Pervaneler gibi dönüyorlardı birbirlerinin etrafında.
Ne tam yaklaşabiliyorlardı birbirlerine,
ne de gerçekten uzak kalabiliyorlardı.
Sanki biri diğerinin yarım kalmış duasıydı.
Biri kaçtığında, diğeri içinden çağırıyordu sessizce.
Biri yorulduğunda, diğeri su oluyordu çatlamış yerlerine.
Çünkü bazı karşılaşmalar yalnızca sevilmek için değil, hatırlamak içindi.
Adam, kadını büyütmek için şefkatle öptü önce.
Kadın, o sevgiyi kattı hamuruna; yeniden yoğurdu kendini.
Yıllardır sertleşmiş yerleri yumuşamaya başladı sonra.
Bir ömür güçlü durmaktan taş kesilmiş tarafları, ilk kez çözülüyordu usulca.
Adam da kadında unuttuğu bir şeyi gördü.
İnandığında büyüyebilen yanını…
Korkmadan bakabildiği o eski hâlini…
Kadının gözlerinde, kendi özüne açılan bir kapı buldu.
Ve ikisi de fark etti zamanla;
Sevgi, birbirine tutunmak değildi yalnızca.
Bazen birbirinin yarasına ayna olmak, bazen de o yarayı büyütmeden tutabilmekti.
Savruldular zamanla…
Rüzgârın başakları eğip kaldırdığı gibi.
Kimi zaman aynı göğe baktılar kimi zaman sırt sırta verdiler karanlığa.
Kimi zaman birbirlerinin en büyük sığınağı oldular kimi zaman da en derin korkularını uyandırdılar.
Çünkü insan, en çok sevdiğinin yanında çıkar karşısına kendinin.
Ezberleri yıkmaya baş koymuşlardı bir kere.
Kendilerine öğretilen sevgiyi taşımak istemediler artık.
Susarak, kırarak, küçülterek sevmenin adına aşk demediler.
Birbirlerine zulmetmemeyi öğrendiler önce.
Haklı çıkmaktan daha değerli şeyler olduğunu…
Bir kalbi korkutmadan da yakın olunabileceğini…
Dikenleri birbirine battığında geri çekildiler bazen.
Canları yandı.
Öfkelendiler.
Sustular.
Kayboldular kendi karanlıklarında.
Ama her defasında, dönüp yine kalplerine baktılar.
Kadın fark ediyordu artık; dikenlerle yaşamaya alışmak, sevgi değildi.
Acıya sadakat göstermek, aşk değildi.
Ve o gün yürümeye başladı sevdiğine doğru.
Kan revan içinde kalsa da…
Titreyerek…
Korka korka…
Ama ilk kez kendini bırakarak değil, kendini de yanına alarak.
Çünkü biliyordu artık;
Dikenleri sökmek, bir ömür dikenle yaşamaktan daha az acıtacaktı ikisini de.
Kanadı.
Acıdı.
Ağladı.
Bazen vazgeçmek istedi.
Ama yine de yürüdü.
Çünkü öğrenmişti;
Sevginin hakikati birbirinin özüne ayna tutmaktı…
Ve onlar, birbirlerini severek değil yalnız;
birbirlerinin içindeki karanlığa ışık tutarak dönüşeceklerdi.
Ta ki özlerine varana kadar…



