Sevgili Yıldız; sen ümit etmeyi de inancı da tiyatroda öğrendim demişsin. Ben de ümit etmeyi on iki yaşımda seninle öğrendim. Çocukluğumda duyduğum “Yıldız Kenter gibi hatunsun!” cümlesi merak saldı yüreğime seni. Kimdin ki sen? Neden sana benziyorum? Kitaplardan okumaya, belgesellerden izlemeye başladım seni. Okudukça, izledikçe tanıyasım geldi seni. Sımsıkı sarılasım… Görmeden sevdim seni çünkü; tüm farklılıklara rağmen bir olunabileceğinin örneğidir senin hayat hikâyen. Senin için herkes bir ama aynı zamanda özel. Kibirsiz, sakin ama bir o kadar da başarma hırsıyla dolu bir yaşam… Belgeselde bir öğrencin ” Hepimize ruhunu üfledi ve gitti. ” dedi. Yalnızca öğrencilerine değil seni araştıran, biraz olsun sana bulanmış herkese ruhunu üflüyorsun. Aslında özgür olmak isteyen her kadının içinde sen varsın. Tutku nedir öğrenen, kendini yaşamayı tercih eden herkeste senin ruhun var. Son ana kadar “bu benim hayatım! ” demek isteyen herkesin yolu kesişmeli seninle. Bunu diyebilmek zor çok zor. Her yoruldum dediğimde her vazgeçişimde sen ve sonsuz mücadelen aklıma geliyor. Kendime kızıp silkelenmeye çalışıyorum. Belki senin kadar savaşçı, güçlü olamadım, olamayacağım. Tam anlamıyla “Yıldız Kenter gibi hatun!” olamayacağım ama ruhun bulaştı bana bir kere. Senin gibi inandığım, ruhumun özgür olduğu, ait hissettiğim yeri asla bırakmayacağım. Cumhuriyet ve sen hep destekçimiz, ışığımız olacaksınız.
Her kadının sen ve senin gibi savaşçı, ümit veren kadınlarla yolunun kesişmesi dileğimle…



