli yabancı sendin demek,” diye gülerek cevap verdi Alicia.

Biraz mahcup bir tavırla Patrick “Adımı yazmayı unutmuştum,” dedi, elleriyle yüzünü kapatarak. 

Hayatın Getirdikleri

“Neredeyse bir ay olacak,” dedi kendi kendine Alicia; elindeki sıcak kahve fincanından çıkan dumanları izlerken. Patrick’in telefonlarına ve mesajlarına geri dönmemişti. 

Konuşmadan geçirdikleri, birbirlerini görmedikleri ve birbirlerine dokunamadıkları üç hafta… Özlemişti elbette ama bir yerlerde gerçekten tamir edilmesini beklediği bir kırgınlığı vardı. Kahvenin dumanına, dalga dalga düşünceleri ve o düşüncelerin merkezindeki duyguları karıştı. Bazen gülümsedi, bazen tebessümüne bir hüzün yerleşti. Patrick ile ikinci yıllarıydı. Farketmeden ona âşık olmuş, böylece teslim bayrağını ilk çeken de kendisi olmuştu. 

Boşanma sürecinin her aşamasında, şirkete ortaklığın uzaması nedeniyle yaşadığı stresli günlerde Alicia sevgisini ve desteğini hiç çekmemişti. Terfiyle beraber gelen yeni imaj, yeni sosyal ortamlar Patrick’e basamak atlatmıştı. Hayatın bir şekilde Patrick’i iyileştirirken kendisini yerinde saydırdığını düşünüyor; hatta tüm bu değişimlerin Patrick kabul etmese de onu değiştirdiğini görüyor ve üzülüyordu. 

Yoğun ajandaların getirdiği kopukluklar, iletişim sorunları ve araya giren zaman ağır gri bulutları ilişkilerine taşımaya başlamıştı.

Yüzleşmeye ihtiyacı vardı. Patrick’i arayıp evine çağırdı.

Söyleyeceklerimi Anlamaya Hazır mısın?

İçindekileri yüz yüze söylemek istediğini; telefonda yada mesajlarla konuşulamayacak kadar önemli olduğunu vurguladı ve devam etti.

“Sadakati sadece bedensel zevkler ya da kısa süreli beraberlikler olarak değerlendirmiyorum. Bu yüzeysel bir bakış açısı olurdu. Ben daha farklı bir şeyden, bir ahenkten bahsediyorum. Birbirimizin hayatına karıştığımızda neler olup bittiğinden…  

Ben sadık olmanın sevgiyle ve özenle yoğrulmuş en güzel erdem olduğunu anladım. Süreklilik isteyen ve ruhunla bütünleştirdiğinde anlamı olan. Keyfiyetini bile nezaketle yönetmeyi düşünmen gereken. 

Sadakat istikrarlı olmak demek; dengesizliğinde bile bir çizgin olmalı. 

Ve dürüstlük; yapabileceğini de yapamayacağını da açık yüreklilikle masaya koymak. Bir köşeye çekilip olana bitene seyirci kalmak değil, onarmak için gerçekten eyleme geçmek demek.” 

Alicia derin bir nefesi dışarı bıraktı. Sanki bu upuzun cümleler bir kalıp gibi çıkmıştı ağzından. Karşısında oturduğu Patrick’in, ellerini ne zaman kendininkileri arasına aldığını bile fark etmemişti. 

Patrick, Alicia’nın sözlerini tamamladığını sandı ama Alicia kalkıp kapıya doğru yürüdü.

“Benim için sadakat bu noktadan başlıyor ve yüceliyor. Bunlar sağlamsa sorgulamaya gerek duyulmaz. Ama yoksa, kiminle ne zaman ne yaptığımız sadece bir sonuç ve detayları da sormak anlamsız. Kararı sana bırakıyorum. Böyle hissediyorsan kapıyı açmamı engellersin.”

Alicia tüm kalbiyle, Patrick’in elini kapının tokmağından çekmesini diledi. 

“Bilmiyorum, belki de düşünmek istiyorsundur,” diye ekledi. Patrick’in bakışlarında gördüğü tereddüt, o son cümleyi istemeyerek kurdurtmuştu. Sesindeki kısıklık boğazındaki çatallanma bedeninde olan bitenlerin yansımasıydı maalesef.

Bir hamle, elimin üzerinde yumruğun… 

Patrick ağır adımlarla ona yaklaştı. Bir eliyle Alicia’nın sımsıkı tutan elini kavradı, diğer avucunda ise sakladığı ipek bluz vardı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

POPÜLER YAZILAR