Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Dönüş

Yeliz saatine baktı. Mesainin bitmesine daha çok vardı. Gün içerisinde girdiği toplantılar ve yaptığı onlarca telefon görüşmesiyle enerjisi tükenmişti. Zihni bulanık bir nehir gibiydi; yorgunluğu bedenine sızıyordu. Gözlerini açık tutmak için direniyordu. “Eve mi dönsem?” diye düşünürken yine telefonu çaldı. Arayan Figen’di.

“Ne haber patroniçe?” 

“İyiyim, diyeceğim ama sesimden anlamışsındır. Yorgunum Figen.”

“Eh be kızım! Bu kadar yüklenme kendine! Yarım saat sonra kafede kızlarla buluşuyoruz. Ceyda’nın bize bir sürprizi varmış.”

“Sürpriz mi? Ama hiç hâlim yok. Siz…” derken Figen sözünü kesti.

“İtiraz yok. Gecikme!” dedi ve telefonu kapattı.

Yeliz toparlanırken çalışma masasındaki fotoğrafa takıldı gözü; anne ve babası ona gülümsüyordu. Yüreğine ince bir sızı yerleşti. Ne çok özlemişti onları. Evin tek çocuğu olmanın konforuyla büyüyen Yeliz, mutlu bir çocukluk geçirmişti. O yıllarda en büyük hayali; tek başına yaşamaktı. Üniversite zamanı geldiğinde İngiltere’ye gitmeye karar verdi. Ailesi onun bu isteğine karşı çıkmadı. Eğitimini tamamladıktan sonra yurda döndü, ailesinin büyük emeklerle kurdukları şirkette çalışmaya başladı. Tıpkı annesi gibi başarılı bir mimar olmuştu. Birkaç yıl sonra ailesi şirketi biricik kızlarına emanet ederek Antalya’ya taşındı. Artık yalnız ve özgürdü; tıpkı hayal ettiği gibi.

Figen’in dünyası Yeliz’inkinden çok farklıydı. Evliydi, iki çocuğu vardı. Ev, okul ve muayenehane arasında mekik dokuyordu her gün. Çocukluğundan beri hep doktor olmak istemiş, nihayetinde hayallerine kavuşmuştu. Dışarıdan bakıldığında dört dörtlük bir hayat yaşıyordu. Ancak Figen’in hiç kimsenin ve hiçbir şeyin kapatmasının mümkün olmadığı kanayan bir yarası vardı: Geçen yaz anne ve babası yurt dışına seyahate gideceklerdi. Ameliyattan çıkan Figen o gün havaalanına yetişememiş ve ailesini yolcu edememişti. Onları arayıp, “İyi yolculuklar,” demişti sadece. Son sözü bu olmuştu. O yolculuktan geri dönmemişlerdi. Kızcağız uzun süre kendine gelememiş, onu ayakta tutan tek şey evlatları ve eşi olmuştu. Yeliz yol boyunca Figen’in yaşadığı o büyük acıya rağmen, nasıl hayat dolu ve enerjik kalabildiğini düşündü. Kendi ailesi geldi yine aklına. En son geçen bayram görüşebilmişti onlarla. Bayramdan bayrama ziyaret edilen uzak akrabalar gibi.

“Geldik Yeliz Hanım,” dedi Murtaza Efendi. Geçmişten bir gölgeydi şoför Murtaza Amca, ona emanet etmişlerdi Yeliz’i.

Kafeye girdi. Ahu’yla Ceyda köşedeki masada oturmuş, hararetli bir konuşma yapıyorlardı.

“N’oluyor kızlar? Mevzu derin galiba.”

Ahu; “Gel Yelo, bugün butiğe kimin geldiğini tahmin bile edemezsin!”

“Hani, ‘Senin için ölürüm,’ diyen gereksiz bir şahıs vardı da sen İngiltere’deyken yemediği nane kalmamıştı buralarda. Onun yüzünden aylarca burnumuzdan getirmiştin hayatı,” dedi Ceyda.

“Yakup?” dedi Yeliz. Suratına aniden bir gölge düşmüştü sanki. “Ne olmuş? Boşanmış mı?”

Ceyda; “Ne boşanması? Daha önce de sağdan soldan duyuyorduk karısını sürekli aldattığını. Zavallı kadın, yaşananları bile bile nasıl da devam ediyor, mutlu çift masalını anlatmaya. İnanılmaz!”

“Allah korumuş kızım seni! Düşünsene, o kadının yerinde az daha sen olacaktın. Neyse ki ucuz atlattın!” dedi Ahu ve devam etti; “Butik kalabalıktı bugün. Ben odamda oturmuş, hesap işlerine bakıyordum. O sırada kadınlar tuvaletinden tuhaf sesler geldiğini duyunca koşup gittim. Kabinin kapısını tıklatıp içerideki müşterinin iyi olup olmadığını sordum. İyi olduğunu söyleyince de odama döndüm. İçime bir kurt düştü. Tuvaletin kapısını gözetlemeye başladım. Bir de ne göreyim? Yakup salağı koşar adımlarla çıktı kadınlar tuvaletinden. Hemen ardından da az önce iyi olup olmadığını sorduğum kadın çıktı. Kadını görünce ikinci şoku yaşadım,” derken Figen girdi kafeye. “Selam kızlaaaarrrrr!” diyerek bütün enerjisiyle hızlıca kucaklaştı üçlüyle.

“Otur ve son havadisleri dinle Figen! Eeee? Kimmiş kadın?” diye sordu Yeliz.

“Hangi kadın?” diye sordu Figen.

Ahu konuyu özetledi ve devam etti. “Servet dizisinin başrol oyuncusu Damla Güneş!”

“Yok artııkkk! Teyze diyebileceğimiz yaşlarda değil mi o? Üstelik evli!” dedi Figen.

Yeliz’in yüzü kızarmış, dününe sus pus olmuştu. Yıllardır unutmaya çalıştığı hatıraları gelmişti yine aklına. Oysa ne güzel hayaller kurmuştu Yakup’la. Arkasından çevirdiği dolapları duyduğunda, ne çok gözyaşı dökmüştü. Bazen özlüyordu o güzel günlerini ama sonrasında kendisine yaşattığı hayal kırıklıkları, özlemini nefrete dönüştürüyordu. Çocukça bir masumiyetle sevmişti Yakup’u. Ondan sonra hayatına giren erkeklere karşı hissettiği güvensizlik duygusu ve neticesinde bugün yaşadığı yalnızlık girdabı, muhtemelen onun eseriydi.

Ceyda ortamın gerginliğini dağıtmak için; “Amaaannn, bırakalım gereksiz muhabbetleri. Neyse ki Yeliz zamanında kurtuldu şerefsizden. Gelelim sürprize! Size sormadan bayram planı yaptım kızlar. Belek’teki otelin en güzel odası bizim için hazırlanacak. Cumartesi günü yola çıkıyoruz. Biletlerimizi aldım bile!”

Ceyda ve eşi on sekiz yıl süren evliliklerinde artık anlaşamadıklarını fark ettiklerinde, olayı hiç uzatmayıp sessizce boşanmışlardı. On beş yaşındaki kızıyla yaşayan Ceyda, kuzenleriyle birlikte nesilden nesile aktarılmış olan otel zincirlerini yönetiyordu. Kalabalık bir ailede büyümüş olduğundan, genellikle planlarını arkadaş gruplarıyla yapardı.

“Hepimizin ihtiyacı var aslında. Ben varım,” dedi Ahu. “Bu bayramı da bensiz geçirsin ev halkı. Çocuklar da yok zaten. Evdeki çaçaronla oğlunu baş başa bırakayım da yesinler birbirlerini.”

Ahu’nun çocukları İsviçre’de okuyordu. Yaşadıkları malikâne rahmetli kayınpederine ait olduğu için kayınvalidesiyle yaşamaya mecburlardı. Evliliklerinin ilk zamanlarından beri böyleydi bu. Kocası memnundu tabii annesiyle yaşamaktan. Görmezden geliyordu Ahu’nun evin içinde yaşadığı yalnızlığı. Ahu hiçbir zaman kendini o eve ait hissedememişti. Zamanının çoğunu geçirdiği butiği, onun sığınağı olmuştu. Gidecek başka yeri yoktu ki. Olsaydı çoktan terk ederdi o altın kafesi.

Yolculuk günü geldiğinde Murtaza Efendi kızları havaalanına götürdü. Bavulları bagajdan indirirken; “Yeliz kızım, sizinkilere selam söyle. İyi uçuşlar hanımlar,” dedi.

Aslında ailesinin yanına hiç uğramayacaktı Yeliz ama o anda ister istemez, “Aleykümselam!” lafı çıkıvermişti ağzından. İçten içe suçluluk duyuyordu. Düpedüz yalan söylemişti Murtaza Amca’ya.

Şehrin gürültülü keşmekeşinden sıyrılıp otele girdikleri an, bir huzur kapladı içlerini. Tüm dertlerini Esenboğa Havalimanı’nda emanete bırakmışlardı sanki. Otel odasına girdiklerinde İngiltere’de beraber yaşadıkları o eve, yirmili yaşlarına dönmüşlerdi. Dört gün dört geceye sığdıramadılar anılarını. Neyse ki beş gün daha vardı önlerinde.

Bayramın ilk gününün sabahı otelin terasında kahvelerini yudumluyorlardı. Karşı masada oturan yaşlı çift el ele tutuşmuş, sohbet ediyorlardı. Figen gözleri dolu dolu onlara bakıyordu. Ne çok benziyorlardı rahmetli anne ve babasına. Yeliz durumu fark edince sarıldı hemen arkadaşına. Figen daha fazla tutamadı kendini ve başladı hüngür hüngür ağlamaya. Önünde duran cep telefonunu açtı ve Yeliz’e rehberini gösterdi. “Annem&Babam” yazıyordu. Silmemişti Figen ailesinin ev numarasını, silememişti. Kendi evlatları düştü aklına.

“Kızlar, affedin beni. Eve dönmem gerek. Bayramı bensiz geçirmeye alışık değil bizimkiler,” diyerek aniden kalktı Figen.

O sırada Ceyda da Ahu’yu Antalya’da bir butik açmaya ikna etmişti. Ahu’nun gözlerinin içi gülüyordu. Nihayet kurtulacaktı altın kafesteki esaretten.

Yeliz’in yanaklarından bir damla yaş süzüldü sessizce. Elleri titreyerek telefonunu açtı. “Anne… Öğleden sonra evde misiniz? Murtaza Efendi’nin emanetini getireceğim.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
E. Burcu Bilgili
E. Burcu Bilgili
Eğitim hayatına TED Ankara Koleji’nde başladı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde okuyup COPE Sertifikası (İngilizce Yeterlilik Sertifikası) aldıktan sonra Farsça öğrenme hevesiyle gittiği Ankara Üniversitesi, Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. 1999 yılından bu yana pek çok alanda ‘Mütercim-Tercümanlık’ (İngilizce-Türkçe ve Türkçe-İngilizce) yaptı ve yapmaya devam ediyor. Geçen yıllar içerisinde yüzlerce şiir, onlarca deneme yazısı, öykü ve hikâyeler yazdı. Son olarak 2025 yılının başında, şu an basım aşamasında olan, George Orwell’in ‘1984’ adlı romanını İngilizceden Türkçeye çevirdi. Onun için çeviri yapmak, bulmaca çözmek gibi ve yazmak en iyi terapi.

POPÜLER YAZILAR