Cuma, Mayıs 1, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Meltem

“Tamam hayatım, sen yine de geç kalma,” dedi Dilan elindeki telefon tavayı bulaşık makinesine yerleştirirken.

“Biliyorsun özlüyorum,” diyerek kıkırdadı.

“En geç onda evdeyim, güzellik,” dedi Sertaç o en tatlı hâliyle. “Seni seviyorum” lar ve bol öpücükle kapattı telefonu Dilan.

Mutfak tezâhını silerken bacaklarına sırnaşan tüylü bir şey hissetti.

“Hadi, sana da keyfimin şerefine yaş mama açayım,” diye Şakir’i sevdi henüz ıslak elleriyle. Dolapta yaş mamaya uzanırken telefon yine çaldı. “Bu kadar çabuk özlemiş olmaz, değil mi?” diyerek, telefona baktı.

“Ah canım, Meltem, ne güzel sürpriz bu! Nasılsın?”

“Çok iyiyim. Ankara’dayım. Buluşalım mı?” diye sordu Meltem.

“Harika olur, çok özledim seni.”

Yer ve saat belirlendi. “Ne güzel bir gün,” diye düşündü Dilan. En sevdiği arkadaşı, dostu, canı ciğeri gelmişti. Dilan hazırlanırken Meltem’i düşünüyordu. Can arkadaşı ne zor günler yaşamıştı. Geçen o son üç yıl onu en dibe çekmişti. “Ama güçlü kadın, bak çiçek gibi açtı,” dedi içinden. “Aferin ona.”

Mustafa’nın tayini Datça’ya çıkınca, Meltem tüm işini gücünü bırakmış, apar topar kiraladıkları evi temizlemek, taşınmasına yardım etmek için Ankara’dan kalkıp gitmişti.

Çok güzel, mavinin her tonunu görebildiği, Ankara’ya kıyasla her yere yürüyerek gidebildiği bu şehri sevmişti. Yeni bir başlangıç belki ilişkilerine de iyi gelir, ayrıl barış hâllerine çeki düzen verir, sonu gelmeyeni kavgalarını bitirir diye umuyordu. Her yurdum insanının hayalini kurduğu gibi, önceleri biraz tedirgin olsa da, o da Ege’de sakin bir sahil kasabasında yaşamayı istiyordu artık. Çabucak alışmıştı buraya. Komşuları güler yüzlü, temiz insanlardı. Günlerden beri ortalığı kasıp kavuran o sıcaklardan sonra, nihayet serin bir geceydi. Ama uyuyamıyordu bir türlü. Yatakta dönüp duruyor, perdeyi aralayıp gökyüzüne, yıldızlara bakıyordu. İçindeki anlamsız bir sıkıntı huzursuz ediyordu onu. Bir de üstüne Mustafa’nın o gök gürültüsü gibi horlaması sinirlerini bozuyordu. Uzun bir süre sonra tam dalmıştı ki, kapının sesine uyandı Meltem. Gecenin bir yarısı “Kim bu?” diye tedirginlik yaşadı. Mustafa derin uykudaydı. Onu uyandırmaya çalıştı. “Aşkım kalk,” dedi. Uyanmasını beklemeden, bir cesaret açtı kapıyı. Uzun boylu, iri yarı, biraz kilolu bir kadın vardı karşısında. Gözlük camından olsa gerek, gözleri kocaman görünüyordu kadının.

Korktu Meltem, çığlık attı. Kadın kibarca “Korkma,” dedi. Sesi yumuşaktı.

Kim bu kadın?

Mustafa uykulu bir şekilde yanlarına geldi. Dili tutulmuş gibiydi önce. “Maria ne işin var burada?” diye sordu. “Sana söyleyecektim,” dedi sesi titrer gibi.

“Seni merak ettim,” dedi kadın. “Günlerdir sana ulaşamıyorum.”

Sarıldı kadına Mustafa. “Özür dilerim, çok özür dilerim,” diyordu.

Bu yabancı kadına karşı o kadar yumuşak, o kadar mahcup görünüyordu ki. “Ne zaman geldin, iyi misin?” diye sorular soruyordu.

Oysa Meltem’e anasından emdiği sütü burnundan getirmişti yıllardır.

“Sen kimsin?” dedi Meltem, “Aşkım bu kim?”

Uzun bir sessizlik oldu. Ya da Meltem’e çok uzun geldi geçen süre. Hâlâ anlamaya çalışıyordu. Neler oluyordu. Kimdi bu kadın? Yoksa o peşini bir türlü bırakmayan şüpheleri doğru muydu?

Mustafa terasa çıktı. İki kadın da onun peşinden.

Sigaralar aynı anda yandı. Oturdular tahta sandalyelere.

Kadın “Ben Mustafa’nın sevgilisiyim,” diye pat diye girdi lafa.

Meltem’in başı dönüyor, yer ayaklarının altından kayıyordu. Nasıl yani, Ekim ayında evleneceği adamın sevgilisi mi vardı?

Mustafa’nın çapkın olduğunu, ona sürekli yalanlar söylediğini, arkasından işler çevirdiğini biliyordu Meltem. Ama kanıtlayamıyordu. Kaç kere ayrılmak istemiş, hatta çoğu zaman ayrılmış ama bir şekilde geri dönmüştü. Mustafa Meltem’in peşini bırakmamıştı hiç. 

Zihni durmuştu Meltem’in. Kendini bir enkazın altında gibi hissediyordu.

İşin en kötü tarafı da, Mustafa’nın bu şartlarda bile onu değil, Maria’ya açıklamalar yapmasıydı. Sanki aldatılan Meltem değilmiş gibi, kalbi kırılan, hayalleri yıkılan o değilmiş gibi kimse görmüyordu onu.

Oysa neler yapmıştı Mustafa için… Ailesini karşısına almış, çok sevdiği işinden istifa etmiş, bütün düzenini bozmuştu. Neden? Neden kendinden bu kadar vazgeçmişti? Kendine kızıyordu. Bunları düşünürken de onları izliyordu. Dünyası bu kadar karmaşıkken, bu kadar sakin ve sessiz kalmasına şaşırdı. İçindeki duyguyu anlamaya, çözmeye çalışıyordu. Kıskançlık yoktu bu duyguda. Nefret, öfke, aşk yoktu. Sadece bir rahatlama hissediyordu. Biraz da mide bulantısı.

Yıllarca aradığı o kanıt, tam da o önemli imzayı atmadan önce pat diye önüne düşmüştü. Neler oluyordu? Yalanlar, doğrular hepsi birbirine karışmıştı. Meltem’in sesini bir dakika fazla duymak için kırk takla atan bu adam, şimdi ne yalanlar söyleyecekti, kim bilir.

“Ben Maria’yı seviyorum,” dedi Mustafa. “İlk bakışta aşk gibi düşün,” dedi. Ne yani, Mustafa onu sevsin diye yaptığı onca şey, o çırpınışlar boşa mıydı? Kendine eziyet eder, kilo almamak için günlerce aç kalırdı. Sırf Mustafa onu beğensin diye uğraşıp dururken, “Gittin de bu şişko, çirkin kadına mı aşık oldun?” diye cevap verdi içinden. Mustafa daha bir sürü saçma sapan cümle kurdu. Maria’ya ayrıldıklarını söylemiş, Meltem’i kötülemişti.

Dinlemedi Meltem.

“Demek ki birinin seni sevmesi için hiçbir şey yapmana gerek yokmuş, Meltem,” diye düşündü. “Daha güzel, daha zayıf, daha başarılı ve daha bir sürü başka şey olman gerekmiyormuş,” diye kendiyle konuşuyordu. “Sen yanlış biliyormuşsun. Aşk senin kafandaki gibi bir şey değilmiş, Meltem. Öylesine oluyormuş.”

O an bugüne kadar doğru bildiği cevaplar, şimdi düşününce yanlış çıkmış, yüzüne yüzüne vurmuştu. “Hiç olduğum gibi sevildim mi?” diye düşünürken, Maria’yı izliyordu. Özgüvenine hayran olmamak elde değildi. Sadece aldatılmış olması değildi mesele. İçindeki bu yetersizlik duygusunun altında da eziliyordu. Bir keresinde Mustafa ona, “Sen kendinin farkında değilsin,” demişti. Şimdi anlıyordu bu cümleyi. Gururu o kadar kırıktı ki.

Bir yanıp, bir sönen sigarasını hıncını ondan alarak küllükte ezdi. Aniden kalkıp odaya gitti. Eşyalarını hızlı hızlı toplamaya başladı. Çorabı bile kalmasın bu evde, kokusu bile kalmasın istiyordu.

“Bana bir taksi çağır,” dedi Meltem, Maria için mutfakta yiyecek bir şeyler hazırlayan Mustafa’ya. Bu şartlarda insan nasıl yemek düşünür ki? Aklını yitirecekti. Bir an önce gitmek istiyordu.

Sanki suçlu oymuş gibi kendisine bakan bu adamdan iğrendi Meltem. Tabii yıllarca söylediği yalanları inkâr edemiyordu artık. Meltem’i ruh hastası olmakla itham edemiyordu. Suçunu ne zaman kabul etti de, şimdi edecekti? En ufak bir pişmanlık yoktu o kaba saba hareketlerinde. Midesi bir defa daha bulandı. Ciğeri beş para etmez bu adamla geçirdiği günlere acıyordu.

Taksinin gelmesiyle rahatladı.

Taksiciyle birlikte eşyaları arabaya taşıdılar.

Yolda kendine bir otel ayarladı Meltem. Yol bitmek bilmedi. Ağlamadı hiç. Mutluydu belki. Her şeyini kaybetmiş ama yeniden başlamak için kalbindeki o isteği kazanmıştı. Yorgundu otele geldiklerinde Meltem. Gün ağarmak üzereydi. Odasına çıktı. Bir kahve rica etti resepsiyondan. Balkona çıktı, üşüdü ama umursamadı. Denizi izlerken ağlamaya başladı.

Yenilmişti evet. Bir adam için düştüğü bu durum için kendine kızıyordu.

Şimdi yıllardır Mustafa’nın peşinde koşarken, kaybettiği o tatlı, o cıvıl cıvıl, neşeli kadını araması, bulması, sonra da iyi etmesi gerekiyordu.

Mustafa’nın canı cehennemeydi de, bir daha “seni seviyorum” diyen birine nasıl inanacaktı Meltem?

İçeri geçti.

Bedeni hafiflemişti sanki. Yatağa attı kendini. Ağlayarak uyudu.

Uyandığında karanlık çöküyordu. Güneşin batışı ilk defa bu kadar anlamsız geldi ona.

Duş alıp, dışarı çıktı. Hiç tanımadığı bu şehirde, hiç bilmediği sokaklardan geçti. Deniz kenarında yürüdü biraz. Ama yalnız olmak istemiyordu. Zihnindeki bu sesleri duymamak için kalabalığa, sese, gürültüye ihtiyacı vardı. 

Bir mekâna geçti. Fenerlerle aydınlatılmış, beyaz tahta masalarla, denizin hemen karşısında oturup, birasını içerken içindeki gücü fark etti. Rahatladı. “Benim ayıbım değil bütün bu olanlar,” diye düşündü. Hiç başlamaması gereken bu ilişkiye “evet” dediği güne lanetler yağdırıyordu. Dengi olmayan bu adama neden böyle kapılıp gitmişti, sevmediği birinin yanında neden kök salmış gibi durmuştu, bunları anlamaya çalışıyordu. Yüzlerce soru vardı kafasında. Cevaplarını bulmak zaman alacaktı belli ki.

Yan masadaki küçük çocuğa bakıp gülümsedi bi ara.

Hayatın her şeye ve herkese rağmen devam ettiğinin bir kanıtıydı bu gülümseme.

Dilan geldi aklına, can dostu. Başka kimi kalmıştı ki ondan başka?

O anlardı hâlinden mutlaka, bir yol gösterirdi illaki. Hiç tereddüt etmeden aradı. Dilan’nın sesini duyduğunda ağlamaya başladı. Yüzyıllardır hiç konuşmamış gibi anlattı her şeyi.

“Yeniden başlayacağız,” dedi Dilan. “Ama acele etme. Önce bu yaraları saracağız. Ben hep senin yanındayım.”

Onun sözlerinde güç buldu Meltem. Gözlerindeki yaş bitti. Telefonu kapattı. Bir kahve söyledi kendine. Bir kâbustan uyanmış gibi hissetti.

Zaman geçti. İyileşti Meltem.

Şimdiki hâlini eski halinden çok daha fazla sever oldu. Hayatının bir bölümü kapanmış, tamamen bitmiş ve değişmişti.

Bir gün yeniden âşık olmayı bile istiyordu üstelik. Ama artık olduğu gibi, olduğu kadar olan hâlini seven birine verecekti o çok güzel kalbini.

Mutlu olmak, onun da hakkı değil miydi?

“O da mutlu olacak tabii,” diye düşündü Dilan bir türlü çekmediği göz kalemini yatağın üstüne atarken. Makyaj yapmayı da bir türlü öğrenememişti. “Neyse ne,” dedi, şalını doladı boynuna. Geç kalmak istemiyor, arkadaşına kavuşmak istiyordu bir an önce.

Koşarak çıktı kapıdan. Merdivenleri ikişer üçer indi.

Biraz ilerideki kafede oturuyordu Meltem. Dilan’ı görünce sevinçle ayağa kalktı. Sarıldılar, sımsıkı sarıldılar. Yetmedi bir daha sarıldılar. Gözler nemliydi ama bu sefer sevinçten…

Yasemin Doğrul
Yasemin Doğrul
Yasemin K. eğitim hayatını Almanya’da tamamladıktan sonra girişimcilik basamaklarını da, yine aynı ülkede atmış ve Avrupa genelinde dil kursu, üniversite ve kariyer danışmanlığı veren kendi şirketini kurmuştur. İş dünyasındaki bu kimliğinin yanına çocukluk tutkusu olan yazarlığı da eklemektedir. Harflerle henüz dört yaşında tanışan ve o günden beri yazma serüvenini kesintisiz sürdüren yazar, şu anda Gülkız Turan Yazarlık Atölyesi’nde kalemini geliştirmeye devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR