Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Beklenen Yaslar

Suat Derviş; Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllara tanıklık etmiş, daha sonra sosyal platformlarda da yaptığı çalışmalarla ve kadın olmanın sadece toplumun bir üyesi değil aynı zamanda değer görecek bir sınıfın da temsili demek olduğunu eserleriyle göstermeye çalışmıştır. Yaşamında aristokrat bir ailede büyümüş olmasının yanı sıra, eğitimine çok önem vermiş, Fransızca ve Almanca yabancı dillerini öğrenmekle kalmamış, yeni yüzüne tanıklık ettiği ülkesinde, entelektüel birikimlerini gazetecilik ve yazarlık üzerinden aktararak edebiyat dünyasında farklı yüzüyle dikkatleri çekmiştir.

 Henüz on yedi yaşındayken yazdığı ve “Gotik edebiyat” diye tanımlanan; korkuya, tekinsizliğe dayalı figürlerin, temaların işlendiği “Kara Kitap” isimli eserle edebiyat dünyasında yerini almıştır. “Kara Kitap” tada, sonraki tüm romanlarında da özellikle ve çoğunlukla kadın karakterler üzerinde durmuş, onların erkekler üzerinden yaşadıkları korku ve belirsizliğin, ruhlarında yaşattığı ıstırap üzerinden yazılarını yazmıştır. Siyasal ve sosyal konjonktür olarak değerlendirildiğinde, aslında ülkesinin yeni yüzünde bir kadın edebiyatçı olarak; eserlerinde sürekli olarak kadınlara yer vermesi, belki de hemcinsleri için verilen bir mücadele olarak ta değerlendirilebilir. Yeni düzene adapte olmakta zorlanan ve baskın bir ataerkil sistemde, özelliklede çağdaş yüzleriyle var olmaya çalışan kimlikleriyle, Türk kadınlarının kendilerini bulmalarına bir nebzede yardımcı olmaya çalışmıştır Suat Derviş. 

“Kara Kitap” ta; hastalığının adı çok geçmese de eskilerin belki de “İnce hastalık” diye tanımladıkları fiziksel zayıflık, dirençsizlik, vücudunun hep korunma ve kollanma ihtiyacı ile birlikte yaşam enerjisine kısıtlı ulaşabilen bir Şadan var. Ölüme mahkûm edilmenin onun ruhuna verdiği azabı, cüce, çirkin ve sakat olan dayısının oğlu Hasan’ın ona umutsuzca yaşattığı aşk da çok arttırmaktadır. Kitapta yaşanan ıstıraplara; ölüme giden naif ruhlu, çok güzel ve bir o kadar da duygusal Şadan, engeli olan, toplumdan kendini dışlamış Hasan ve Şadan’ın ölüme doğru gitmesine acı içinde tanıklık eden annesinin ve erkek kardeşinin de mücadeleleri olarak bakmak gerekir. 

İkisi de Tanrı’ya isyan etmektedir. Şadan bu kadar güzel ve genç olmasına rağmen evde hasta, korunaklı ve izole yaşam sürdürdüğünden, Hasan ise Şadan’ın güzelliği karşısında bu çirkinlik ve sakatlıkla yaratılıp içe kapanmaktan ve arzu nesnesinin yanında olmasına rağmen ona ulaşamamanın imkansızlığından mustariplerdir.

Hasan’ın Şadan’a duyduğu aşk aslında karanlıkları, öfkeyi ve iç sıkıntılarını kaplamaktadır. Ona yazdığı içinde kasveti, üzüntüyü, elemi barındıran şiirleri ya da Şadan’ a söylediği can acıtıcı sözlere kitapta yer verilmiştir. Sonunda kendini öldüren ve içten içe Şadan’ın iyileşirse evden gidip kendisini burada bırakacak olma ihtimalini düşünen Hasan, Şadan’a olan aşkından ve ona asla kavuşamayacak olmasından dolayı, onunla birlikte ölmeyi de bilinç dışında arzu ettiği görülmektedir. Şadan, hem kendi yazgısının ve bu hastalıklı vücudunun çaresizliğini yorumlamaya çalışırken, bir yandan da Hasan’ı anlamaya çalışmakla da uğraşı vermektedir. 

 Şadan’ın penceresinden hem kendisine bakış hem de Hasan’a bakış kitapta değerlendirilmiş olup şu detaylar göze çarpabilir.

Kendi penceresinden bakıldığında; bu kadar güzelliği ona veren Tanrı’nın onla ne alıp veremediği olabilirdi ki? Bir o kadar hasta, bir o kadar korunmaya ve kollanmaya muhtaç aciz durumda kalması ve doğada kırlarda koşarak, oynayarak korkusuzca zıplayarak yaşamını coşku ve neşe içinde sürdürmesi neden kısıtlanmıştır acaba? Annesini ve erkek kardeşini ölüme giden kendi yolunda, elinde olmadan hastalığı dolayısıyla üzüntülere mahkûm etmesi, bu karanlık, kasvetli odalarda geçmiş dönemlerde yaşamış, ama halen yaşama arzusunda olan ruhların evdeki varlıklarını hissetmesi, öleceğini bilmelerine rağmen yaşayacağına dair annesinin ve kardeşinin umut vermek zorunda kalması, gerçekle kandırmaca arasında gidip gelen bu oyuna birde Hasan’ın ona karşı olan aşkının eklenmesi, hayatını zindana döndürmüştür sonunda.     

Şadan’ın gözünden de Hasan’a bakılacak olursa şu detaylar kitabın can alıcı kısımlarını oluşturur. Sakat ve insana karanlık gelen cüce ve kambur vücudu, koltuğa sıçrayarak oturması, kısa bacakları, rahatsız edici ses tonu ve karanlıklarda parlayan fosforlu yeşil gözleri ile onu üzmekten adeta keyif alan bir insan olduğunu görmek, kitapta şu konuşmalar üzerinden okunmaktadır.

“Bense yalnız bir kere bakıldıktan sonra göz çevrilecek bir çirkinlik, kırmızı saçları, yeşil kirpiksiz gözleri, kısacık boyu…

‘Hasan!’

‘Evet, kısacık boyu ile bir cüce, bir kambur…’

‘Hasan!’

Yalvararak gözlerine bakıyorum; kuru ve sinirli kahkahasıyla gülüyor:

‘Tuhaf şey,’ diyor; ‘siz bana cüce olduğumu söylemedikçe, benden kambur olduğumu sakladıkça benim onları unuttuğumu zannediyorsunuz, öyle mi? Zavallılar, siz daha ne iptidai insanlarsınız ki kamburluğumdan benim değil, fakat sizi bu kadar güzel ve mükemmel yapan hilkatin mesul olduğunu bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz.… Sana güzelliği, bana çirkinliği veren yaratıcı kuvvet bir değil mi?’ (DERVİŞ Suat, Kara Kitap, Şubat 2022, İstanbul, syf 107-108).

Ansızın günün birinde karlar altında kalbi sökülmüş halde ölüsü bulunan Hasan’ın, Şadan’ın da hasta yatağında bilinci yerindeyken ve adım adım ölüme giderken, onu pencereden hortlak halinde görmesine, onun Şadan’ın boğazını sıkması, aşkına karşılık vermediği için onun kâbusu olmasına, Şadan’ın ölüm anında yer verilmiştir. Yazar; ölümlülüğü ve ölüm halini çok ince detaylarına eserinde ustalıkla değinmiştir. Şadan’ın ölürken yaşadığı çaresizlik, ruhunun aciz hali, şu cümlelerle okuyanın bile acıyı içinde hissetmesine sebep olmaktadır.

“Beni sarınız, beni ısıtınız.

Ellerimi ayaklarımı ovuyorlar.

“Doktor niçin bir şey yapmıyorsunuz? Niçin beni kurtarmaya uğraşmıyorsunuz?”

“Şadan…Şadanım.”

“Artık duymuyorum. Anlıyorum muhakkak ölüyorum. Anneme sarılmak için yerimden kımıldamak istiyorum. Mümkün değil. “Anne su” demek istiyorum. Muvaffak olamıyorum. Sesim çıkmıyor. Ölüyorum…Ölüyorum.”

Hasan’ın kâbusunu da tam ölüm anında görerek, bunu, aşkına karşılık vermediği için ruhunun çektiği ıstırabın sebebi olarak hissetmektedir zavallı kız.

“Beni saran karanlığın içinde iki yeşil fosforlu göz parlıyor. Hasan bana doğru ilerliyor. Silkiniyorum. Bana o kadar yaklaşıyor ki korkudan nefesim kesiliyor. Hasan bana yaklaşıyor. 

“Kalbimi getir, kalbimi getir,” diyor.

Sonra iki kuvvetli el boğazımı sıkıyor, yavaş yavaş her şey gözümden siliniyor. Karanlık… Sonsuz uçurumlu, zebanili cehennemli bir karanlık beni sarıyor. Ne acı ne feci ne doğru, ben ölüyorum…

Şadan’ın ölüm halinin adım adım okuyucuya sunulması, Hasan’ın ruhunun kabusu, Şadan’ın ölümle birlikte bu adamı ölümle özdeşleştirmesi, kitabın en can alıcı kısmı olarak okuyuculara aktarılmaktadır.

Suat Derviş yeni kurulan Türk Cumhuriyetinin bir kadın yazarı olarak; analitik düşünce tarzı, korkuyu ilk kez eserlerinde cesaretle yansıtmış olması, kaleminin kuvvetliliği açısından edebiyat dünyasında çok önemli bir yere sahip olmuştur. Bu kadar genç bir yaşta yazdığı bu kitapta da ölüm anını ve beklenen yası çok detaylı bir şekilde vermiş olup, takdire şayan bir anlatım dili olduğu da bir gerçektir.  

Şehnaz Orhan
Şehnaz Orhan
1971 Bursa doğumlu. Uludağ Üniversitesi İİBF İşletme mezunu. İşletme, Psikolojik Danışmanlık yüksek lisansı yaptıktan sonra ICF onaylı Koçluk eğitimi aldı. Halen Anadolu Üniversitesi öğrencisi. Patoloji Laboratuvarında yöneticilik yapıyor, dergilere ve kolektif kitaplara öyküler yazmaya devam ediyor.

POPÜLER YAZILAR