Yaşamın içinde kendimizi bulduğumuz küçük anlar vardır…
Kendimi keşfederken fark ediyorum;
içsel sınırlarımız bazen korkularımızla çizilmiş,
bazen başkalarının beklentileriyle daralmış,
bazen de kendimize duyduğumuz şefkat eksikliğiyle sertleşmiş…
Anlam; öyle büyük bir amaç değil benim için.
Kapladığım alanı şefkatle içeriden genişletebilmek ve yumuşatabilmek.
İnsan yaşamak için kendine izin verdikçe büyüyebiliyor.
Gerçekten yaşamak…
Her gün aynı döngüden şikâyet edip sorumluluk almayarak değil.
Her duyguya temas edecek kadar yakın olup,
O duyguyla aranda, ne anlattığına kulak kabartacak kadar mesafe bırakarak bilinçli yaşamaktan
bahsediyorum.
Her zaman kolay olmasa da,
demlendiğim ve yaşamdan zevk aldığım en güzel dakikalar bu anların içinde gizli.
Ve bazen çok daha akışta ve kendiliğinden yaşanan anlar;
Bazen yüzünü okşayan ılık rüzgârın tadını çıkarmak.
Bazen en sevdiğin yemeğin kokusu evi sararken sabırla beklemek.
Bazen işlerin erken bittiği bir akşamüstünde kahveni yudumlamak.
Bazen kalbin alarm verircesine çarparken,
kendini silmekle savunmak arasında kaldığın yerden kalkabilmek.
Bazen yaptığın tembellikte kendini yargılamadan kalabilmek.
Birine yardımın dokununca, kalbine de dokunan o ilahi hissi yaşamak,
Bazen en sevdiğinle sessizce oturabilmek.
Korktuğun bir anda kendine durumun geçici olduğunu hatırlatmak.
Ve en önemlisi öğrendiklerinin zamanla değişebileceğine açık olmaktır.
Daha derinden gelen mısralarla;
Bir çiçeğin açışındaki saklı kudrete, vakti geldiğinde o yaprağın düşüşündeki gizli teslimiyete
Ve ikisinin arasında yazılan görünmez hakikate saygı duymaktır ikigai.



