Bütün güzel hikâyeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.
Lev TOLSTOY
Bu düşünce sanırım çoğumuz için hayalini kurduğumuz bir yaşam şekli…
İstediğimiz her şeye anında sahip olmamız gerektiğine inandığımız bu tüketim ve haz odaklı çağda, bize dayatılanlarla mutlu ve huzurlu olmadığımız apaçık ortada. Bu süreçte hep bir şeylerin olmasını bekleyerek geçiriyoruz hayatı.
Tüm sorumlulukların sona ermesini, kredi borçlarının bitmesini, emekliliğin gelmesini, çocukların evlenmesini beklerken zamanın nasıl da hızlı akıp gittiğinin farkına bile varamıyoruz esasında.
Bu ülkede yaşarken kendimizle ilgili hayalleri yastık altına atmayı da çok iyi öğrendik biz galiba. Oysa yüzleşeceğimiz en önemli şeyin “Burada mutlu muyum?” sorusu olması gerekirken ıskalanmış hayatlar içinde yaşayıp gidiyoruz.
Sabah uyandığımız andan itibaren üzerimize stres, korku, kaygı ve gelecek endişesi boca eden günümüz dünyasında psikolojik sağlamlık nasıl elde edilir? Bakın işte orası bir muamma…
Çareyi yeni nesil spiritüel öğretilerde arıyoruz. Toplu meditasyonlar, aile dizimi, çakra açma, kuantum bilinçaltı temizliği, 777 oldu bile derken hiçbir şey olmadığı gibi kafamızın allak bullak olduğuyla kalıyoruz.
Nihayetinde kimimiz zorunluluktan, kimimiz de o son noktaya geldiğini anladığından dolayı bu yeni hayatı tercih ediyor ve kendisine sil baştan bir hikâye yazmaya karar veriyor.
Yataktan çıkmaya bile mecalimin kalmadığı mutsuz bir sabah verdim bu kararı ben… Ben hâlâ ne yapıyorum buralarda deyip yeni bir yolculuk kararı aldım.
Verdiğim kira bedeli ve tam hayal ettiğim konumu ile İstanbul’da asla yaşayamayacağım bir ev tutup yeni hayatıma merhaba dedim.
Bu kararı alırken, bundan sonra metrobüslerde sıkışmış asık suratlı, bedbin insanları seyretmek yerine martıların büyük bir iş yaparmışçasına gökyüzündeki uçuşlarını seyretmeyi tercih ettim.
Süpermarketlerde sulanmaktan iflahı gevremiş yeşillikleri almaktansa, köy pazarında kadınların kendi bahçelerinden topladığı sebzeleri almayı tercih ettim.
Bir devlet dairesi işi için bütün bir günü ayırmak yerine bütün işlerimi aynı günde bitirmeyi tercih ettim.
Geceleri eksoz gazı yerine, dağdan esen rüzgârla yatak odama dolan kekik kokusuyla uyumayı tercih ettim.
Denize girmenin sadece bir ay ya da daha kısa bir zaman dilimi ile sınırlanmayıp, havalar iyiden iyiye soğuyuncaya kadar yapılması gereken bir etkinlik olduğuna karar verip, denizkızı olmayı tercih ettim. Ne de olsa kaç yazımız kaldı ki?
Köklerime, topraklarıma yerleşmeyi, aidiyet duygusunu tercih ettim.
Sabah gün doğumlarını, akşam gün batımlarını, gece dolunayı, yakamozu seyretmeyi tercih ettim.
Kuru kalabalıklar yerine yalnızlığın o şahane hâllerini tercih ettim.
Portakal çiçeklerinin açacağı ayları beklemeyi tercih ettim.
Asansörde yüzyüze karşılaştığın hâlde “Günaydın” demeyen komşular yerine, köydeki bahçesinden bir tabak incirle “Hoş geldin”e gelen komşuları tercih ettim.
Araba kornalarının sesleri içinde uyumaktansa, dalga sesleriyle uyumayı tercih ettim.
Açserde, kalorifer petekleri üzerinde çamaşır kurutmaktansa, balkondaki ipe asıp güneşle sarmaş dolaş çamaşır kurutmayı tercih ettim.
Süpermarketteki suni yumurta ve sütten sonra köydeki evinden getirdiği mamulleri satan Ali Baba’dan alışveriş etmeyi tercih ettim.
Ayrıca süpermarketteki mutsuz kızın suratına üzülmek yerine, köy pazarındakilerle neşeli sohbetler yaparak alışveriş etmeyi tercih ettim.
Gereksiz yere kıyafet, kozmetik, ayakkabı, çanta almaktansa bir terlik ve bir şortla koca bir yazı geçirmeyi tercih ettim.
Dondurulmuş balık almak yerine, kıyıya yanaşan sandaldan canlı canlı balık alıp akşama bir ziyafet sofrası kurmayı tercih ettim.
Şişirilmiş aidatlar ödemek yerine, oturduğum sitenin gayet makul aidatını ödemeyi tercih ettim.
Doğalgaz yerine güneş enerjisi ile ısınan suyu tercih ettim.
Ben ZEYTİN AĞAÇLARINI, NARI, BEGONVİLLERİ ve HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ SABAHLARI MUTLU UYANMAYI SEÇTİM.
Şimdi ruhumu hamaklara yatırma zamanı deyip, yıllardır hayalini kurduğum düşler ülkesinde yaşamayı seçtim.
Herkesin yaşamdan beklentisi ya da yapmak istedikleri elbette farklıdır fakat ben bir gün böyle bir hayatı düşleyenlere naçizane şu soruyu sormalarını salık veririm.
“Bu sabah mutlu uyandım mı?”
Sakın unutmayın, hayat tercihlerden ibarettir.
Hepinize Akdeniz’den kekik kokulu selamlarımla…



