Perşembe, Nisan 30, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Tertemiz Delirelim

“Ne düzenli bir iş ne iyi bir konut ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. İstediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki…”

Böyle yazmıştı Tezer Özlü, ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’ adlı kitabında.

Bize dayatılan ‘normal insan’ olgusunu sorgulayıp da arasına karışmak zorunda olduğumuz bu anlamsız kalabalıktan sıyrılmak için, ihtiyacımız olan tek şey aslında dürüst olmak.

Dürüstlük, sadakat dendiği zaman, nedense hep aklımıza başkalarının bize karşı göstermiş olduğu sadakatsizlikleri, yalanları, adanmışlıklarımızı hatırlarız. Oysaki insan ilk olarak ve öncelikle kendine karşı dürüst olmalı.

Sizce kendinize karşı yeterince dürüst müsünüz? Ya da şöyle sormalı: Kendinize karşı dürüst olup olmadığınızı hiç sorguladınız mı?

Bizlere yetişkinliğimizden itibaren dayatılan ve mutlaka gerçekleştirmemiz gerektiğini düşündüren “aile kurma” olgusu yüzünden, kaçımız aslında mutlu olmadığı bir adamla evli? İşin daha trajik yanı, kaçımız mutlu olup olmadığımızı sorgulama cesareti gösteriyor?

Neden mi cesaret? Çünkü eğer sorgularsak mutsuzluğumuzla yüzleşmek zorunda kalırız ve artık geriye iki seçenek kalır. Boğazımıza kadar mutsuzluğa battığımızı kabul edip devam etmek ya da konfor alanından çıkıp bir şeyleri değiştirmeyi göze almak.

Bu yüzden ‘mış’ gibi yapmak daha çok işimize gelir. İnsan öyle bir varlıktır ki eğer gerçekten isterse kendini dahi kandırabilir.

Konfor alanımızdan çıkıp aslında hiç de olmak istemediğimiz bir noktada, hiç istemediğimiz bir insanla olduğumuzu kabullenmek bu kadar zorken, ömür boyu mutsuz olma uğruna kendimizi feda etmek neden bu kadar kolay?

Kendimize karşı dürüst değilken başkalarının bize karşı dürüst olmasını beklemek, nasıl bir ironi?

Başından beri en yakınlarına söylemiş olduğu yalanları yakından bildiğiniz ve sizden cep telefonunu köşe bucak saklayan erkek arkadaşınızın, sizi aldattığını öğrendiğinizde gerçekten de şaşırıyor musunuz?

Sadece yaşınız geçiyor diye doğurduğunuz ve mutsuz bir evde büyüttüğünüz çocuklarınız, sizi istediğiniz gibi sevmediğinde veya topluma karışmakta sorunlar yaşadığında, bu sizin için sürpriz mi oluyor?

Bir kere kurban rolü oynamayı seçerseniz eğer, bir bakmışsınız ki hep kurban siz olmuşsunuz. Öncelikle toplum olarak “dramatik” bir toplum olduğumuzu kabul edelim. Acıyla hemhâl oluşumuz yeni bir durum değil. Bu yüzden her gün televizyonumuzu açıp ekranların ardında yaşananlara üzülüyoruz. Kocasıyla kavga eden yan komşu, falancanın sorunlu çocuğu, filancanın kızının asiliğini konuşmak daha iyi çünkü.

Başkalarının uğultusuyla bu kadar meşgulken bugün de kendi iç sesimizi duyamadık çok şükür! Neyse ki deliren hep başkaları. Ülkemizdeki insanların birbirinden kötü, sefaletle dolu hayatlarını izlerken sebze yemeğimizi yiyip her şey yolundaymış gibi davranabiliriz. En iyi yaptığımız şey bu değil mi? “Mış” gibi yapmak.

Bir an olsun kendinize karşı “dürüst” olun ve evinizde, işinizde, yaşadığınız şehirde gerçekten mutlu musunuz, bir düşünün. Asansörde gördüğünüz zaman en sevimli hâlinizi takındığınız komşunuzu gerçekten de seviyor musunuz? Yoksa evinizde uzun zamandır ailenize göstermekten erindiğiniz güler yüzü, sadece sosyal kaygınız yüzünden komşunuza göstermek daha mı kolayınıza geliyor?

Kısacası bir duralım derim! Bir durup nefes alıp uzun zamandır bastırdığımız iç sesimize kulak verelim.

Eskiden çalıştığım iş yerimin dinlenme odasının kapısında; “Gülümseyin. Bu kapıdan sahneye çıkıyorsunuz,” yazılı bir afiş asılıydı.

Hizmet sektöründe çalışmak, sizin ne hissettiğinizin değil, size para verip hizmet alacak kişilerin ne hissedeceğinin önemli olduğunu baştan kabul etmek demektir. Her ne yaşıyor, neyle mücadele ediyorsanız unutmalı ve en güler yüzlü maskenizi takınıp insanları memnun etmelisiniz.

Peki işimizi bitirip de sosyal hayatımıza döndüğümüzde bu maskeleri yüzümüzde unutuyor olabilir miyiz? Kimler sevdiği insanların yanında gerçekten kendi gibi olduğunu düşünüyor? Kaçımız yalnızca kendini topluma kabullendirmek için, hiç olmak istemediği topluluklarda en şirin maskesiyle gülümsüyor?

Daha önce de söylediğim gibi. Arkadaşlar, bir duralım. Durup, düşünüp, kendimize dönmekten bu kadar korkmayalım. Varsın bu sefer de deliren biz olalım! 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Melis Dağdelen
Melis Dağdelen
1989 İstanbul doğumluyum. 2020 Temmuz ayında, doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul’dan ayrılarak Bodrum’ a yerleştim. Dört yıl Bodrum’da yaşadıktan sonra 2024 Temmuz ayında evlendikten sonra hayatıma Karadağ’da devam ediyorum. Hayat bir yolculuk ve bu yolculuğu, düzenimi bozmaktan hiç korkmadan her seferinde yeniden başlayarak özgürce sürdürmeye çalışıyorum. Hikayelerimi yazarken yaşadığım, gezdiğim, gördüğüm yerlerden ve tanıştığım insanlardan ilham alıyorum. Bazen dinlediğim bir şarkı bazen gördüğüm bir manzara hayal dünyamda bambaşka kapılar açabiliyor. Kalıpların dışına çıkmaktan korkmayanlara selamlar,

POPÜLER YAZILAR