Yaşamak bazen bir ihtimalle, bazen bir ihtirasla bize tutunur. Tabii biz de çoğu kez nedenlerle sağlamlaştırırız bu tutkulu tutunma hâlini. Bazen bir aksesuar, bazen bir gün, bir sayı ve bazen de bir renk olur bu tılsımlı hâl. Ne olursa olsun, tüm kalbimizle inanmak var ise işin içinde, kendini gerçekleştirmek için çılgınca çalışır evren. Tam o sırada, tutkunun gülümseyen dudakları parlar kırmızı kırmızı…
Evet, kırmızı…
Tarih boyunca güç, bereket, özgürlük, dönüşüm, ihtiras, tutku ve cinsellik anlamları taşıdı. Antik Roma ve Bizans’ta imparatoriçelerin ve soylu kadınların rengi olurken Çin’de evliliklerde kırmızı giyen kadınlar, şans, bereket ve güç simgesi sayıldı. Antik Yunan Dönemi ve Roma İmparatorluğu’nda kırmızı renk kutsal kabul edilmiş ve Rönesans inançları büyük ölçüde bu kültürlerden etkilenmiştir. Orta Çağ’da aşırı dikkat çekici ve şehvetli görüldüğü için kadınlara yasaklanmıştır. Zamanla kilisenin nazarında da günahın rengi olmuştur.
Hatta kırmızıyı tehlikeli bile bulmuşlar; Portsmouth Üniversitesi’nde araştırma görevlisi ve psikolog olan Samantha Mann şunu söylüyor: “Kırmızı genellikle tehlikenin rengidir.”
Peki ya Anadolu’da…
Halk arasında al ya da kızıl olarak bilinen kırmızı renk, Türk kültüründe heyecan ve kudretin sembolü olmuştur. Cesaret, hayatta kalma ve hayat verme unsuru olarak bilinen kırmızı, kan rengi olup yüzyıllarca tehlikenin simgesi de olmuştur. Siyasi ve sosyal yaşantıda karşımıza çıkan kırmızı renk, hükümdarlar için hanlık sahibi, yani gücün simgesi olmuştur. Dede Korkut’ta kadını simgeleyen kırmızı renk, kadının yerini belirlemede kullanılmıştır. Mitolojide Şamanlar için ise sembolik bir renk olup kötülüğün simgesi Alkarısı ile özdeşleştirilmiştir. Gülümseyerek söylemek gerekirse tehlike devam ediyor, o hâlde. Çünkü günümüzde de kırmızı, regl kanı ile bağdaştırılıp regl tabusunu kırmak için kadınlar tarafından güçlendirici bir sembol olarak kullanılıyor.
Edebiyatta ise kırmızı bambaşka kapılar açıyor.
Rus edebiyatı ve halk anlatılarında kırmızı giymek, kendi kaderini belirleyen güçlü kadın figürünün işaretiydi. Divan şiirinde kırmızı renk, öfke hâli, kan dökücülük ve savaşın simgesi olarak kullanılmakta olup bu çağrışımın, renginden dolayı kanla ilişkili olduğu açıktır. Revânî’nin beyitlerinde sevgili, âşığına karşı öfkeli olduğunu göstermek için kırmızı şal ve altın işlemeli kırmızı elbise giymiş olarak tasvir edilmektedir. Yine edebî bir terim olan “Kırmızı Ringa Balığı” mevzusuna da bir ara göz atmanızı isterim.
Kıyafetlerde, şallarda, kurdelelerde, gelin tacında, kına gecelerinde, halılarda, çadırlarda ve tarihe dahi konu olan rujda var olan kırmızı…
Yanlış duymadınız, evet, kırmızı ruj. Benim de en sevdiğim kırmızı hâl…
Kırmızı dudak boyamanın tarihi M.Ö. 3500’e kadar uzanır. Antik Mezopotamya’nın Kraliçesi Puabi (nam-ı diğer Shubad), iktidardaki statüsünü sembolize etmek için beyaz kurşun ve ezilmiş kırmızı taşlardan oluşan bir karışım kullanarak dudaklarını boyadığında trendin temelleri atıldı. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, toplumun “Kadın sessiz, sade ve uysal olmalı.” beklentisine doğrudan bir meydan okumaydı. 1920’lerde kadınların “Ben buradayım.” deyişi ile, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ve İngiltere’de kadınlara moral vermek için devletler kırmızı ruja teşvik etti.
1970’lerden sonra kadın hareketlerinde kırmızı, özellikle isyan ve direniş rengi oldu. Hâlen Latin Amerika’da kayıp kadınlar için yürüyen anneler, kırmızı giyerek mesaj verir.
İşte size özetle tarihin kırmızı hikâyeleri… Kırmızının anlamları ve kadınlarla sıcacık bağı… Yılın son yazısı kırmızılı olunca, kıpkırmızı rujumla, elimde kırmızı bir balon ve kırmızı pabuçlarımla ben de olmak istedim. Hem de size en kalbî yeni yıl dileklerimle; hayallerinizin gerçek olduğu, sağlıklı, huzurlu ve aşk dolu yıllar diliyorum.
Dünyayı bilmem ama ben, tüm kadınlara yakıştığını düşündüğüm için seviyorum ve bizimkisi daima “Zafer Kırmızısı” kalsın istiyorum.



