Bazı filmler izlendikten sonra bitmez. Dibe çöker. Karşınıza insanın tüm karanlık tortularına temas ederek yüzeye getiren, küçük bir alanda insana zincirlerini hatırlatan Gerald’s Game (Oyun) filmini çıkartmaktayım.
Stephan King’in aynı isimle 1992 yılında yayımlanan kitabını, 2017 yılında Mike Flanagan’ın yönettiği bu film, insanın karanlık yönlerine âdeta bir pencere açmakta.
Film, ilişkilerini kurtarmak için soluğu ıssız bir evde alan çiftle başlıyor. Cinsellikle ilişki kurtaracağına inanan Gerald’ın akıl tutulmasına göz devirmeden edemedim.
Jessie, yatağa kelepçelendiği anda beynindeki asıl zincirlerin fiziksel forma dönüştüğünü fark eder. Kocası üzerinde ölür ve aklın zehirli oyunları baş göstermeye başlar. Film, doğaüstü korkudan tamamen yoksun; insanın iç dünyasındaki gerilime doğru bizi yolculuğa çıkarır.
Çocukluğunda yaşadığı taciz dolayısıyla travmalı Jessie, bastırdığı duygularını ilk kez bilinçdışının derinlerine indiğinde fark eder. Beyin kendini ne kadar bulunduğu ortamın çaresizliğinden kurtarmaya odaklasa da bir taraftan da asıl soruna iner. Jessie hem her zaman susmuş oluşuyla mücadele içerisindedir hem de içinde her şeyi halledebileceğine inanan güçlü kadın imajı arasında sıkışıp kalır. Ölmüş kocasının hayaleti de bir taraftan onun ne kadar itaatkâr oluşuyla ilgili alaycı yorumlarda bulunur.
Bir tarafta susuzluğu, bir tarafta iç dünyasına yolculuk arasında kalan Jessie, onun ölmesini bekleyen aç bir köpekle uğraşmaktadır. Köpeğin âdet kanının kokusunu alan baba gibi sembolize edilmesi açıkçası çok iyi detaydı. Köpek, Jessie’ye yardımcı olmaktan çok işini zorlaştırıyordu. Çünkü köpek aynı zamanda seçtiği partnerde de yeniden şekilleniyordu.
Bir karakter daha var ki… Moonlight Man. İlk izleyişimde bu karakterin bir uydurma olduğunu düşünmüştüm ya da kaldıkları yazlık evine has bir korku hikâyesi. Ama olay bundan çok uzakmış. Jessie, Moonlight Man’i her gördüğünde “Sen gerçek değilsin,” diyordu. Bir bakıma Moonlight Man, Jessie’nin yıllarca zihninde tortulaşmış karanlığın beden bulmuş hâliydi. Yaşadığı ilk taciz olayı bir güneş tutulması esnasında olmuştu. Moonlight Man ise geceleri geliyordu. Çocukluktan kalma yaraların güneş gibi yakıcı, yetişkinlikteki travmaların ise ay ışığı gibi daha soğuk ve gölgeli görünmesi arasındaki tezatlık da ayrıca hoşuma gitmişti.
Jessie, filmin sonunda geçmişin ve bugünün karanlık tortularını üzerinden atarak kendini kurtarmayı başarır. Kendini kurtardıktan sonraki süreçte Moonlight Man ile ilgili kâbuslar görmeye devam eder. Ev, kurtulduktan sonra defalarca aranmış olmasına rağmen evlilik yüzüğü bulunmaz ve Moonlight Man’e dair hiçbir iz olmaması aklına takılır.
Kendi çocukluğuna yazdığı mektupla yıllarca kendini susturmuş olmasını, acılarını ve zincirlerini geride bırakarak özgürlüğünü içine çeker. Filmin sonundaki mahkeme sahnesinde Moonlight Man’i görse bile gözleri ve aklı babasını görür. İç hesapları biten kadının “Hatırladığımdan daha küçükmüşsün,” cümlesiyle içindeki tortulardan arındığını ve hayata karıştığını görürüz.
King’in usta yazarlığını, Mike Flanagan’ın başarılı yönetmenliği sayesinde ortaya muhteşem bir anlatı çıkmış. Korku kavramını elimize aldığımızda asıl korkunun psikolojinin altında yatan bastırılmışlık, yalnızlık ve zincirler olduğunu anladığımızda hem kendimize bir ayna tutabiliyoruz hem de King gibi usta yazarları sevebiliyoruz.
Zincirlerden kurtulmak ve içinizdeki çocukla yan yana oturmak için Gerald’s Game güçlü bir deneyim sağlıyor. Belki de korkunun kaynağına bakmak kendi karanlığımızla yüzleşmekten geçiyordur.



