Cuma, Mayıs 1, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Düşbaz Apartmanı’nın İkinci Katı

Mert gururla, “Hayatım, duvarları istediğin renge boyatabiliriz,” demişti. Evlenme kararımızla birlikte kayınvalidem kalan ömrünü yazlıkta geçirmeye karar verdi. Biricik oğluna ve taze gelinine kırk yıllık Düşbaz Apartmanı’nın ikinci katındaki evini gönül rahatlığıyla bırakmıştı. Cavidan Hanım, “Rahmetliden sonra bu koca şehir üstüme üstüme geliyor. Yılın zaten altı ayını Ayvalık’taki yazlıkta geçiriyordum. Kızım, bu aklı beş karış havada oğlanı da tek başına bırakıp gidemiyordum,” diye iç çekmişti. “Bu kadar geniş eve hiç gerek yok. Şöyle iki artı bir bize yeter de artar,” diye düşünmüştüm. Ama Mert ev kirası ve eşyası derdinden kurtulmamızı mutlulukla karşılamıştı. Bir keresinde, “Burayı kiraya verelim. Yeni ev tutalım,” demiştim. Kayınvalidemin ters bakışları bedenimi sert rüzgârlar gibi yalamış, içimi ürpertmişti. Kaç yıllık eşyaları nereye gidecekti? Valla evini oğlu ve gelini dışında kimseciklere de emanet edemezdi. Evde dokunduğum her şeyde Cavidan Hanım vardı. Evliliğimizin ilk yılında Düşbaz Apartmanı’nın ikinci katında Mert, ben ve kayınvalidemle birlikte yaşıyor gibiydik. Burada sadece ikimize ait hissettiğim yer Mert’i ikna ederek aldığım çift kişilik yatağımızdı. Ha, bir de bana boyasını değiştirmem için izin verilen evin duvarları.

Üniversitede yakın arkadaşım İkbal’in uzaktan akrabasıydı Mert. İkbal ile biz matematik bölümünde, Mert ise iktisat fakültesinde okuyordu. Hayatımda yakından tanıdığım iki erkekle hiç alakası yoktu. Babam gibi höt höt, kadın kısmı diyen biri de değildi, abim gibi sokakta racon kesen, kadınları ikinci sınıf gören de. Kitap okuyan, şiir yazan, entelektüel seviyesi yüksek bir erkekle daha önce hiç karşılaşmamıştım. Galiba beni de en çok onun bu özellikleri etkilemişti. Okul bitince hemen evlendik. Babamın ve abimin, albay emeklisi rahmetli Rafet Bey’in tek oğlu ile izdivacım hoşlarına gitti. Evde sözünün bir itibarı olmayan annem de bu durumdan hoşnuttu. Bunu yüzündeki ışıltıdan anlamıştım. Belki de ilk defa bizimkilerin gözlerinde bir değerim olmuştu. Zaten kız kısmı pek bekletmeye gelmez, yuvasına münasip vakitte yolcu edilmeliydi. Allah korusun, laf söz gelirdi, ak pak namuslarına koyu bir leke sürülürdü. Sade bir nikâhla evlenmiştik. Mert’e göre öyle davullu, zurnalı, müzikli düğünler çok bayağıydı. Ben de istememiştim böyle bir seremoni, birbirimizi seviyorduk zaten, bu her şeye yeterdi. Evliliğimizin ilk günü gözlerimin içine bakarak: “Senin için çilingirde yeni bir anahtar yaptırdım,” demiş, avuçlarımın arasına anahtarı bırakmıştı. Bir tanem bu evin artık hanımı sensin,” diye de devam etmişti. Cavidan Hanım kokan ipek perdeler, kanaviçe işli yastıklar, ağır ahşap koyu kahverengi kadife koltuk ve yemek odası takımları… Oysa bunların hiçbiri ben değildi. Başkası tarafından çizilmiş sınırlar içinde nefes almaya çalışıyordum. Kayınvalidem haftada bir evdeki varlığını telefonda da hatırlatırdı. “Oğlum balkondaki sardunyaları, petunyaları sulamayı sakın unutmayın, ihmale gelmez çiçekler…” derdi. Oğlum sana söylüyorum gelinim sen anlaydı bu lakırdıları. Kös kös giderdim hangisi sardunya, hangisi petunya olduğunu bilmediğim çiçeklere sularını verirdim. Cavidan Hanım’ın canı ciğer o ev başlarda benim için âdeta mayın tarlasıydı. O dönemler atanabilmek için bir yandan sınavlara hazırlanıyor, bir yandan da eşin dostun çocuklarına özel matematik dersi veriyordum. Mert her zamanki gibi okumaya ve yazmaya devam ediyordu. Bir kelimenin peşine takılır, günlerce onu evirip çevirirdi. Tepesinde diş izleri olan kalemini sallar, şiirlerini büyük bir zevkle bana da okurdu. “Bu sefer olacak. Bunları reddedecek yayınevi yok,” der ve aşkla bakardı sayfalarına. Böyle anlarda mutfaktaki cam kül tablasının içi sigara izmaritleriyle dolup dolup taşardı. Her başvurusu umut dolu uzun bekleyişleri doğururdu. Her reddedilişi ise koca bir hüsranı bomba gibi evin ortasına düşürürdü. Yine o çok güvendiği dosyalardan birinin, başvurduğu yayınevi tarafından reddedildiği bir gün, “Aslında bir şirkette işe girsen, boş vakitlerinde de şiir yazsan,” deyivermiştim. Kıyametler kopmuştu o anda. İlk defa Mert’in karanlık yüzünü görmüştüm. “Sanatçı adamdı o. Ben de diğerleri gibi kelimelerin ruhundan anlamıyordum. Zevksizdim. Başkasının yanında sabah yedi akşam beş köle gibi asla çalışamazdı.” O günden sonra bir daha ona bu konuda bir imada bile bulunmadım. İkimizin evde sabahtan akşama kadar durduğumuz zamanlarda aramızdaki gerilim iyice artmaya başlamıştı. Tanıştığımızda bana cazip gelen Mert’in ağzından dökülen nağmeler artık beni cezbetmiyordu. Ev kirası vermiyorduk ama aylık evi çekip çevirmemiz için paraya da ihtiyacımız vardı. Evliliğin bütün yükü benim omuzlarımda kalmıştı. Bu da tartışmaları, zıtlaşmaları beraberinde getirdi. Bir süre sonra Mert hava almak için kendisi gibi olan arkadaş tayfasıyla izbe meyhanelerde buluşmaya gider oldu. Akşam eve ya çakırkeyif ya da sarhoş olarak geliyordu. Evliliğimizin dokuzuncu ayında annesinin ani vefatıyla iyice dağıldı. Acıyordum ona. Bazen küçük, savunmasız bir çocuk gibi oluyordu. Omzumda histerik bir şekilde saatlerce ağlıyordu. Zamanla bazı günler eve gelmemeye başladı. Artık Düşbaz Apartmanı’nın ikinci katında ben ve Cavidan Hanım’ın ruhu birlikte yaşıyorduk. Kendimi kimi zaman Cavidan Hanım’ın balkonundaki sallanan sandalyesinde sırtıma aldığım yün şallarıyla otururken, kimi zaman saatlerce vitrinindeki porselenleri, bibloları, konsolun üzerinde dizili olan aile fotoğraflarının çerçevelerini itinayla silerken buluyordum. Balkondaki çiçeklerini soldurmamak için gayretteydim. Görevimi artık ezberlemiştim, o başka diyarlarda huzur içinde uyuyabilirdi. Bir süre sonra Düşbaz Apartmanı’nın ikinci katında artık tek kişi yaşıyordu. Cavidan Hanım’ın ruhuyla bütünleşen ben.

Bugün evliliğimizin beşinci yıl dönümü. Salondaki ceviz saatin altın renkli pandülü sağa sola savrulurken ağır bir metalik ses çıkarıyor. Saat gece yarısı 12.00’yi gösteriyor. Dış kapıya doğru bakıyorum, sırtımdan düşürmediğim Cavidan Hanım’ın şallarına sıkıca sarılarak, belki bu gece Mert gelir diye. Bir aydır eve hiç uğramıyor. Onun için arada endişeleniyorum. Arkadaşlarından sağ fakat kafası karışık olduğuna dair haftalık bilgiler geliyor. Yüreğim böyle anlarda hafifliyor. Başka bir yerde de olsa halen nefes alıp verdiğini bilmek beni mutlu ediyor. Bugüne dair umutsuzluğun eşiğindeyim. Yerimden doğrulup ağır adımlarla kapıya doğru yürüyorum. Komidinin üzerindeki sadece bana ait olan şeye bakıyorum. Avuçlarımın içinde metali sıkıyorum. Soğuk demir etime gömülüyor. Parmaklarımın arasındaki sessiz ve kimsesiz çığlıklarım oluyor. Daha da çok sıkıyorum. Tenim sızlıyor ve keskin bir acı oturuyor avucumun ortasına. Koyu kırmızılık ince bir yol alarak dirseklerime doğru akıyor. Bir an aynadaki aksimle buluşuyorum. Cavidan Hanım’ı karşımda görüyorum. Korkuyla avucumdakini yere doğru bırakıyorum.  Mermer zeminde tiz bir ses çıkarıyor anahtar. Duvarlarda ses yankılanıyor. Beş yıldır sineye çektiğim benim sesim bu. İlk defa onu duyuyorum. Delirmiş gibi yatak odasına gidiyorum. Valizimi çıkarıp, yatağın üzerine fırlatıyorum. Eşyalarımı dolduruyorum içine sanki bir illetten kaçarcasına. Düşbaz Apartmanı’na ait hiçbir şeyi yanıma almıyorum. Sadece bana ait olan anahtarlara kıyamıyorum. Cebime koyup gecenin o saatinde nereye gideceğimi bilmeden kendimi dışarıya atıyorum. Yüzüme tokat gibi çarpan soğuk hava beni önce sarsıyor. Kendimi tekrar bulma yolunda ilk adımlarımı atıyorum. Her adımımda Cavidan Hanım’dan üzerime yapışan parçalar kaldırımlara dökülüyor. Cebimdeki anahtara dokunuyorum. Dışarının ayazına inat sıcacık. Bir an duraksıyorum. Geriye bakmadan içimde filizlenen umutla ilerliyorum seneler sonra kaderin beni tekrar Düşbaz Apartmanı’nın ikinci katına geri getireceğinden habersiz.

Eda Ketenci
Eda Ketenci
1985 Muğla doğumludur. Lise öğrenimini Muğla Anadolu Lisesinde, üniversite eğitimini Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, yüksek lisansını Ankara Hukuk Fakültesinde tamamladı. Yeditepe Üniversitesinde doktora öğrencisidir. 2010 yılından bu yana avukatlık mesleğine devam etmektedir. Asonans, Hikâyeden Gazete, Panda Edebiyat, Düş, Yeni Yazar, Derin ve Feveran dergilerde hikâyeleri ve yazıları yayımlanmıştır. Yazarın Oyun Başlasın ve Bubi’nin Deniz Macerası adında iki çocuk kitabı da bulunmaktadır.

POPÜLER YAZILAR