Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Zincirden Bağ’a

“Giden değil, kalandır asıl terk eden. Giden de bu yüzden gitmiştir zaten.”

Bu sözü, ilk kez yıllar önce bir film repliğinde duymuştum. O zamanlar küçücük bir kızdım ve sadece kulağıma çok hoş geldiği için aklımda kalmıştı sanırım. O kadar içime dokunmuş ki hemen günlüğüme yazıp saklamışım.

Yıllar sonra bir yetişkin olarak, bunun üzerinde biraz durup düşününce, bu sözde büyük bir gerçeklik payı olduğunu anlıyorum. Öyle ya terk etmek her zaman bir kapıyı çekip gitmek midir? Bazen terk etmek, sevgiyi göstermemek, saygıyı azaltmak ve belki de görmezden gelmek olabilir. “Nasıl olsa burada” rahatlığıyla özen göstermemek de olabilir. İşte o zaman beden kalır ama kalp gider, ruh gider, asıl terk ediş yaşanır her iki tarafta da.

Sadakat, uzunca bir süre benim için “ben buradayım” demekti. Her ne olursa olsun gitmemek, vazgeçmemek, hep orada olmak, söz vermek, arkanı dönmemek demekti. Tek kelimede çok anlam vardı yani. Gitmenin kolaya kaçmak, kalmanınsa bir erdem olduğuna inanırdım.

Oysa zamanla öğrendim ki her kalış bir bağlılık değil. Bazı kalışlar korkudandı, bazı kalışlar alışkanlıktan. Nedeni ne olursa olsun, zorunlu kalmak insanı yavaş yavaş eriten bir durumdu.

Benim durumum da farklı değildi. Bahanelerim çok güçlüydü, hiç bitmiyordu ve dahası her cümlem doğruydu. Ama her doğruluk, beni kendimden biraz daha eksiltiyordu.

Bir anda verilmiş bir karardan ziyade, zamanla oldu benim küçük vazgeçişlerim. Önce başkaları rahatladı, sonra ben sustum. Sustukça sadakatim saygı gördü ama ben görünmez oldum. Bunun beni mutlu edeceğini sandım. Olmadım. Doğru olanı yaptığımı zannederken kendimi geride bıraktığımı fark etmedim. Gidemediğim gibi kalamadım da aslında. Arada kaldığım için mi, yoksa kendime kulaklarımı kapadığım için mi, bilmem ama tam olamadım hiçbir zaman.

Kafamda gitgide çoğalan sorularla yaşamak normalim oldu. Cevabını bulamadığım sorular. Kalmak da gitmek kadar irade isterse eğer, benim iradem hangi yöndeydi? İnsan başkalarına verdiği sözlerden önce kendisine sadık kalmalı, öyle değil mi? Sadakat kendini terk etmeye dönüşünce, karmaşa ve mutsuzluk kaçınılmaz olmaz mı? Yaşadığın çelişki kimi mutlu edebilir? Kime yetebilir? Mutlu musun?

Bazı kararlar huzur getirmez, mutlu etmez. Kocaman bir boşluk yaratır insanın hayatında. O boşlukta, insan bazen kaybolur, bazen de kendini bulur. Ben de kendini bulan örneklerle rahatlamayı ve belki de yolumu bulmayı öğreniyorum.

Bir vakit okuduğum “Kırmızı Leke” kitabındaki kahramanlardan Hester, benim için doğru örnek oldu hep. Hester, toplumun baskısına rağmen yaşadığı gerçeğe sadık kalıp ona sessizce sahip çıktı. Bedeli büyük olsa da kendini terk etmedi. Çünkü o verdiği kararla kendini buldu. Dimmesdale ise statüsüne, görevine bağlılık gösterdi; sadık olduğu tek şey kendi saygınlığı oldu. Yaşadıklarından uzak durdukça kendini bitirdi. Sadakatini yanlış yerde kullanan herkes gibi gitgide tükendi.

Aynı şekilde Jane Eyre de kalabilecekken gitmeyi seçen, daima kendi kimliğine sadık kalan güçlü bir örnek oldu benim için. Gitmeyi seçerken kimseyi cezalandırmadı, sadece kendisini korudu.

Belki de asıl sorun gitmek ya da kalmak değildir. Gidebileceğini bildiğin hâlde kalmayı seçmek ama kalırken de kendini koruyabilmektir.

Karşılıksız sadakat, zamanla bir bağ olmaktan çıkıp insanı mahkûm hissettiren bir zincir hâline gelebiliyor. Bugün öğreniyorum ki insan o zinciri çözmeye cesaret ettiğinde aslında kimseyi değil, yalnızca kendisini özgür bırakıyor. Bu müthiş bir rahatlık ve hafiflik değil de nedir?

Bu yüzden gitmek ihanet ya da vicdansızlık değil, aksine gecikmiş bir dürüstlük; kalmaksa sorumluluk, bağlılık ve onurlu bir duruş olabilir. “Hangisi bizim için doğru karar?” derseniz, “Bu herkese göre değişir,” derim. Niyet belirler sanırım tarafımızı ve tabii her duygunun karşılıklı oluşu.

Mühim olan gönüllü mahkumiyetten gönülden bağlılığa uzanan yolda, kaybolmadan ilerleyebilmek. Bazen giderken kendimizi buluruz, bazen de kalırken kendimizi kaybetmemeyi öğreniriz. 

Her ne olursa olsun insan başkasına değil, önce kendisine sadık kalmayı seçmeli, kendisine verdiği sözü tutmalı. Çünkü başkasına verilen her söz, önce insanın kendi içinden geçiyor.

Alıntı yapılan kitaplar;

Kırmızı Leke – Nathaniel Hawthorne

Jane Eyre – Charlotte Bronte

Meral Erdönmez
Meral Erdönmez
1969 İzmir doğumluyum. Ege Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümü mezunuyum. 25 Yıl özel sektörde çalıştıktan sonra, sağlık sorunlarından dolayı emekli oldum. Amatör olarak deneme ve öykü yazmaya çalışıyorum. Halen İzmir’de yaşıyorum.

POPÜLER YAZILAR