Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Cumhuriyet Kadını

Sembol mü Özne mi?

Cumhuriyet ilan edildiğinde, bir rejimden çok eşitlik ve özgürlük ilkeleriyle yoğrulmuş bir halk tasavvuruydu. Yeni bir devletten öte, kurulacak yeni bir geleceğin tohumu sayılan cumhuriyet, toplumun her alanında iz bırakan bir dönüşümdü. Bu değişimin en görünür yüzü elbette ki kadın oldu. Eğitim, seçme ve seçilme, meslek hakkı gibi çeşitli kazançlarla kadınlar aslında cumhuriyetin taşıyıcısı oldular. Cumhuriyet’in yasal hakların yanında getirdiği kılık kıyafet düzenlemesi ile kadınların çehreleri değişirken, çoğu zaman yasal kazanımlarını gölgeledi. Topuzlu, fötr şapkalı ve ciddi duruşlarıyla kadınlar, Cumhuriyet sembolü olarak algılandı. Bu tip giyim kuşama sahip kadın profilleri, adeta Cumhuriyet’in vitrininde sergilenen modernlik imgesi hâline geldi. Tüm bunlar olurken diğer tarafta kadınlar, kazandıkları eğitim ve seçim haklarıyla kamusal yaşamda bu kadar öne çıkıyorlar mıydı, karar mekanizmalarında eşit söz hakkına sahipler miydi? Yoksa Cumhuriyet kadını bir prototip olarak yalnızca görünüşüyle mi var edildi? 1935 seçimlerinde Meclis’e giren on yedi kadın milletvekili, toplamın yalnızca yüzde dördüne denk geliyordu. Bugün bile oran yüzde yirmiyi aşabilmiş değil.

Peki ya Anadolu kadını? Onların topuzları, fötr şapkaları yoktu; ceketleriyle dik duran kadın profillerine benzemiyorlardı. Aksine, şalvarlarının içinde bükülmüş belleriyle, canla başla mücadeleye destek oluyorlardı. Kara yazmalarıyla, çarıklarıyla Cumhuriyet’in vitrininde görünmediler belki ama tarladaki emeği, cephedeki cesareti, köydeki öğretmenle kurduğu bağıyla bu dönüşümün sessiz motoruydu. Peki, görünmedikleri için cumhuriyet kadını sayılmayacaklar mıydı?

Modernlik, hep kadının bedeni üzerinden temsil edildi; biçimler değişti ama öz hiç değişmedi. Sosyal medyada dayatılan kusursuzluk, reklam panolarında sergilenen ideal beden, ekranlarda dolaşan tek tip kadın imgeleri… Hepsi bize, kadının görünüşünün hâlâ bir vitrin işlevi gördüğünü hatırlatıyor. Cumhuriyet kadının topuzunda sembolleşen imge, bugün filtrelenmiş yüzlerde yeniden parlıyor.

İşin özüne bakılırsa Cumhuriyet, kadınların yolunu açtı ama o yolun taşlarını döşeyen toplum, kadına yüklediği anlam ve misyon ile onları sembole indirgemeye çalıştı. Bunu yaparken bir yandan Batılı görünme hevesini, o eski alafrangacılık anlayışını besledi; bir yandan da kadını kapitalizmin taşımak istediği noktaya yönlendirdi. Oysa bu sonuçlar, Cumhuriyet’in ruhu ve kadına sundukları ile taban tabana zıttı. Kadınların omuzlarında yükselen Cumhuriyet, onların yalnızca görünüşlerinde değil; seslerinde, direncinde ve sözlerinde var oldukça yaşayacaktır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Didem Gürhan
Didem Gürhan
1983 İstanbul doğumluyum. Türk dili ve edebiyatı öğretmeniyim, aynı zamanda redaktörlük ve soru yazarlığı yapmaktayım. Çeşitli dergilerde birçok incelemem ve öyküm yayımlandı. Kırıklar Atlası adlı bir öykü dosyam bulunmakta. Bir kedi ve çocuk annesiyim.

POPÜLER YAZILAR