Sabriye, gece yatağında uyuyamıyordu. Bir sola dönüyor, bir sağa dönüyordu. Kocası Nevzat’ın horlamaları odanın eşyalarını yerinden oynatıyordu. Dayanılacak gibi değildi. Yastığıyla Nevzat’ın yüzüne vuruyordu. “Bir sus be adam artık,” diyerek söyleniyordu. Dağılmış yatağından kalktı. Pembe terliğini giydi. Mutfağa gitti. Su içti. Salona geçip pencereyi açtı. Sigara yaktı. Ayın ışığı sararmış yüzüne vuruyordu. Gözlerinin her gölümü kan nehrinde yüzüyordu. Yüzü solgundu. Tüm bedeni sonbahardaki sarı yapraklar gibi yıpranmıştı. Hava hafif serindi. Titremeye başladı. Yatağına gitti. Uyumaya çalıştı.
Sabah baş ve bel ağrısıyla uyandı. Mutsuzdu ve huzursuzdu. Nevzat’la ilişkileri iyi gitmiyordu. Her şeyine karışmasına, hayatına müdahale etmesine artık dayanamıyordu. Günlerin hepsi kavgayla geçiyordu. Boşanmak istiyordu. Nevzat sorumsuz, bencil bir adamdı. Elinden hiçbir şey gelmezdi. İş yerinden de çıkartılmıştı. O nedenle uzun süre işsizdi. Babasının isteğiyle evlenmişti.
“Akşam iş çıkışı direkt eve geleceksin. Gelirken de iki şişe bira bir paket de sigara getir. Sakın unutma. Kafanı kırdırtma bana.”
Cevap vermedi. Sabriye makyajını yaptı. Bir şeyler atıştırdı. İşine gitti. İş çıkışı eve dönerken markete uğradı. iki bira ve sigara aldı. Eve yürüdüğü sırada, daha önce ilgilenmediği kırık bir kapısı ile tek lambası olan; eskiden yanmış, bakımsız, sıvaları dökülen, içinde sadece tek bir sandalye olan, depo gibi bir yer gördü. Kapıyı açtı. İçeri girdi. Kimse yoktu. Pis kokuyordu. Yerlerde fare pislikleri vardı. Fotoğraflarını çekti.
“Burası işimi görür. Eğer bir daha vurursa burada öldürürüm.”
Kapıyı kapatıp eve doğru yürümeye devam etti. Saatine baktı. Geç kalmıştı. İçinde bir korku vardı. Evin ışığı yanıyordu. Zili çaldı. Geç gelmesinden dolayı Nevzat Sabriye’ye bağırdı.
“Neredesin sen bu saatte. Açım. Niye yemek yok evde?”
“Çalışıyorum. Zamanım mı var?”
“Lan, ben sana direkt eve geleceksin, demedim mi”
“Dışarda arkadaşla oturdum biraz.”
Nevzat, Sabriye’nin üstüne doğru yürüdü. Kolunu sıktı.
“Üstün başın ne öyle? Yüzündeki makyaj falan. Başkasıyla mı takılıyorsun? Gebertirim lan seni. Orospu mu olacaksın? Ha! ”
“Sen bana karışamazsın. İstediğim gibi yaşarım.”
“Lan, bir siktir git. Adamın asabını bozma. Çakacağım suratına şimdi, görecen yaşamayı.”
“Koş git, yemek yap. Hadi…”
“Yorgunum. Dışardan söyleyelim.”
“Ne demek, yorgunum, lan? Karşı mı geliyorsun bana?”
Nevzat Sabriye’ye bir yumruk attı. Sabriye’nin sol gözü şişti, morardı. Tokatlar atmaya başladı. Sabriye’nin ağzından kanlar akıyordu. Yakasından tutup yere yatırıp tekmeledi. Kafası kanlar içindeydi. Sabriye çığlık atıyor, yardım istiyordu. Yerden kalkmak üzereyken masadaki vazoyu Nevzat’a attı ama tutturamadı. Sabriye de yerden kalkıp Nevzata vurmaya çalışıyordu, gücü yetmiyordu. Bir anda yere düştü. Sabriye baygınlık geçirdi.
Akşam olmuştu. Nevzat kapıyı kilitlemiş, anahtarı saklamıştı. Sabriye gözlerini açtığında başında kuşlar uçuyordu. Acılar içindeydi. Elleri titriyordu. Kalkmaya çalıştı. Yapamadı. Bir daha denedi. Ayağı kaydı, düştü. Yeniden kalktı. Yatak odasına gitti. Nevzat horluyordu. Sessiz ve yavaş adımlarla Nevzat’ın burnuna kloroformlu bezi bastırdı. Nevzat bayıldı. Kapıya gitti. Kapı kilitliydi. Anahtarı aradı. Nevzat’ın ceketini yokladı. Kapının anahtarını aldı. Çantasından arabasının anahtarını da aldı. Kapıyı hızlıca açtı. Nevzatı hâlâ baygındı, onu güçlükle merdivenlerden sürükleyerek apartmandan dışarı çıkardı. Etrafa baktı. Kimse yoktu. Arabasının bagajına yerleştirdi. Alnından akan terler tüm bedenini ıslatmıştı. Motoru çalıştırdı. Daha önce fotoğraflarını çektiği depoya gitti. Sürükleyerek duvara dayadı. Kapıyı kapattı. Kocası kıpırdanmaya başladı. Tek olan sandalyeye oturdu.
“Senin Allah belanı versin. Hayatımı mahvettim. Şerefsiz pislik.”
Sabriye Nevzat’a bir yumruk atıp bayılttı. Ellerini kollarını bağladı. Ağzını bantladı. Tekmeler attı. Kaldırıp yerlere attı. Nevzat kanlar içindeydi. Dövmeye devam etti. Sabriye depoyu dolandı. Gündüz gördüğü pisliklerden fare olabileceğini düşündü. Deponun en sağ köşesinde iri bir fare gördü. Onu eline aldı. Kocasının bacağının üstüne bıraktı. Başka bir fare de diğer fareyi takip etti. Fareler Nevzat’ın tüm bedenini sardı. Nevzat çırpınıyor, bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Sabriye kocasını farelerle baş başa bırakıp suratına tükürdü. Geceliğini çıkartıp attı. Arabasının torpidosundaki kırmızı ruju alıp çoraklanmış dudağına sürdü. Sonra bütün yüzünü kırmızıya boyadı. Farları yaktı. Dans edebileceği yere doğru gitti.
“Oleyy. Bekleyin Sabriye geliyor.”
Sabriye nefes nefese yatağından doğruldu. Kalbinin sesleri tüm odayı inletti. “Hayıırrrr. Off ne kâbustu be. Umarım gerçek olmaz. Yoksa olur mu? Yok yok olmaz. Hödüktür mödüktür ama bana el kaldırmaz. Böyle bir adam değil ki. Ya değişirse?”
Nevzat’a baktı. Hâlâ horluyordu. Geceliğini kontrol etti. Yataktan kalktı. Geceliğini çıkartıp attı. İç çamaşırıyla kaldı. Aynada yüzüne baktı. Şişmiş gözler, dökülmüş kirpikler, çizgili bir alın, sulanmayı bekleyen çorak bir dudak…
Kırmızı rujunu sürdü. Bütün yüzünü kırmızıya boyadı. Çekmeceyi açtı. Kloroform ve pamuk oradaydı. Rahatladı. Eline aldı. Nevzat’ın yanına yaklaştı. Ellerini saçlarını okşamak için götürdü, fakat geri çekti. Nevzat sağa doğru döndü. Bir elinde kloroform diğerinde pamukla bir müddet düşündü. Kloroformla pamuğu yatağın üstüne attı. Kapıyı sertçe çekip koşarak arabasına gitti. Dikiz aynasına baktı. Motoru çalıştırdı. Farları yaktı. Müziğin sesini açtı. Oynaya oynaya gecenin tenha yollarında uzaklara doğru yol aldı.



