Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adımım Yazarlığa

Manisa’ya açılan yeni bir müzeden bahsetti arkadaşlar, biz de yarın akşam gitmeyi planlıyoruz. Uzun zamandır tarihi bir gezi de yapamamıştım. Yarın akşam hepimiz için farklı bir deneyim olacak, önce bir yemek yeriz, sonra da gezimizi yaparız bakalım, diye bugün ayrıldık. Mesai çıkışlarının hengamesini çekmektense işte kalmayı tercih edebilirim. Akşam internetten araştırdım, nasıl bir yermiş burası, diye. Bir fon müziği açtım kendime, ‘Yansımalar’ grubunun eserlerini dinliyorum. Müzenin yapılışını ve zorluklarını okuyorum bir yandan, bir yandan ayın ilk evresine bakıyorum hayranlıkla.

Odanın içine girdiğimde devasa, boy boy, şekil şekil aynalarla kaplı olduğunu gördüm. Her birine, bir şekil ve suret yerleştirilmiş gibiydi. Kendimi aynı anda kendimden bir çok kez ben olarak gördüm. Birden çok ben… Günlük bir yaşantının gerçeği. Bir anne, bir çalışan, bir yazar, bir arkadaş, bir eş olarak günümü geçiriyorum. Bir günde kaç tane farklı beni yetiştiriyorum içimde ve hangisi benimle birlikte kalıp yaşamıma eşlik ediyor ve hangilerini öldürüyorum içimde…

Ama bu aynalar biraz farklı sanki. Elimi değdirmekle değdirmemek arasında tereddütteyim ama bir o kadar merak ediyorum. Parmaklarımın hepsiyle mi dokunsam? Yok yok, el izim kalır sonra. İşaret parmağımı yavaşça aynaya yaklaştırırken gözlerim diğer aynalara takılıyor, onlar da aynı hareketi yapıyorlar eş zamanlı. Bu şeffaf eşya kaç beni imgeleyebiliyor böyle? Camın soğukluğunu hisseden önce tırnağımdı; hafif bir elektrik çarpmasına benzer bir titreşim hissettim. Artık daha çok dokunmak istiyorum ve parmağım aynada beni gösteriyor. Benim suretimde kendi yansımama bakıyorum.

Aynaya dokunduğumda içim ılıdı, midem bulanıyor, bir yere oturabilsem keşke ama burası biraz sıcak oldu sanki, ceketimi çıkarayım. Gözlerimi kendimden alamıyorum, zaten ceketimi çıkarırken kollarını karıştırdım, Allah’ım o da ne, diğer aynayı görüyor musun? Benim kıyafetlerimden başka kıyafetler var ama bunlar benimkiler değil ki. Gözlerimi kısıp tekrar bakmam gerekti, burası, bu yer,  ben burayı hiç bilmiyorum. Kıyafetlerim de çok eski, üzerimi silkeliyorum, sarı sarı tozlar dökülüyor üzerimden ya da onun gibi bir şey ama benim alerjim var şimdi nerden bulacağım ilacımı, çantam, çantam nerede benim? Üzerimde omuzumdan asılmış bir şey, bez parçası, heybe mi? Bu yünlü şeye dokunmaktan da hiç hoşlanmadım. Bir adım geri çekiliyorum ama ne mümkün, ben çekildikçe içine ilerliyorum, Allah’ım bu nasıl bir his böyle, tatlı bir rüzgâr esiyor sanki, rüyadan düşmek gibi ama huzurlu, bu huzurun bir kokusu olsa eminim yasemin olurdu. O minik çiçeklerin güçleri birleşince duyduğum kokuyu bayılıyorum. Ve galiba gerçekten bayılıyorum. Gökyüzünü gri görüyorum, yollar toz içinde, her yerde taşlar, bir sürü, irili ufaklı, gökten taş yağmış gibi. Otlar kupkuru, her yer sessiz hatta ıssız, silik ve ürkütücü bir yer görüyorum.  

Aynada bir yansıma, suyun üzerine bakar gibiyim. Gözleri bana benzeyen ama ben olmayan biri ile birbirimize bakıyoruz. Onun da gözbebeği büyük, dudakları kurumuş, ağzını açmaya hâli yok gibi, ben bütün dikkatimi ona verdim. Bir çocuk merakı ve bir garip korkuyla birbirimize bakıyoruz.

“Beni görüyor musun?”  

 Yok, sadece bana bakıyor, beni gördüğüne eminim ama anladığını sanmıyorum. Bana dokunmak için o da elini uzatıyor, avuç içlerini görüyorum. Benimki gibi sağ yüzük parmağında nasırı var ve bileğinde de ben… Yüzündeki çizgilere bakıyorum, dudaklarını aralamış bir şey söylemek ister gibi ama söyleyeceği kelimeyi unutmuş gibi donuk bakıyor. Onun yaşadığı yeri görmek için dönüp duruyorum etrafta,  o da dönüyor. Arapça yazılar gözüme çarpıyor, burasının bir kısmı çorak toprakken bir kısmı yeşillik. “İrem” yazıyor. İran burası.  İmam Hatip lisesinden mezunum ben, derslerimizde bize Arapça, Farsça öğretmişlerdi az biraz, hatırlıyorum.

İrem şehri;  Kuran-ı Kerim’de geçen Ad kavminin şehri. Sütunları ile meşhur, görkemiyle böbürlenen, haritada yeri olmayan,  insanlığın içinden geçtiği bir kavim. Şehrin ortasından yükseldiği rivayet edilen sütunlarla bir cennet bahçesi.  Kibrin en büyük günah sayıldığı puta kapanların cezası. Nuh tufanında ilk kaybolan nesil. Yedi gün rüzgâr,  yedi gün fırtına,  yedi gün sular altında kalan bir şehir. Mikail’in nefesi yetti onları yerle bir etmeye… Sütunları boğan bir sel, sütunların yanındaki sokak aralarında özenle döşenmiş taşların fırlayışı, birbirinden kaçan anne ve kızlar, birbirlerinin sırtına basıp kaçmaya çalışan baba ve oğullardan kalan ne varsa artık yok. Duvarların arasında bir sokak, sokağın içinde bir sütun, sütunun içinde saklanmış bir nefes, bir nefeslik suyu kalmış bir su birikintisi ve burada kendisine bakmaya çalışan Neva ve hâlâ bana bakıyor kocaman yeşil gözleri ile…

“Esselamü aleyküm diyorum . Umarım karşılık alabilirim sonsuza dek birbirimize bakamayız dimi sanki anladı baksana mimiklerini çözümlemeye çalışıyorum. Cevap verecek sanki sürmeli gözlerinde o gülümsemeyi gördüm.”

“Ve Aleyküm Selam, dedi. İnanamıyorum, karşımdaki ayna ile konuşan benim, Rabbim aklıma mukayyet ol. Bir insan bir çok kez yaratılırmış derlerdi de inanmazdım. Gerçi hâlâ inanamıyorum ama…”

“Ma ismuki diye sordum, elbette bir ismi vardır.”

“Ene Neva, diye cevap verdi. Güzel kadın sesindeki nağmeye düşmemek elde değil. Neva yüzünün güzelliğini isminden alan bir kadın.”

Bir zamana, bir âna ait olmayan bir ben daha. Ben de bu dünyaya ait değilmişim gibi yaşıyorum çoğu kez, peki neden şimdi bulduk birbirimizi? Neden bakıyoruz birbirimize? İçimde yıllardan beri yankılanan sesin vücut bulmuş hâliydi Neva.

Odamın içinde bir boy aynası ile bakışıyorum,  gecenin bir yarısı beni benden eden bu ilhamla uyanmaya çalışıyorum. Üzerime örttüğüm yorgan ağırlaştıkça ağırlaşmış bedenimin üzerine. Ruhum ise kendi dünyasında gezintide. Gece yatmadan önce araştırma yaparken uyuyakalmışım; en güzel uyuklamam diyebilirim. Arafta kalmış bedenin bir sığına imiş uyku ve uyku bana ilhamımı vermek için çağırmış kendisine…

O günden sonra Neva mahlası ile yazılarımı yazıyorum.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Hüsniye Fural
Hüsniye Fural
Bir kelimenin birden çok hissini yaşayan kadınlardan biriyim sadece, filografi sanatının tellerinde sabrı, gönüllü olarak dayanışma halinde olduğum derneklerde ise emeğimi yazılarımda iç sesimi sunuyorum sizlere. Bir anne, bir sağlık çalışanı vs unvanlarla doldurduğum hayat listemden azade olarak artık, kalemin izine, sanatın sabrına ve toplumun sesine inanan biri olmaya karar verdim.

POPÜLER YAZILAR