Her şeyin sonunda yoluna girdiği bir an olur.
“Tamam,” dersin. “Başardım.”
Uzun süre nefes bile almadan çabalamışsındır, sonunda derin bir “oh” çekersin.
İşte tam o anda…
Her şey yeniden başlar. İnşa ettiğin ne varsa yıkılır. En baştan başlamak zorunda kalırsın.
Bir yerden sonra başlangıçlar sürpriz olmaktan çıkar. Bunun bir döngü olduğunu anlarsın.
Yukarı çıkmak, düşmek, yeniden başlamak…
Sanki çok eski bir hikâyenin içinde yaşıyormuş gibi.
Kurnazlığıyla ölümü kandırıp Olimposlu tanrıları kızdıran ölümlü Sisyphos’un hikâyesi. Cezası da bir kayayı dik bir dağın zirvesine çıkarmaktır. Ancak kaya tam zirveye ulaşmak üzereyken tekrar aşağı yuvarlanır ve bu eylem sonsuza dek tekrarlanır. Bu anlamsız, bitmeyen bir görevdir.
Peki Sisyphos’u kayayı tekrar tekrar yukarı yuvarlamak için iten güç nedir? Yaşama sevinci, anlam arayışı, umut?
Gerçekten mutlu muydu?
Yoksa sadece durumu kabullenmiş miydi?
Belki de her seferinde zirveye yaklaştığında, bu kez farklı olacağını düşünüyordur. Bir noktadan sonra kaya yine düşüp tekrar itmeye başladığında, bunu ne ilk ne de son kez yapacağını anlıyordur.
En zoru budur belki. Sonunun değişmeyeceğini bilerek aynı yolu tekrar yürümek.
Bence Sisyphos’u mutlu eden şey, kayanın zirveye ulaşması değildi.
Onu her seferinde yeniden kaldırabilmesiydi.
Hayat düz bir çizgide ilerlemiyor. İnişler, çıkışlar, dolambaçlı yollar, çıkmaz sokaklarla dolu bir yolculuk. İşin garibi, bu yolculuğa çıkmak bizim tercihimize bırakılmamış. Kendimizi yolda bulmuşuz. Sonunun nereye varacağı da belli değil.
Peki bu yolculuğa devam etmemizi sağlayan şey nedir?
En dibe vurduğumuzda devam etmeye zorlayan, yeniden başlamak için bize güç veren şey.
Buna ikigai deniyor. Yataktan kalkmanı sağlayan, devam etmen için güç veren hayat amacı. Bu amaç duygusu, hayatımıza anlam katıyor.
Bence ikigai, yalnızca hayatın anlamlı olduğu anlarda değil, anlamsızla baş edebildiğimiz yerde doğar. Anlamsızlığın içinde, kendi anlamımızı bulmak. Bazen de anlamsızlığı kabullenip devam etmektir. Küçük, görünmez bir ısrar gibi.
Ikigai, zirveye ulaşmak değildir. Kayanın geri düşeceğini kabullenerek onu tekrar tekrar yukarı itmektir. Çünkü bazı hayatlar zirvelerle değil, sürekli yeniden başlangıçlarla tanımlanır.
Kulağa yorucu geliyor, hatta çoğu zaman bir yük gibi. Ama mesele bu değil. Çünkü kaya düştüğünde geriye hiçbir şey kalmıyor. Ne başardım dediğin an, ne de o kısa süreli rahatlamalar.
Sadece sen ve yeniden itmen gereken o ağırlık. Belki de devam etme gücü, bir yük değil. Bu hayatta sahip olduğun tek mülktür. Seni ayakta tutan, en zor anlarda içinden fısıldayan “Devam et!” sesidir. Sahip olduğun en değerli şeydir.
Hayatta her şey gidebilir. Ama o kayayı kaldırma çaban, senindir.



