13 Mart 2020…
Sema o günü dün gibi hatırlıyordu.
Virüs ülkeye yeni ulaşmıştı. Ağır geçiren hasta sayısı artıyor ama henüz kapanma ilan edilmiyordu. İnsanlar televizyonlardan haberleri izliyor, adı sürekli anılan bu virüsün Çin’den buralara kadar geleceğine ihtimal vermiyordu. Uçaktan inen yabancı yolcuların hangi ülkeden geldiğinin kontrol edildiği, bazen karantinaya alındığı günlerdi bunlar.
Şimdi dönüp baktığında, izlediği bütün korku filmlerinden daha karanlık bir dönemden geçtiklerini düşünüyor; insanların bunu nasıl bu kadar kolay unutabildiğine şaşırıyordu. Gerçi kendisi de yavaş yavaş normale dönüyordu. Özellikle 13 Mart geldiğinde, hayata karışmak için insanüstü bir çaba gösterirdi.
Sema hemşireydi. Neyse ki yalnız yaşıyordu da pandemi boyunca ailesinden kimseye hastalık bulaştırmadan atlatabilmişti o günleri. Aylarca görememişti sevdiklerini. Yine de pişman değildi; o vicdan yüküyle yaşayamazdı.
Hastanede gördüklerini ruhunun en karanlık odasına kilitlemişti artık. Onlarla yaşamayı öğreniyordu. Zordu ama başka çaresi yoktu.
Gülsüm Anne’yle işte tam o gün tanışmıştı.
Yetmiş dokuz yaşındaki Alzheimer hastası kadını hastaneye getirdiklerinde hafif bilinç kaybı vardı. Doktorların müdahalesiyle kısa sürede toparlamıştı. Gülsüm Anne, diğer yaşlı hastalardan farklı gelmişti Sema’ya. Belki birini hatırlatıyordu belki de gözlerindeki o kırılgan ışık etkiliyordu onu; bunu hiç çözemedi.
Zamanın gerisinde kalan hayatına tutunuyor, bugüne gelmeyi reddediyordu sanki.
Nur yüzlü, bal rengi gözlerinde ürkek ışıklar taşıyan bu kadını hemen sevmişti.
Kızı, damadı, torunları başucundaydı, ama Gülsüm anne onların hiçbirini fark etmiyordu. Sürekli uzaklara bakıyor ve Ayşe diye sesleniyordu.
Kızının anlattığına göre Ayşe, çok genç yaşta kaybettiği kızıydı. Gülsüm Anne yalnızca o dönemi hatırlıyordu artık. Bazen ağlama krizlerine giriyor, hastaneye getirilmeden önce olduğu gibi, saatlerce kızını sayıklıyordu.
Ertesi gün Sema kolundan kan alırken, Gülsüm Anne yüzüne uzun uzun baktı.
“Geldin demek Ayşe… Canım kızım…”
Bal rengi gözleri dolmuştu.
Sema o an, normalde asla yapmayacağı bir şey yaptı.
“Geldim anne,” dedi yavaşça.
“Buradayım artık. Merak etme.”
O günden sonra Gülsüm Anne değişti.
Canlandı. Neşelendi. Büyük kızını ve torunlarını fark etmeye başladı. Sanki yıllardır beklediği şeye kavuşmuş gibi yeniden hayata dönüyordu.
Kızının ricasıyla Sema bu masum yalana devam etti.
Senede bir kez onu ziyarete gidiyor, kalan ömrünü kızına kavuşmuş olmanın huzuruyla geçirmesine izin veriyordu.
Bugün yine 13 Marttı.
Sema, geçmişin karanlığından çıkardığı Ayşe’yi bir günlüğüne daha yaşatmaya kararlıydı.
Hazırlanıp sokağa indi.
Çağırdığı taksiyi beklerken çantasından, Gülsüm Anne’nin kızı için ördüğü mavi beyaz atkıyı çıkardı. Yavaşça boynuna sardı.
Ayşe yaşasaydı nasıl bir kadın olurdu diye düşündü bir an.
Sonra taksiye binip bir günlüğüne daha Ayşe olmaya gitti…



