“sanki şiirini bilmediğim
bir fransız akşamında
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin
içimde ayak izlerin,
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan
ve ben ne zaman,
kiminle sevişsem,
hala seni aldatıyorum!”
Yılmaz Erdoğan
Bu şehre her geldiğimde aynı duyguları taşıyorum. Şehirlerin bir kokusu olur mu? Evet, olur. Bu şehir, ilk gençliğim, ilk büyük sevdam, ilk heyecanlı ve tutkulu aşkım kokuyor.
Benimse bu şehre her geldiğimde büyük bir özlem, yüreğime saplanıyor. Oysa aradan geçen yıllar, tamamen değişen hayatlarımız içinde, bu duyguların ihtişamını yitirmesi beklenir bir yürekten. Hatta belki sorgulanır, eleştirilir, zorbalanır çoğu kişi tarafından. Ama yaşamadan bilemiyorsun ki böyle duyguları.. Başına gelmeden anlamıyorsun.
Buraya geleli beş gün oldu. Yarın gece döneceğim. Ve ben gitmek istemiyorum. Onunla aynı gökyüzünün altında nefes aldığımı düşünmek bile mutlu ediyor beni. Oysa yıllardır görmüyorum onu. Haberleşmiyoruz bile hiçbir şekilde. Ama buradayken düşünmeden edemiyorum işte. Gece oluyor. Biraz alkolün etkisi, biraz özlemle sarsılan benliğimin…
Mesaj yazıyorum uyumadan önce: “Buradayım ama döneceğim yarın.”
Cevap beklemiyor gibi yapsam da bu koca bir yalan. Tabi ki de bekliyorum! Hiçbir şeyi beklemediğim kadar bekliyorum hem de. Hiçbir şeyi istemediğim kadar istiyorum. Kendi içimde verdiğim savaşa kulaklarımı tıkayıp uyuyorum.
Sabah, mesajıyla uyanıyorum. Tıpkı eski günlerdeki gibi… İçimde kelebekler kanat çırpmaya mı başlıyor, yoksa bana mı öyle geliyor, bilmiyorum.
Sonra mı? Sonra olanlar benim de hayal edemeyeceğim, olsa nasıl olurdu acaba, diye aklımdan bile geçiremeyeceğim şeyler…
Hani herkesten saklanan bir kutu vardır. Bu kutuyu hiç kimse açmasa daha iyidir ama mutlaka gidip birisi bulur ve açar. Sonrasında olanlara engel olamazsın, getirdiği her şeyi yaşarsın sadece. Sonra kutu bir şekilde yeniden kapanır ve hiçbir şey yaşanmamış gibi olur ya… Bizim yaşadığımız da tam olarak öyleydi.
Farklı şehirlerde kurulmuş farklı hayatlarımız vardı artık ve daha da önemlisi farklı insanlarla bir yola çıkmıştık ikimizde.
Bir anda açılan o kutu, bizim geçmişimizdi, gençliğimizdi, hayallerimizdi, aradan geçen onca zamana rağmen içimizde sönmemiş olan duygularımızdı…
Yıllar önce yarım kalmıştık ama şimdi tamamlamaya ne cesaretimiz vardı ne de kurduğumuz yeni hayatları dağıtma isteğimiz. Dağıtmadık da… Ama bir süre bu açılan kutuyu kapatamadık. Konuştuk sabahlara kadar. Günlerce, gecelerce… Hayaller kurduk hatta gerçekleşmesinin imkansız olduğunu bile bile…
Tabi ki sonsuz olamayacak kadar pespembeydi her şey. Yavaş yavaş uyandık ve kapandı kutu. Gerçek dünyaya döndük böylece.
Yarın vardı çünkü. Bizim dışımızda kurulmuş bir hayat…
Paralel evrende bir hayatımız varsa gerçekten onlardan birinde birlikte olduğumuzdan şüphem yok. Hala rüyalarıma girer bazen, yaşayamadığımız aşk dolu, sevgi dolu günlerimiz. Onunla bir hayatım olsaydı mutlu mu olurdum şimdikinden? Bilmiyorum. Çok da emin değilim açıkçası…
Ama her şarkı, her şiir hala bir yürek acısı…



