Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

İtiraf

Kendimi aldatıyorum başkalarıyla hunharca… Yarım yüzyıla beş kalan yaşamımda, “hunharca” kelimesini ilk kez kendimle aynı cümlede kullanıyorum. Çok yakışmadı sanki sakin mizacıma da kara mizahıma da… Ama ne yapayım, gerçek bu.

Şu hayatta herkese ve her şeye sadık kaldım. Bugüne kadar bana verilen tüm rolleri çok iyi oynadım. Benden beklenen gibi iyi bir evlat, çalışkan bir öğrenci, sadık bir eş, güvenilir bir dost… oldum ya da ben öyle sanıyorum. Ha buradan, ensesine vur lokmasını al biri olduğum sonucunu da çıkarmayalım; çünkü kendi enseme vurup lokmamı da ben verdim, hem de büyük bir zevkle.

Çok yaşamdan geçtim, çok yaşam da benden geçti. İçinden geçtiğim ve geçmekte olduğum tüm hayatlardaki, tüm başkalarıyla aldattım kendimi. Aldatmak yasak elmaysa vitamini kabuğunda… Hani böyle başkasına yan gözle bakmalı, yasak aşk yaşamalı, vicdanı ilmek ilmek parçalayıp gece uyku kaçırmalı, iki ya da belki daha çok hayat arasına sıkışmalı bir aldatmadan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim hepsinden daha acımasız olanı. Her aynaya baktığında yüzüne şamar gibi vuranı.

İşin kötüsü, kendimin de haberi var bu aldanıştan ama o kadar muhtaç ki bana, terk edemiyor asla. Ne yapsın, yılların alışkanlığı… Göz yumuyor, söz söylemiyor. “Kaç başkası var hayatında?” diye sormuyor. Sorsa ne derim, bilmiyorum. Cevabı derin; “Senin ve benim dışımdaki herkes kadar.” O da bu cevaptan korkuyor olacak ki bu yüzlerce yüzleşmeye maruz kalmamak için susuyor. Susadıkça kana kana yalnızlığını içiyor tek yudumda. Bazen düşünüyorum; benden daha iyi bir beni olsaydı gider miydi? Sırf bu yüzden bile daha iyi bir ben yaratmıyor olabilirim. Çünkü çok alıştık birbirimize…

Uzun zamandır yapıyorum bunu. Ailemin gündüzleri iyi ahlaklı kızı olarak, gecenin bir yarısı odamda sert tabanlı bir terlik ve bir tornavidayla köpek öldüren şarabını sessizce açmaya çalıştığım yıllardan beri yapıyorum. Ucuz mantarın dar boğazdan aşağı indiği anda çıkardığı “cluk” sesinden sonra, su bardağına doldurup lıkırdattığım yıllardan beri… Sigaranın dumanını camdan dışarı sarkıp akrobatik hareketlerle açık havada yok etmeye çalışırken, hepsinin odaya dolduğunu fark edip panikle deodorant şişesini boca ettiğim yıllardan beri… Soğuk Ankara rüzgârını içimde hissettiğim ve üşüyen kendime rağmen yine de içime hapsettiğim yıllardan beri… Gece bir yerden bir yere yürürken korkmadığım yıllardan beri… Kaybedeceklerimle henüz tanışmadığım yıllardan beri…

Mesela küçük bir kız çocuğu olduğum yıllardan beri… İp atlamayı hiç sevmediğim hâlde yeni taşındığımız mahalledeki, yeni tanıştığım yan komşunun kızıyla kaynaşmak için saatlerce ip atlardım. Oysa bilirdim, “kendim” o sırada asla orda olmak istemezdi. Dinlemezdim.

Mesela genç kızlığımdan beri… Hiç bulunmak istemediğim bir arkadaş grubu toplantısına giderken bulurdum bedenimi. Oysa o sırada “kendim” yorganı başına çekip o zamanın anlamsızca önemli ergenlik krizlerini paylaşmak isterdi benimle. Paylaşmazdım.

Şimdilerde de farklı değil. Hayatıma dokunan başkalarını, nasıl mutlu edeceğimi çok iyi bilirim ve de ederim. Kendimin mutluluğu ise sanki başkalarını mutlu etme hâliyle doğru orantılı gibi gelir.

En sevdiğim yemeği, aslında hane halkının en sevdiği olduğunu bilerek pişiririm. Keza aksi olsa yemeğin nasıl olduğunu sorma ihtiyacı duymazdım.

Özetle, insanın kendini aldatmasından daha kolay ve bir o kadar da insafsız başka bir aldatma şekli daha yok bence.

Peki, sizde durum ne?

Siz hiç kendinizi başkalarıyla aldattınız mı?
Kendiniz sandığınız şeyin, başkalarının size tuttuğu aynadan ibaret olduğunu fark ettiğiniz oldu mu hiç?

Ya da başkalarını mutlu etmenin sizi mutlu ettiği yanılgısıyla yaşadınız mı?
Belki de itiraf edemediğiniz şey, benim gibi görmezden gelmeyi öğrendiğiniz o kendinizdir.

Elif Karaman
Elif Karaman
1981’in 14 Şubat’ında Ankara’da dünyaya geldi. Okumayı yazmayı öğrendiği günden beri hep okudu, hep yazdı. 2018’de Yeşilay’ın Sağlıklı Fikirler Kısa Film Senaryo Yarışması’nda ‘Bi’ Kereden Bi’ Şey Olmaz’ adlı senaryosuyla kategori üçüncüsü olduğunda, kelimelerinin hayata dokunmasının mucizesini yaşadı. Kelimelerle oynamayı çok seviyor ve kendini bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlıyor.

POPÜLER YAZILAR