Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bir Kadın Direnişi: Deg

Mezopotamya ‘nın Sessiz Dili

Kadınların bedenlerine işlenen ve tarihi binlerce yıl öncesine dayanan bir çeşit sanat ve  dövme biçimi olarak tarif edebiliriz DEG’i…

Degler, ezilmiş ve değersizleştirilmiş Mezopotamya kadınlarının kendilerini bir şekilde ifade etme yöntemi esasında.

Bir nevi dile getiremediklerini sembolize etme çabası.

Tarifsiz bir suskunluk çağı fakat diğer taraftan da derin bir isyan hâli…

İçine attıklarını, bedenlerine işledikleri motiflerle haykırdıkları bir BAŞKALDIRI SANATI âdeta.

Romalı bilge Seneca, “Hafif acılar konuşabilir fakat derin acılar dilsizdir,” der.

İşte Anadolu’da da bu büyük acılar, degler üzerinden dile getirilmiştir.

Yazma oyalarındaki şekiller de dokuduğu kilimlerdeki nakışlar da kadının sessiz ifadesidir esasında.

Her biri sözsüz edebiyat gibidir âdeta ve en çok da kadın olma hâlinin esrarlı güzelliğidir.

Aslında kayıp zamanların kutsal metinleri de diyebiliriz deg için. Umudun ve inancın kadın vücudunda sirayet etmiş hâlidir. 

Anadolu’da birçok bölgede kadınlarda görülen deg, İslam dinine geçişte yerini kınaya bırakmış olmakla birlikte, bu kültür hâlâ devam etmektedir.

Dövme geleneği, farklı isimlendirmeler ve farklı anlamlar içerse de Antik Yunan, Antik Mısır, Roma ve Mezopotamya’da yaşayan birçok halkın, inancın ortak paydası olmuştur.

Göbeklitepe’deki kazıların son çalışmalarında, degle aynı motiflerin çıktığı görülmüştür. Bu konu üzerinde derin araştırmalar yapılacağı aşikâr.

Kim bilir, ne çok iz ve sır ortaya çıkacak.

Şamanizm, Paganizm, Budizm ve Zerdüştlük gibi birçok inanç sisteminde kutsal kabul edilen güneş, ay, yıldız, kuş ve çeşitli geometrik figürler, kutsal metinler gibi insan vücuduna işlenmekteydi.

Bu dövmeler sayesinde kötülüğün ve uğursuzluğun bedenden uzaklaştırıldığına inanılıyordu. 

Tanrıya yakın olmak ve ona olan inancı gösterme şekliydi aslında. 

Diğer taraftan da onlar için bir nevi muska görevini yerine getiriyordu o dövme. 

Atalarımız, Şamanizm inanç sistemiyle dövme yapmaya başlamışlardır. 

Güneş tanrısı, ay tanrısı için bedene yapılan dövmeler, o günden bu yana insanoğlunun kendini ifade etme şekli olmuştur. 

Mezopotamya coğrafyasında özellikle elli yaş üstü kadınlarda rastlanılan ve geleneksel dövme olarak kabul edilen “deg”, günümüzde az uygulansa da örneklerine rastlamak hâlâ mümkün.

Degi diğer dövmelerden ayıran en belirgin özellik, yeni kız çocuğu doğurmuş annelerin sütüyle yapılıyor olmasıdır.

İnanışa göre, bu sayede annenin doğurganlığı kız çocuğuna geçiyor ve bu bir çeşit hayır duası olarak kabul ediliyordu.

Anne sütü, isle karıştırılıp iğne yardımıyla deriye işlenen motifin üzerine sürülür. İşin bu kısmı bayağı acılı olsa gerek.

Mavi ya da yeşil renge bürünen deg, bir ömür boyu bedenden silinmiyor.

Çektikleri acıyı dile getirememenin sancısı, deg yaptırmanın sancısından fazla olmalı ki bu çileyi çekiyorlardı.

Deg kurallarından birisi, boşanmış ya da ölü çocuk doğurmuş kadınlara yapılmamasıydı. Kolektif ayrımcılığın bundan daha acımasız hâli olabilir mi sizce?

Deglerde her bir motifin bir anlamı ve hikâyesi var esasında.

İnsanın içini en çok sızlatanı da avuç içine yapılan üç nokta dövmesi.

Bu dövme, üzerine kuma gelmesini önleme dileğini ifade ediyor. 

Aynı zamanda, “Görmedim, duymadım, konuşmadım,” anlamını da taşıyor. Suskunluğun ve çaresizliğin tarifsiz isyanı diyebiliriz belki de.

Sadece üç nokta… Bundan daha derin bir haykırış olabilir mi sizce? Avuç içine saklanan üç nokta…

Kadınlara hâlâ susması salık verilirken o üç nokta, yüreğimin tam orta yerine mıhlanıp kaldı desem yeridir.

Ceylan motifi, ceylan gibi güzel olmak için; kuş motifi, özgür olmak için; ay, dişil enerji; akrep, gizem ve şifa; güneş, bilgelik; taç, güzellik, güç ve şans için işleniyordu.

Beş köşeli yıldız ise tılsım olarak kabul ediliyor ve özel bir gizem sembolü olarak kullanılıyordu. 

Çeneye yapılan deg; kocası tarafından terk edilmiş, yalnız kalmış ve çocuklarına tutunmuş kadının ifade biçimiydi.

Kol içine yapılan çiçek motifi ise evli kadınların, kocaları evine bağlı kalsın, kollarında huzur ve mutlulukla uyusun diye yaptırdıkları bir dövmeydi. 

Çocuklarının başına bişey gelmesin, kocası üstüne kuma getirmesin umuduyla yapılan dövmeler belki de kadının ilk kişisel terapi hamlesiydi.

Erkeğini elinde tutmak, elinin bereketli olması, nazardan korunmak, düşük yapmaktan korunmak, çocuklarının sağlıklı yaşaması ve uzun ömürlü olması için bedene kazınan işaretlerle bir şekilde ayakta kalma ve kendini ifade etme mücadelesi diyebiliriz. 

Her daim genç, güzel ve doğurgan olmak, erkeğini memnun etmek, hasta olmamak gibi öyle çok yükü vardı ki kadının… 

Ne yazık ki tüm bu dayatmalar günümüzde dahi “KADIN OLMA HÂLİNİN” acımasız faturası olarak önümüze koyulmakta.

Bu nedenle degi susturulmuş çığlıkların tercümanı olarak ifade edebiliriz.

Kadınlar üzerlerine atfedilen onca yükü belki de böyle tolere edebiliyorlardı. Kendi içlerinde kurdukları bir nevi gizli anlaşma metniydi degler. 

İşte bu yüzden DEG, acının sembolüdür.

Anlaşılmak için çekilen onca acıya değmiş midir, bilmiyorum fakat duyulmak, görülmek, varolmak için verilen mücadele tüm acımasızlığıyla devam ediyor ve ne yazık ki buralarda KADININ ADI HÂLÂ YOK.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ebru Bozcuk
Ebru Bozcuk
2021 ve 2023 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi pazar ekinde kültür ve sanat yazıları yazdım. Halen Cumhuriyet gazetesi medya gurubu olan ilkbaski.com da yazmaya devam ediyorum. Ayrıca Fenoreporter dijital gazetede ve Truva Edebiyat dergisinde köşe yazarı olarak görev yapıyorum. Görme engelliler için Youtube üzerinden @umudunkadınları platformunda yazılarım seslendirilmektedir. Muhtelif edebiyat ve sanat dergilerinde de yazılarım yayımlanmaktadır.

POPÜLER YAZILAR