Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Beyaz Bir Nefesim

Bembeyaz hercai çiçeğim benim, ruhumun yedivereni. Heybeti ve şefkati yan yana bulunduran o yemyeşil gözlerinden çıkan bir kıvılcıma kesilirdi nefesim. Öyle bir gidişle gittin ki o gün kainat dua diye yakarıyordu. Semanın kapıları “Ya kulum,” diye yankılanırken, sen kendi perdenle sır olup gittin. Öyle bir gidişle gittin ki senden sonra her kandil bana daha çok dua demekti. 

Gölgesini, gölgemde hissettiğim yediverenim. Her mevsimin ardında bir bahar, her dikenin ardında bir gül olduğuna inandım. Bu yüzden benim için sadece bir çiçek değil, defalarca solsa da yeniden açmayı bilen bir hikâyeydi, karların altında beyazlığa boğulmadan yeniden yeşermeyi becerebilen. Onunla öğrendim ki hayat, defalarca yaralasa da kalbimin içindeki tohum yeşermeye devam edecekti. Ben yeşermenin hikâyesini anlatmak istedim. Unutulmaması için yazılması gerekliydi. 

Bir kandil günü, yüreğimin kandilini yakıp beklerken seni, sen yalazlı sözlerini saldın üzerime. Ateş gözlerinle, gölgem bile aydınlanırken, hayatımdaki izini silerlerken el birliği ile bana beyaz yalanlardan kalan yalancı baharlar yaşattın. 

En sevdiğim yedi iklimim, bir sözünle toprağa karışıp çiçeklerde açtırmadım mı? Bataklığın da bembeyaz nilüferler koklatmadım mı? 

Bana bu duayı yedi günde yaratan hatrına, sadece yedi gün gölgeni bıraktın üzerime, isminin esmasına inandığım bir tılsım vardı sende; öyle bir bağdı ki bu düşündüğümde, mutmaîndi kalbim. Sessiz, sakin, saudade bir bekleyişti benimkisi. Kaviydi bağlılığımız şerhe hüküm vermeden. Poyraz kokunu getirirdi eskiden, bir esince, ıtırlı bir koku dolardı avuçlarıma. Avuçların ellerindeymiş gibi öperdim bende kalan son kokunu. Huzurla…

Usulca dökerdim göz yaşlarımı, o kıyamadığın gül yanaklarımdan. Ama şimdi ne yokluğuna ağlayacak dermanım ne de kokunu getiren poyraz var artık. Poyrazlar yerini kasırgaya bıraktığından beri, duaların yerini beddualar aldı. Yokluğuna rıza gösterecek bir kalp yoktu karşında; hırçınlığım önce kendisini, sonra seni tüketecekti hem de yıllarca.

Bembeyaz karlar altında, yediverenim yanar mıydı? Yandı. Sevgisizliğin öyle tutuşturdu ki çiçeğimi, senden sonra yangın kokusu sindi artık üzerine. Bakışı ateşli, nefesi ateş yediverenim karlar altında yandı. Gözümden düşmene söyleyemediğin bir söz yetti aslında, söylediğin bir söz ise artık hükümsüzdü nazarımda. Kıskançlık ve hırçınlık arasındaki falez gibiydim bir bakıma, hangisi canımı daha çok acıttı, bilemedim, soramadım da. Sevincim gün ve gün eskidi içimde. Hiddetimle alevlendi sevgisizliğin, bir yanım sevgi ile uslu, diğer yarım kırgınlıkla hırçındı. Falezler gibi.

Her kelimem bir tohum, her susuşum bir yağmurdu benden dökülen. Her şey bana dönüp yeniden can olmalıydı. İçimdeki sevgiyle ya da ellerimin şifası ile karanlığımı saklayamadığım. Çamurlaşmış ruhlarının bağrından çıkan bir beyaz nefesim. Beyazım artık, hiç olmadığım kadar. 

Hüsniye Fural
Hüsniye Fural
Bir kelimenin birden çok hissini yaşayan kadınlardan biriyim sadece, filografi sanatının tellerinde sabrı, gönüllü olarak dayanışma halinde olduğum derneklerde ise emeğimi yazılarımda iç sesimi sunuyorum sizlere. Bir anne, bir sağlık çalışanı vs unvanlarla doldurduğum hayat listemden azade olarak artık, kalemin izine, sanatın sabrına ve toplumun sesine inanan biri olmaya karar verdim.

POPÜLER YAZILAR