Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bembeyaz bir duygu: Amae

Hep güçlü durmamız bekleniyor. Sesimiz titremesin, cümlelerimiz dağılmasın, “iyiyim” derken gözlerimiz başka yöne kaçmasın. Yeni yıl da bunu fısıldıyor: toparlan, hedef koy, kendini aş. Ocak ayı, beyaz bir sayfa gibi açılıyor önümüzde. Sanki her şeyi yeniden ve daha düzgün yazmamız gerekiyormuş gibi. 

Ama insan bazen yeni sayfa açmak değil, defteri kapatmak da isteyebilir.

Her şeyden, herkesten, hatta kendinden biraz olsun uzaklaşmak… Bunaldığın, ipin ucunu kaçırdığın noktadan birinin seni alıp, sarıp sarmalamasını istemek. Gürültüyü susturmasını, “Tamam, şimdi ben buradayım,” demesini. Bir an güçlü olmak istemiyorsun, anlaşılmak bile değil aslında istediğin. Sadece biri tarafından tutulmak.

Japonların bu duyguya verdiği bir isim var: Amae 

Güçlü olmaktan vazgeçme hâli. Birine yaslanma izni. Şımarıklık değil ama şımarıklığa yakın bir yer. Çocukların gelip hiçbir şey söylemeden, “beni sev” diye bakması gibi. Açıklama yok, gerekçe yok, savunma yok. Sadece beklenti ve o beklentinin karşılanacağına dair sessiz bir güven.  

Bu kelimeyle tesadüfen bir kitapta karşılaştım. Bazı kelimeleri aramazsın, zamanı geldiğinde onlar seni bulur. Tam da insanların, işlerin, rollerin arasında yorulduğum bir anda. “Biri beni sarıp sarmalasa,” diye içimden geçirdiğim günlerde, beni bulup içimi ısıttı. Ama bembeyaz bir sıcaklık. Öyle ferah, öyle masum.

Yaşadığım yorgunlukla, farklı bir şehirde yaşayan ailemi ziyarete gittim. Fark ettim ki tam olarak bu duyguyu yaşıyorum. Abartısız, kimseye yük olmadan, güçlü de olmadan var olabildiğim bir yer. Kendime küçük bir geri çekilme alanı. Şımarık olmayan bir şekilde şımarmak gibi. Hâlâ annenin çocuğu olduğunu hatırlatan şeyleri yaşamak mesela, başını dizine koyduğunda saçının okşanması, sevdiğin yemeklerin yapılması. Birlikte eski fotoğraflara bakıp geçmiş mutluluklara sevinmek, geçmiş oldukları için hafif hüzünlenmek. Çocukluk odanda uykuların en güzelini uyumak. 

Melih Cevdet Anday’ın dizeleri geliyor aklıma: 

Bir misafirliğe gitsem 

Bana temiz bir yatak yapsalar 

Her şeyi, adımı bile unutup, uyusam…

Bu şiiri daha önce okuduğumda romantik bir kaçış gibi gelmişti. Şimdi başka bir noktadan bakıyorum. Bu, kaçmak değil. Adını bile unutacak kadar gevşemek, birine emanet olmak, bir süreliğine gönüllü olarak hatırlanmamayı istemek. 

Ocak ayı belki de bunun zamanı olabilir. 

Yeni başlangıçlardan önceki sessizlik. Henüz bir şey yazılmamışken beyaz sayfaya öylece bakıp kalmak. Kendinden bir şey istememek. Kendine yüklenmemek.

Genelde gücümüzle tanımlanıyoruz. Dayanıklı, sabırlı, tek başına ayakta durabilen hâllerimizle. Oysa bazen insan ayakta kalmak değil, bir yere yaslanmak isteyebilir. Bazen en insani ihtiyaç, birinin seni tutmasına izin vermek. Belki de en büyük güç, kendi gücünü bir süre askıya alabilmek. Herkesin koştuğu bir anda durup dinlenebilmek. 

Belki de yeni yıl dediğimiz şey, tam olarak buradan başlıyordur. 

Kendine kocaman hedefler koymaktan değil, çocukken yattığın yatağa büyük aklınla yatıp aynı düşleri görmekten…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Rabia Candan
Rabia Candan
Okumayı öğrendiği günden beri en büyük tutkusu kitaplar. Yıllardır perakende sektöründe çalışan bir mühendis olsa da yazarlık hayalinin peşini bırakmaya hiç niyeti yok. Öykülerinde hayata ve insana dair gözlemlerine yer vermeyi seviyor. Yazmanın hem kendisi hem de başkaları için bir keşif ve iyileşme yolculuğu olduğuna inanıyor.

POPÜLER YAZILAR