Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kırmızı Ruj

Kendine geldiğinde, elinde yapış yapış bir ıslaklık hissetti. Başını kaldırıp baktığında, kıpkırmızı bir kan gölünün ortasındaydı.

Ağrısı kaldırmadı onu yerden; sanki mıknatıs gibi yere yapıştıverdi. Eliyle vücudunu yokladı. Karın boşluğu yanıyordu, sanki bir kürek kızıl köz konmuş gibi. Başında bekleyen gölgeyi fark etti. Arkası dönük, telefonda konuşuyordu:
“Kırmızı ruj sürüp, ortalıkta dolaşmayı gördü sürtük,” dedi adam.
Elindeki koca bıçaktan yere hâlâ kıpkırmızı kan damlıyordu.

Bir süre sonra siren seslerini duydu, gözlerini kapattı. Adam yüzüne doğru eğildi:
“Seni kanında boğarım böyle kahpe! Sen kime sürdün kırmızı ruju! Beni boşayıp fink atacaktın öyle mi? Gördün dünya kaç bucak! Hadi bakalım!” diye söylenirken, nefesi leş gibi alkol kokuyordu Murat’ın.

Ayak seslerinin uzaklaştığını duyabiliyordu. Siren sesleri ise artık kulakları sağır edici yakınlıktaydı.

Birilerinin sesiyle yeniden kendine geldi.
“Beni duyuyor musun?”
İniltiyle, “Duyuyorum,” diyebildi.
“Güzel. Şimdi seni kaldıracağız, canın yanabilir.”

Canının acısına dayanamamış, tekrar bayılmıştı.

Sedyenin sarsıntısıyla hastane koridorlarında kendine gelmişti. Gözlerini açtığında nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Biri bağırdı:
“2. ameliyathane hazırmış, oraya götürüyoruz,” derken asansör seslerini duydu. Florasan lambalar gözlerini kamaştırırken başını yan tarafa çevirdi. Morg yazılı kapı açıldı. Al bayrağa sarılmış bir şehit cenazesi çıkarılıyordu. Tabutun başında,
“Ah oğlum, seni al bayrağa sarıp vatanın koynuna mı koyacaktık! Yavruuummm!”
diye çırpınan kadıncağızı ve yanında sessizce, için için kanlı yaşlar döken adamı seyretti, asansör gelene kadar.

Büyük bir kapıdan geçti. Elinde kırmızı bir tüple bekleyen mavi önlüklü adam, yüzünü maske ile kapatınca derin ve ferah bir uykuya daldı.

“Kızım, Gül? Kızım, duyuyor musun?”
“Anne…”

“Ahh, yavrum. Kendine geldi Ramazan, kız kendine geldi. Haber et hemşireye.”
Adam koşa koşa çıktı odadan.
“Ah yavrum, içimiz kan ağladı duyunca, çok korktuk yavrum.”

“Polise haber verdiniz mi?”
“Sen toparlan, ağabeyin her yere haber verdi kuzum. İfadeni alacaklar.”

“Tamam,” derken yatağa bıraktı gerilmiş vücudunu.

Hemşire gelmiş, kontrollerini yapıp gitmişti.
“Al yavrum, bu kırmızı hapı içmen gerekiyormuş,” diyerek bir bardak su ile Gül’e uzattı Nigar Hanım.

Hemşire, elinde kan torbası ile odaya girdi.
“Kan kaybını kapatmamız gerekiyor, üç ünite takacağız,” derken damar yoluna bağlayıvermişti kan torbasının hortumunu.

Kırmızı kan topları yavaş yavaş akmaya başlamıştı. Yine derin bir uykuya daldı.

Bıçak defalarca inip kalkıyordu; etraf kırmızıya bulanmıştı. Duvardan akan kan damları, kırmızı çizgiler oluştururken sıcaklık yayılıyordu vücuduna. Avaz avaz bağırarak uyandı. Annesi Nigar Hanım, koltuktan sıçrayarak kalkmıştı.

“Yavrum, yavrum! Yanındayız, kabus gördün,” derken saçlarını okşuyordu.

Ter içinde kalmıştı. Olanları tekrar yaşamış olmanın yorgunluğu çöktü üstüne.

“Geçecek yavrum, geçecek,” dedi Nigar Hanım.

Gül, pencereden dışarıya baktı. Pırıl pırıl parlayan güneş, masmavi gökyüzü ve pofuduk pofuduk beyaz bulutlar, içinde yeniden yaşamaya dair bir şeyleri kıpırdatmaya başlamıştı.

Murat’la biten evliliğinden sonra işi gücü de bozulmuş, maddi sıkıntı içinde kalmıştı. O gün, köklü bir şirkette iş görüşmesine çağırılmıştı. Bunu hatırlayınca,
“Anne, arayan oldu mu?” dedi.
“Kızım, telefonun çalıyor da biz açmadık.”
“Açsaydınız ya.”
“Yavrum, şimdi soran olacak, boş ver. Sen toparlan da açar konuşursun,” dedi Nigar Hanım.

Üç haftanın sonunda iyileşip taburcu olmuştu.

Günler geçmiş, mahkeme günü gelip çatmıştı.

Hâkim:
“Ne sebeple Gül Hanım’a saldırdınız?”

“Beni aldatıyordu.”
“Siz boşanmışsınız, Murat Bey.”
“Benim karım, hâkim bey; eski meski ama karım.”
“Beyefendi, karınız değil. Boşandıktan sonra da yaşadığı hayat sizi hiç ilgilendirmiyor. Neden saldırdınız, soru bu. Cevap verin.”

“Hâkim bey, karşılaştığımızda kıpkırmızı bir ruj sürmüştü. Kusura bakmayın, sokak şeyleri gibi… Tahrik oldum. Erkeklik gururuma dokundu ve kendimi kaybedip saldırdım. Kim bilir kime gidiyordu?”

Hâkim, suratında anlamsız bir ifadeyle Gül’e döndü:
“Siz ne söyleyeceksiniz, hanımefendi?”

“Hâkim bey, ben boşandıktan sonra işsiz kaldım ve o gün önemli bir iş görüşmesine çağırılmıştım. Bu münferit olay başıma gelince, maalesef görüşmede olamadım.”

Yazmana dönerek:
“Yaz kızım. Anayasa’nın 17. maddesi gereği; herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Yaşama hakkı bütün hakların temelidir. TCK’nın 125. maddesine göre de ‘kırmızı ruj sürdü’, ‘sokak şeyleri’ ifadelerinden dolayı mahkeme önünde hakaret ettiği için Murat Demir’in iki yıl hapis cezasına, yaşam hakkını elinden almaya çalışarak adam yaralama olayını da itiraf ettiği için üç yıl, toplam beş yıl hapis cezasına çarptırılmasına…”

“Bu ne, kadın yollu olmaya çıkmış!” diye avaz avaz bağırırken askerler ağzını kapattı.

“Murat Demir, özgür kadınlar kırmızı ruj sürebilir. Bu, onun hayatıyla ilgili bir etiketleme yapma hakkı ya da öldürme hakkı vermez sana! Götürün bunu; biraz düşünsün kodeste, belki aklı başına gelir,” dedi hâkim.

Seçil Şahin
Seçil Şahin
Merhaba ben Seçil Şahin .1975 yılında İstanbul'da doğdum. İnşaat teknikerliği, Tekstilde mümessil bir firmada müşteri temsilciliği ve bir bankanın sendikasında yönetici sekreterliği yaptım. Şu an emekliyim. Edebiyata merakım, lisede İngilizce öğretmenim Gönül Togay sayesinde başladı. Sonrasında şiir yazmaya başladım. Katıldığım öykü yazarlığı programları sayesinde tanıştığım yol arkadaşım sayesinde de bu platformla yolum kesişti.

POPÜLER YAZILAR