Beyaz, iki uç arasında gerilmiş ince bir çizgi gibidir: gelinlik ve kefen. Biri hayatın en çok alkışlanan anına, diğeri en sessiz vedasına eşlik eder. Aynı renk, iki zıt eşiği taşır. Bu yüzden beyaz, yalnızca masumiyetin ya da saflığın rengi değildir; başlangıçla sonun, umutla kabullenişin ortak dilidir.
Gelinlikteki beyaz, vaatlerle doludur. Yeni bir hayata adım atmanın, “biz” olmanın, geleceğe uzanan bir sözün rengidir. Kalabalıklar vardır etrafında; fotoğraflar çekilir, kahkahalar yükselir. Beyaz kumaş, ışığı yansıtır; gelin parıldar. O an, beyaz herkes için güzeldir. Kimse onun ağırlığını düşünmez. Oysa gelinlik, sadece sevinci değil, beklentileri de taşır. Üzerine giyilen beyaz, kadına atfedilen saflığın, sabrın, fedakârlığın sessizce fısıldanan yüklerini de beraberinde getirir. Gelinlik, bir rüya kadar hafif görünür ama ardında uzun bir yolculuk başlar.
Kefendeki beyaz ise alkışsızdır. Ne müzik vardır ne kalabalık ne de gösteri. Sessizlik hâkimdir. Beyaz bu kez parlamak için değil, örtmek için vardır. Bedeni değil, hayatın gürültüsünü sarar. Kefen, eşitliğin en sade ifadesidir. Kim olursan ol, neye sahip olursan ol, sonunda aynı beyaza sarılırsın. Burada beyaz, arınmanın değil; tamamlanmışlığın rengidir. Artık rol yoktur, beklenti yoktur, kanıtlama ihtiyacı yoktur.
Beyazın bu iki hâli arasında insan hayatı akar. Gelinlikle başlayan yol, kefenle kapanır. Ve bu yol boyunca beyaz, farklı biçimlerde karşımıza çıkar; boş sayfalarda, hastane duvarlarında, yastıklarda, sessiz sabahlarda. Beyaz bazen umut verir, bazen ürkütür. Çünkü bize hep aynı şeyi hatırlatır: Her şey geçicidir.
Gelinlikte beyaz, “Başlıyorum,” der. Kefende ise “Bırakıyorum.” İkisi de bir teslimiyettir aslında. Biri geleceğe, diğeri kadere… Bu yüzden beyaz ne tamamen sevinçtir ne de bütünüyle hüzün. O, hayatın döngüsünü en çıplak hâliyle gösteren renktir. Renklerin en sessizi ama anlamı en yüksek olanıdır.
Belki de beyazın asıl gücü buradadır. En önemli anlarda bağırmaz, dikkat çekmez, kendini dayatmaz. Sadece oradadır. Gelinliğin içinde umutla titrerken de, kefenin içinde sessizce kapanırken de aynı sadeliği korur. Beyaz, insana şunu fısıldar: Başlangıçla son arasında ne yaşarsan yaşa, sonunda geriye gösteriş değil, iz kalır.
Bu yüzden beyaz, hem gelinliktir hem kefen. Hem hayata atılan bir adım, hem dünyadan çekilen bir nefes. İki uçta da aynı soruyu bırakır insana: Aradaki zamanı nasıl doldurdun?



