“Eksilmeden artalım diye başlayan dualarım zamanla
hep var olalım inancına dönüştü.
“Bugün bayram, erken kalkın çocuklar.”
O ses her şeyden önce gelirdi. Annem kapıları teker teker açar, odadan odaya geçerdi; o cümle hem bir uyandırma hem de bir işaretti: Bugün çok önemli bir gün, bugün nizamiye gibi sıraya dizilmek, el öpmek ve harçlık toplamak var.
Hepimiz jilet gibi tertemiz, en güzel giysilerimizin içinde, yaş ve boy sırasına geçmiş, evin erkeklerinin camiden dönüşünü beklerdik. Boynumuzda küçük cüzdanlarımız, kim ne kadar toplayacak diye aramızda iddiaya girmiş, gözümüzü kapıya dikerdik.
Sonra gelirlerdi. El öpme sırası uzun olurdu; kalabalıktan neredeyse bir otel kapatırdık. Masalar dolar, sesler yükselir, kahkahalar birbirine karışırdı.
O zamanlar fihristin A harfinden Z harfine kadar herkes aranır; her gittiğimiz evde eller öpülür, çeşit çeşit sofraların ferdi olunurdu. Hayat, büyüklerin etrafında dönüyor gibi hissettirirdi kendini; onlar vardı ya her şey yerli yerindeydi.
İnsan, o zamanlar fark etmiyor. Masalsı zamanları sanki sonu hiç gelmeyecekmiş, hep bir arada olacakmışız gibi yaşıyoruz. Ben de öyle yaşadım. Dualarımdan hiç düşürmediğim bir lafım vardı; “Eksilmeden artalım.” Bunu içtenlikle, her defasında diledim. Lakin büyükler bize veda etmeye başladı; birer birer, sessizce… Masa her yıl biraz daha küçüldü. El öpme sırası kısaldı, kahkahalar inceldi. Ve o lafım, bir bayram sabahı mutlulukla birlikte yok olup gitti.
En son darbe evin içine düştü. “Bayrama kaç gün kaldı?” diye diye o günü göremeden giden canım anneannemi düşünüyorum şimdi. O klasik kulplu bardakta limonlu çayın sahibini… “Bir ucundan tutayım,” deyip elleri una bulayan, canın ne çekiyor diye sormadan çoktan almış olanı. Bonkörlüğü bir mevsim gibiydi; cömert, zahmetsiz ve sorgulanamaz. Şimdi o eller yok. O ses yok. O koltuk boş.
Kaldık mı biz, çekirdek aile olarak baş başa?
Kaldık. Ve şimdi kim kimlerle toplanacak diye düşünüyorum; yine de çok şükür varız, hep var olalım. Ama o zamanların kıymetini dolu dolu yaşamanın verdiği iyikilerin yerini, keşkeler kaplıyor yavaş yavaş. En çok bundan korkuyorum: o kalabalığın, o sesin, o kulplu bardağın hatırasının zamanla solmasından. Oysa insan yaşarken bilmiyor; bir gün geriye dönüp baktığında anlıyor, o masanın aslında ne kadar büyük olduğunu.
Biz mi? Biz ne yapalım?.. Sizleri dualarımızdan düşürmeden, anılarımızı diri tutmaya çalışarak yaşıyoruz.
Hayat öyle bir döngü ki gidenlerin yerini dolduramıyoruz, biliyoruz ama alttan gelen yeni neslin mutluluğu için mücadele ediyoruz. Başka nasıl geçer ki zaten bu ömür?
Kahkahaların hep var olsun, yankılansın her yerde canım anneannem. Sen, sevgili dedem ve daha nice erkenden bizleri bırakıp gidenler… Ellerinizi bir kez daha öpmek, harçlığımı bir kez daha almak isterdim. Neyse ki artık otuz dört yaşındayım, kendi harçlığımı kendim kazanıyorum. İyi mi, kötü mü bu durum, bilemiyorum tabii.
Mübarek olsun bayramınız gökteki tüm güzellikler…



