Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adım’sızım!

Merakın ateşinden doğmuş bir nida! Bilmiyorum demem cehaletimden değil, biliyorum demem ehilliğimden değil. Fakat içimde bir hâl var ki tarifini bulamam. Adım, sanki bir sızıya gebe!

Yürüdükçe derinleşen, durdukça içimde çoğalan bir sızı… Ne geri dönebiliyorum o yoldan ne de vardığım yeri söyleyebiliyorum. Bundan sebep, kendime bakar ve derim ki; “Benim bir adım yok, ben sadece adımları sızı olan bir yolun yolcusuyum.”

Herkesler pek bir emin görünür kendi ilminden, her sözde hükmeder, her kelamda yakın görünür. Ben ise bir arayışın yolcusu oldum; ne bildiğime kailim ne bilmezliğe mahkum. Zira bilmek de bilmemek de insanın üstüne giydiği bir gömlek gibidir; vakti gelir çıkarılır. Ben sadece adı dilimde olmayan bir hâlin yolcusuyum. 

Oysa vuslatın neşesi gerekirdi yolun nihayetinde, lakin garip bir sızı çöker taa derinlerime. 

Varırım sandığım her kapı bir ayrılığa açılır, her erişmek istediğim şey benden biraz eksilir. Evet, vardığım her yer, aynı zamanda terk ettiğim bir yere dönüşüyor. Bir veda hissi! Benden bir parça alıyor adımlarım, sanki her adımda azalıyorum.

Bu yüzdendir hep kendi adımlarıma sual eylerim. “Ey beni yollara salan adımlarım, niçin her yürüyüşümde içime bir sızı bırakırsınız? Bilmek midir insanı yola düşüren, yoksa aramak mı hakikatin asıl kapısıdır?” Benim suallerim bir şikâyet değildir; merakın ateşinden doğmuş bir nida gibidir.

Ey benim adımlarım! Ben ne ararım? Bir hakikat mi? Bir dost mu? Yoksa kaybolmuş bir parçamı mı? Dile gelin, bana yarenlik edin. Bu garip yolcuya sır verin. Okurum, yazarım, dinlerim, anlarım, gezerim, görürüm, yaşarım… Diyar diyar gezerim ama bulamam. Dağlara bakarım, yollara sorarım, rüzgâra kulak veririm. Yine de içimdeki o adı konulmamış şey, benden bir adım ötede durur. Belki de insanın kaderi bu: aramak…

Belki de hakikat, yolun sonunda değil, yolun kendisindedir.  Yine de sorarım: Ey beni yollara düşüren adımlarım, ben ne ararım? Neden adım’sızım?

                                                                             ***

Belki de bu hâl bir yetkinlik hâlidir, bilmiyorum. Belki de insanın ehilleşmesi böyle bir sızıyla başlar. Bilmediğim yollarda, bilmediğim adımlardan medet umarım. Çünkü bazen insan yolu da bilmez, adımlarını da bilmez. Ne garip, bilmiyorum diye diye bilinmez mi oluyorum? Öyle çok sordum ki! Yüreğime serinlik veren bir cevap gelir; “ Birgün cevap bulacaksın!”

Arayış ve yolda olma hâli geçmişten bugün kadar herkese eşlik etmiştir. Yunus Emre, yollarda, adımlarda arayış üzerindeydi. “Ben yürürüm yane yane, aşk boyadı beni kane.” 

Tolstoy, “İnsan mutluluğu hazır bulmaz, onu hayat yolunda yürürken arar.” Tasavvufta, “Yol, menzilden uzundur,” der. Yollar, adım adım sızıya dönüşmüş olsa da yine yürürüz; çünkü bazen bir sızının adını ancak yolda buluruz. 

                                                              ***

Bilmem ki zamanın ötesinde bana yazılmış bir ad var mıdır; kaderin defterinde adım hangi satıra düşmüştür, hangi yolda saklıdır? Lakin gönlümde dinmeyen o arayış ile yine yürürüm; diyar diyar gezer, her adımda içimde büyüyen sızının adını ararım. Belki de insanın nasibi bulmak değil, aramaktır. Ve ben hâlâ zamanın ötesinde bana yazılmış, o adı arayan bir yolcu gibi yollardayım.

Demem o ki, adın ne diye sual etseler, derim ki; “Benim adım Sızım’dır.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir
Bir şey vardı bana usul usul seslenen. "Küçük bir şehirden dünyayı görebilir, seslenebilirsin. Esas olan ruhtur." diyen. Sesin peşinden yürüdüm. O "Dünya" kitaplardı. Çantama aldığım bir ton kitapla ruhum yontulmaya başladı. Ben Bilge, Martin Eden'ın kadın versiyonu gibi hissediyorum kendimi. Bir kadının Bilgelik Yolculuğu ve bu yolun gönüllü işçisi. Ben, Bilge!

POPÜLER YAZILAR