Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Canımın İçindeki Beyaz

Gülün beyazını severdi. Aslında sadece gülün değil, her şeyin beyazını. Hatta sessizliğin beyaz olanını. Ne diyorlardı adına? “Beyaz gürültü”. Çünkü beyaz ona hiçbir şey dayatmazdı. Beyaz, “Şöyle olmalısın,” demezdi. Süslenmezdi, saklanmazdı, gizlenmezdi. Olduğu gibiydi. Ne eksik hissettirirdi ne fazla. Beyazın içinde kimse rol yapmak zorunda değildi. Beyaz kendini ispat etmezdi; buna ihtiyacı yoktu.

O gün, öğleden önceydi. Kahvesini almış, pencereye bakan koltuğuna oturmuştu. İnce, porselen fincandan yükselen duman, odanın içine ağır ağır yayılırken perdeler rüzgârla dalgalanıyor, manzarayı ara ara kesiyordu. Manzara dediğime bakmamak gerekirdi aslında. Ne yemyeşil ormanlar vardı karşısında ne de uçsuz bucaksız bir deniz. Oturduğu daire, işlek bir caddenin üzerindeydi. Bu caddenin telaşı hiç bitmezdi. Sıra sıra dizilmiş dükkânlar, bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar, hızla geçen arabalar… Hayat, hep aynı hızla akardı orada.

Sabah rutinini çoktan tamamlamıştı. Evi derleyip toplamış, ufak tefek işleri halletmişti. Çamaşırlar asılmış, mutfak toplanmıştı. Her şey yerli yerindeydi. Fazlasıyla yerli yerinde. İşte tam da bu yüzden içi sıkılıyordu. Çünkü onun hayatı da tıpkı evi gibiydi: düzenli, temiz ama kapalı. Penceresi açıktı ama kendisi içerideydi.

Ev hanımıydı. Bunu inkâr etmiyordu. Evi, ailesi, sorumlulukları vardı. Ama bir süredir dünyaya uzaktan bakıyordu sanki. Camın arkasından. İnsanları izliyor, onların acelelerine, yüzlerindeki ifadelere bakıyor, “ben de orada olmalıydım” duygusunu içine gömüyordu. Beyazın huzurunu seviyordu ama hayatının bu kadar renksiz olmasını istemiyordu.

Beyaz onun için kaçış değildi; duru bir başlangıçtı. Beyaz bir masa örtüsü serdiğinde, sanki zihni de temizlenirdi. Beyaz bir elbise giydiğinde, kimseye bir şey kanıtlaması gerekmezdi. Beyaz duvarlar arasında otururken düşüncelerini daha net duyardı. Ama bir süredir beyaz bile yetmiyordu. Çünkü beyaz, sakince beklerdi. Oysa onun içinde beklemekten yorulmuş bir kadın vardı.

Rüzgârla yüzüne uçuşan perde tülünü eliyle uzaklaştırdı. Kahvesinden bir yudum aldı. Soğumaya başlamıştı. Tıpkı birbirine karışmış günler gibi. Bir an için gözlerini kapadı. Hayalinde beyaz bir kapı belirdi. Ardında ne olduğunu bilmiyordu ama kapının beyaz olması korkuya mahal bırakmıyordu. Bilinmezlik bile beyazsa tehdit olmaktan çıkıyordu.

Belki de sorun dünyaya açılamaması değildi. Belki sorun, dünyaya açılmak için illa bir izin beklemesiydi. Oysa beyaz, izin istemezdi. Beyaz, olduğu yerde var olurdu. Minik bir tebessüm gelip yüzüne yerleşti.

Perde yine dalgalandı. Cadde aynı caddedeydi, insanlar aynı hızdaydı. Ama kadının içinde bir şey yerinden oynamıştı. Küçük, sessiz ama kararlı bir şey. Beyaz gibi. Gösterişsiz, sakin ama gerçek.

Kahvesini bitirdi. Fincanı masaya bıraktı. Pencereye son bir kez baktı ve bu kez kendine şunu söyledi; “Bazı beyazları kirletmek gerek.”

Ve ilk defa, bunun nasıl olacağını bilmeden ama buna inanarak ayağa kalktı. Eline beyaz bir kâğıt aldı. Kâğıdın temizliğinden ürkmedi. Aksine, ilk kez birinin onu gerçekten dinleyecek olmasından ötürü içi kıpır kıpırdı. Kalemi elinde tuttu, durdu. Ne doğru cümleyi aradı ne de güzel görünmesi gerektiğini düşündü. En sevdiği renk beyazdan öğrendiği gibi yaptı. Saklamadı, süslemedi, beklemedi. İçinden geleni yazdı. Çünkü artık biliyordu. Başlamak için hazır hissetmek gerekmiyordu. Hayat içinler için kısa, rağmenler ile güçlüydü. Sadece cesur olmak yeterdi. Kalem kâğıda değdiğinde siyah çizgiler beyaz üzerinde can bulmuştu. Odadaki her şey yerli yerine oturdu. Cadde hâlâ aynıydı, perde yine dalgalanıyordu ama o, artık camın arkasında değildi. Kendi dünyasının içindeydi. Ve bir öğleden önce yazmaya karar verdiği romanının ilk cümlesi beyazın içinden sessizce doğdu.

“Beyaz örtünün altına saklanmış şehir, o gece parlıyordu…”

Nebahat Dilara Demirci
Nebahat Dilara Demirci
Ankara Üniversitesi’nde Turizm Rehberliği eğitimi aldı. Ardından Profesyonel Tur Operatörlüğü alanında uzmanlaştı ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni onur belgesiyle tamamladı. Uzun yıllar İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra, kurgusal alana duyduğu ilgiyi yazarlığa taşıdı. Metinlerinde insanın iç dünyasını, seçimlerini ve kırılma anlarını odağına alır. Üretmenin, öğrenmenin ve insanlara dokunmanın hayatın her alanında mümkün olduğuna inanır. Pandora Okyanusun Kalbi ilk eseridir. Bu inançla yazmaya, editörlük yapmaya ve çeşitli dergilerde köşe yazarlığına devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR